İsrail bunu nasıl göze aldı?
İsrail geçtiğimiz Salı günü Türk sınırına 70 kilometre uzaklıktaki Ebu Zuhur hava üssünü bombaladı.
Gerekçesi, hava üssüne Türk askeri varlığının yerleşmesi idi.
Türkiye, böyle bir “askeri varlık” iddiasını yalanladı. Saldırıyı Netanyahu ve hükümetindeki saldırgan eğilimin yansıması olarak niteledi. Uluslararası camiayı, İsrail saldırganlığını ve bölgede barışı tehdit eden Netanyahu çizgisini dizginlemeye davet etti.
Suriye yönetimi adına konuşan Dışişleri Bakanı Hasan eş – Şeybani de, Suriye ordusunun oluşumunda Türkiye’nin yardımından istifade edildiğini kaydetmekle birlikte “Türk askeri varlığı” iddiasının gerçek dışı olduğunu belirterek, İsrail’in Suriye’nin güvenliğini tehdit eden tavırlarını kınadı.
Bir bilgi daha:
İsrail Nisan 2025’te de yine “Türk askeri varlığı” iddiasından yola çıkarak Hama üssüne saldırı düzenlemiş, ısınan ilişkiler Azerbaycan’ın araya girmesi ile sakinleşmişti.
ABD adına devreye giren Büyükelçi Tom Barrack ise, Türkiye – Suriye – İsrail arasında çatışmasızlığı geliştirici tedbirler alınması gereğini dile getirdi.
Olayın Türkiye – İsrail ilişkileri açısından hayati önem arz ettiğini, şimdilik Suriye’deki olayın, İsrail’in nasıl bir pervasızlık sergilediğinin göstergesi olduğunu görmek gerekiyor.
Hadiseyi doğru görmek açısından bir kere daha not edelim:
İsrail, önce Nisan 2025’te, şimdi de 19 ağustos 2026’da Suriye’deki hava üslerini bombalıyor.
Her iki bombalamada gerekçe Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının artması.
İsrail kuvvetlerinin bu bombalamaları yaparken orada Türk askeri varlığının olduğu varsayımıyla hareket etmiş olmaları durumu konuyu daha da vahim bir noktaya taşımaktadır.
Bu durumda İsrail’in Suriye’deki Türk askeri varlığını kendisi için “tehdit” olarak değerlendirdiği ve bir tür preemptiv strite (önleyici vuruş) yaptığı anlaşılıyor.
Türkiye’nin “Orada askeri varlığımız yok” yaklaşımı ise, İsrail’in askeri varlığı tehdit olarak gören yaklaşımına prim vermek gibi bir durum arz ediyor. İsrail bombardımanından kısa süre önce orada bir askeri danışman grubunun bulunduğu ifade ediliyor. Ya bu danışman grubu üste iken İsrail uçakları bombalasaydı, ne olurdu? Ya da İsrail herhangi bir Türk askeri birliği Suriye topraklarında iken saldırdığında tavır ne olacaktır?
Suriye bağımsız bir devlet ise Türkiye ile askeri anlaşmalar yapması çok tabii bir durumken, İsrail’in hem Suriye topraklarını bombalaması hem de Suriye’nin Türkiye ile ilişkilerine kendince sınırlar getirmeye kalkması gerçekten ortada Suriye adına çözülmesi gerekli hayati bir durum bulunduğunu göstermektedir.
Rejim değişikliğinden bu yana İsrail, Suriye üzerinde bir tür ipotek mekanizmasını işletmektedir.
Zaten Golan Tepeleri çok uzun süredir İsrail işgali altındadır.
Yeni yönetimin oluşmasından bu yana da İsrail’e sınır bölgelerde askeri harekatın ardı arkası kesilmemektedir.
İsrail’in Suriye ile ilişkilerinde bir şey daha dikkat çekiyor: O da, İran nüfuzunun ortadan kalkmasından sonra Türkiye’nin Şam ile ilişkilerindeki gelişmenin İsrail tarafından “tehdit değerlendirmesi” kapsamına alınmasıdır. İsrail’in “tehdit değerlendirmesi” kapsamına aldığı İran ile ilişkilerini gördük.
Son saldırıdan sonra Türkiye’nin İsrail’e, Netanyahu hükümetine yönelik tepkisi yeterli midir?
Netanyahu hükümetinin başına buyrukluğuna yönelik uluslararası camiada var olduğu sanılan tepkinin, İsrail’in saldırganlığını, genişleme politikalarını dizginleme beklentisini reel midir?
Amerika’nın, yer yer Trump’ın Netanyahu’ya yönelik kınayıcı yaklaşımı, İsrail’i dizginleme kapasitesi taşımakta mıdır?
Gerek sayın Cumhurbaşkanı gerekse Cumhur İttifakı ortağı Devlet Bahçeli, TBMM kürsüsünden “İsrail’in Türkiye için tehdit oluşturduğu” tezini seslendirmişlerdir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bir çok ortamda İsrail’in “saldırganlığı”nı, “genişleme politikası”nı, bölge için tehdit oluşturduğunu dile getirmiştir.
Biliniyor ki bu tehdidi, ABD’nin ve Batı dünyasının İsrail’e yönelik sınırsız desteği besliyor.
Türkiye NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. NATO’nun başat ortakları İsrail’in de arkasında. İran’ı Amerika ile İsrail birlikte vurdu. Netanyahu’nun Gazze vahşetinde Trump desteğinin büyük payı var.
Belli ki Amerika ile Suriye’deki terör yapılanmasının arkasındaki desteğin çekilmesi noktasında bir mutabakat gerçekleşti.
Amerika ile İsrail’in bölgedeki problematik varlığı konusunda bir uzlaşma zemini oluşur mu? Netanyahu giderse -gider mi?- İsrail değişir mi?
Bu savaş makinası hüviyetiyle İsrail’i bölgede ya da uluslararası camiada hangi güç normal bir devlet statüsüne indirgeyebilir?
Zor sorular. Bu soruların önemli bir kısmı bizim uluslararası ilişkilerimizi de derinden ilgilendiriyor.
Dilerim İsrail, tepkilerimizin sınırlı dozajından dolayı cesaret bulmaz.
