Trump-Erdoğan dostluğunun dayanılmaz cazibesi!
NATO toplantısı vesilesiyle Ankara’da yaşanan olağanüstü günler nihayet sona erdi. Bir başka deyişle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın değerli dostu Trump’ın sempatisine mazhar olabilmek için eşi benzeri görülmemiş önlemler bitti ve Ankaralılar rahat bir nefes aldı.
Öyle günler yaşandı ki; Ankara’nın hemen bütün önemli merkezleri arabalardan, insanlardan temizlendi, görüntüsü bozuk mahallelerin önüne süslü görüntüler konularak kapatıldı, Trump’a karşı protesto eylemi yapabilecek potansiyel tehlike arz eden sivil insanlar tutuklanıp etkisizleştirildi. Trump hayranlığını öylesine abarttık ki, NATO için düzenlenen Etimesgut Havaalanı’ndaki bir binaya Trump’ın adını bile verdik.
Ama ben, en çok Trump’ın gelişi esnasında, televizyonlardaki güzellemelere bayıldım. Ekranlardaki sunucuların yüzlerindeki o “Trump tebessümü” gerçekten görülmeye değerdi. Uzmanlar, uçağının dışındaki kırmızı şeritten içindeki konforuna kadar her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatarak adeta bir Amerikan rüyası fotoğrafı çiziyorlardı. Hele iki liderin kol kola yürüyüşünü, “iki eşit gücün” fotoğrafı olarak tarif etmeleri açıkçası beni mest etti.
İktidarın abartılı hazırlıklarını ve medyadaki Trump güzellemesi yarışını görünce “İşte Mehdi’yi beklerken Türkiye’nin fotoğrafı” demek geldi içimden. Öyle ki Trump’ın uçağının tekerlerine hayranlıkla bakan gazetecilerimiz bile vardı.
Bu coşkulu karşılamadan mest olan Trump da üzerine düşeni yaptı. Türkiye’nin duymak istediği şeyleri söyledi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için “O benim dostum, biz iyi arkadaşız, harika askerleri var, o güçlü bir lider, o olmasaydı muhtemelen NATO toplantısına katılmayabilirdim” diyerek her zamanki ezberlerini tekrarladı.
Ancak Trump, iki dost arasında söylenmemesi gereken patavatsızlıklarını tekrarlamaktan da çekinmedi. İlk döneminde, rahip Brunson’la ilgili Erdoğan’a yönelik tatsız sözlerini çağrıştıran olayı, hem gelişinde hem gidişinde hatırlatmayı ihmal etmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yaptığı neredeyse her açıklamada, “Cumhurbaşkanı’nı aradım ve anında onu serbest bıraktı” diyerek, bir bakıma Türkiye’deki yargı bağımsızlığı tartışmalarını da hatırlatmış oldu.
Galiba Ankara’daki “Trump şov” için en doğru ifade “NATO toplantısı bahane, Trump-Erdoğan dostluğu şahaneydi” olsa gerek.
Bu Erdoğan-Trump dostluğunun öylesine dayanılmaz bir cazibesi var ki bu dostluk, son yıllarda ülkemizde ve Müslüman coğrafyalarda yaşanan acıların üzerini koyu ve karanlık bir perde ile örtüyor.
Bu dostluk yüzünden, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımın patronu olan Trump’a karşı, şu ana kadar Türkiye tarafından tek bir sitem cümlesi bile kurulamadı. Dahası bu dostluk yüzünden Trump’ın İran’da öldürdüğü 165 kız çocuğunun adı bile anılmadı. Talihsizlik o ki bu dostluğun cazibesi, çocukları, sivilleri katleden Netanyahu’ya “Bizim silahlarımızla iyi iş çıkardı bu adam” diye övünen bu megaloman ihtiyarın utanmazlığını da çok iyi örtüyor. Nasıl örtmesin ki, pervasız bir şekilde “Ben Netanyahu’yu da Erdoğan’ı da çok seviyorum” diyerek herkesi efsunlamayı iyi biliyor.
Bu öyle bir cazibe ki; hukuku yok ettik, adalete hasret kaldık ama hiç umurumuzda değil, yeter ki Trump’la dostluğumuza halel gelmesin.
Eminim Erdoğan-Trump görüşmesinin, iki ülke açısından bazı sonuçları olacaktır. Mesela CAATSA yaptırımlarının kaldırılması… Trump Ankara’ya gelişinde Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması gerektiğini belirterek F-35’ler konusunda bir umut ışığı yakmıştı. Ankara’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada ise “Henüz tamamen karar vermedim” sözleriyle her zamanki gibi dalgasını geçip gitti. Çünkü bu yaptırımların Amerikan Kongresi tarafından kaldırılması gerekiyor. Bunun için de öncelikle S-400’lerin Türkiye’den gönderilmesi şart. Eğer yaptırımlar kalkarsa, muhtemelen iki kere para ödeyerek F-35’leri alabileceğiz. Bu arada Trump, kasım seçimlerinde büyük yara alırsa, hayallerimiz bir başka bahara da kalabilir.
Evet, “Trump Şov” bitti biz yine kendi gerçeklerimizle baş başa kaldık. Ekonomik krizin altında ezilen emekliler, asgari ücretliler, dar gelirliler kaldıkları yerden fukaralıklarını yaşamaya devam edecekler.
Ama benim esas merak ettiğim, her vesileyle Filistin, Gazze, Kudüs nutukları atan ama Trump’ı görünce bütün ezberlerini unutan bizim şu mücahit tayfası ne yapacak?
Gerçi çok da merak etmeye gerek yok. Çünkü onların ‘insan’ diye bir derdi hiç olmadı. Eğer iktidardan izin alabilirlerse her zaman olduğu gibi Galata Köprüsü üzerinde belki bir miting daha düzenlerler, sonra da hiçbir şey olmamış gibi dua seanslarına devam ederler.
