Daron Acemoğlu’nun liberalizmi
Liberal demokrasilerin gerilediği, ‘seçimli otokrasi’ veya ‘rekabetçi otoriterizm’ denilen popülist hareketlerin yükseldiği bir çağdayız.
Huntington demokrasinin “üç dalga”sından bahsetmişti.
1- Kabaca, Fransız devriminden 20. Yüzyıl başlarında Faşizmin ve Komünizmin yükselişine kadar…
2- Demokrasinin İkinci Dünya savaşı sonrası yükselişi. Fakat 1960 ve 70’lerde askeri darbelerin ve yine totaliter hareketlerin yükselmesiyle demokrasinin bu ikinci dalgası kesilmişti.
3- 1970’lerin sonuna doğru demokrasinin “üçüncü dalga”sı başlamış, 1990’larda Berlin Duvarı yıkılmış, Sovyet sosyalizmi çökmüştü. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu”nu yazdığı dönemdir.
Fakat 2000’lerde, Acemoğlu’nun deyişiyle “rüzgar tersine döndü.”
Artık “seçimli otokrasiler” yükselmeye başladı. Andreas Schedler’ın “Seçimli Otoriterizm” kitabı 2006’da yayınlandı. Kitapta Türkiye bu kategoride değildir. Fakat Jan-Werner Müller’in 2016’da çıkan “Popülizm Nedir” kitabında, Erdoğan iktidarı, verilen örneklerden biridir.
Artık bütün araştırmalarda Türkiye “Seçimli otokrasi” veya “seçimli / yarışmacı otoriterlik” kategorisinde yer alıyor. Merhum Ergun Özbudun da Türkiye’nin bu kategoride olduğunu yazmıştı.
Ayrıntılı tahlilleri, Göteburg Üniversitesi’nin V-Dem araştırmalarında bulabilirsiniz.
Görülüyor ki, Acemoğlu adı etrafında kopan entelektüel tartışma Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
‘OTOKRATLARIN ÇEKİCİLİĞİ’
Dünyanın en saygın iktisatçılarından Nobel ödüllü Daron Acemoğlu, liberal demokrasilerin gerilediğini öteden beri yazıyor. 2020’de çıkan “Dar Koridor” kitabının da konusu buydu. Meraklılara, kitabın özellikle “Otokratların çekiciliği” bölümünü okumalarını tavsiye ederim. (Sf. 465)
Tamam, ileri teknolojinin yarattığı gelir dağılımı uçurumuna ve küreselleşmenin kolaylaştırdığı göç sorunlarına liberal (özgürlükçü) demokrasiler çözüm üretemedi ama üreten var mı?
Otokratların elit düşmanı ve popülist söylemleri onları “çekici” kılıyordu ama değil reform programı, teorileri bile yoktur.
Gelir dağılımının dünya çapında böylesine bozulduğu bir dönemde Marksizmin yükselmiyor olması önemli bir veridir. Çünkü zamanımızdaki sorun, Marks’ın zamanındaki endüstriyel burjuva-proletarya çelişkisi değil…
Sanayi-ötesi, bilgi çağı gibi isimler verilen bir çağdayız.
Muhtemel çözüm imkanlarına teorik bir tutarlılıkla ışık tutan, “Hangi Liberal Demokrasi” kitabı ile Daron Acemoğlu oldu. (Doğan Kitap,)
GELİR UÇURUMU
Acemoğlu’nun yeni çıkan “Hangi Liberal demokrasi” kitabında belirttiği gibi, John Locke’tan, Mill’den Hayek’e klasik liberaller “ortak refah” vaad etmişlerdi. Batı’da büyük ölçüde de gerçekleşmişti. Fakat, Amerika’da “en zengin yüzde 1’lik hanehalkının ulusal gelirden aldığı pay 1980’de yaklaşık yüzde 10 seviyesindeyken, 2019’da bu oran çarpıcı bir artışla yüzde 19’a yükseldi. Ülkenin toplam servetinden aldıkları pay ise daha çarpıcı bir boyuttaydı: Yaklaşık yüzde 35.”
Dahası: “Amerikalıların neredeyse dörtte üçü, çocuklarının maddi açıdan bugünden daha kötü durumda olacağına inanıyor.” (s. 21)
İşte, her ülkede şu veya bu boyutta kendini gösteren çağın sorunu!
Yükselen popülist otokrasilerin zeminindeki sorunlar.
Çözüm deyince, popülistler hamasi retorikle durumu daha da bozuyorlar.
Acemoğlu çözüm olarak sosyalizm demiyor; “işçi sınıfı liberalizmi” diyor. Verdiği örnek Roosvelt’in New Deal politikalarıyla Avrupalı sosyal demokrasiler…
TEMEL İLKELER?
Neden liberalizm diye ısrar ediyor? Evvela baş ilkesi “özgürlük” olduğu için… Ayrıca “yanılabilirlik”, “deneysellik” ve “farklılık” ilkelerine çok önem verdiği için… “Tahakkümsüzlük” ilkesini önemle vurguladığı için…
Dikkat ederseniz, devlet yönetimi için “bilimsel”lik yahut “akılcılık” gibi pozitivist dogmalar önermiyor, elbette teokratik dogmalar da önermiyor.
Kitabın en beğendiğim bölümlerinden biri kuvvetler birliğinin baş teorisyeni Rousseau’ya yönelttiği eleştirilerle, Marks’ın hukuku sınıf mücadelesine indirgemesine yönelttiği eleştirilerdir.
Netice itibariyle şöyle diyor: “Liberalizmin yeniden doğuşu teknik tartışmalar veya teknokratik çözümlerden gelmeyecektir. Toplum mühendisliğiyle ortaya çıkmayacağı da kesin. Ancak liberalizmin ifade özgürlüğü, toplum ve ortak refaha olan güçlü bağlılık gibi temel değerlerine geri dönülmesiyle ortaya çıkabilir.” (s.333)
Özetin özeti olarak diyebilirim ki, rekabetçi piyasa, hukuk devleti, bağımsız merkez bankası ve rekabet kurumu gibi güçlü kurumlar ve bilhassa dev şirketlere etkili regülasyonlar öngörüyor.
The Economist, kendi seviyesine yakışmayan bir polemikle bu yüzden Acemoğlu’na saldırdı, cevabını da aldı diye düşünüyorum.

