Bir maçtan çok daha fazlası
Gece yarısı saat 00.30… Diyarbakır Stadyumunun etrafındaki caddeler tıka basa dolu… Taksiler, özel araçlar, otobüsler, motosikletler, kamyonlar… Gürültülü müzikler, Kürtçe şarkılar, çığlıklar… Konfetiler, zafer işaretleri, havai fişekler… Binlerce araç, on binlerce insan…
Amedspor-Erzurumspor maçı biteli bir saat olmuş ama caddeler kilitlenmiş durumda… Neredeyse tamamı Amedspor forması giymiş taraftarların evlerine gitmeye niyeti yok gibi… 10 yıldır yenemedikleri (Arnavut teknik direktör Besnik Hasi maç sonu açıklamasında buna vurgu yapıyor) Erzurumspor’u 3-0 gibi ezici bir skorla yenmiş olmanın gururunu doyasıya yaşamaya, bu çok anlamlı çok özel sonucu kutlamaya kararlılar. Yolu kesip halay çekenler, ağır aksak ilerleyen trafikte aracını durdurup o halaylara eşlik edenler, flamalarla, formalarla ve zafer işaretleriyle eğlenenler için bu gece hiç bitmeyecek gibi… Böyle bir kutlama görülmüş değil; dünya şampiyonu olan İspanyolların bile bu kadar eğlenmediği kesin!
Öncesinde tahmin edildiği ve sonrasında görüldüğü gibi bu maç sıradan bir maç değil/miş…
NE KADAR SPOR NE KADAR SİYASET?
Amedspor’un Erzurumspor’u süper ligin ilk maçında farklı bir skorla yenmesi, spordan daha çok siyasetin ilgi alanında yer etti. Erzurumspor’un senelerdir kapalı tutulan tribünlerinin ve bir türlü yapılamayan stadının tersine çok etkileyici ve çok gösterişle bir stat Diyarbakır stadyumu; maç ev sahipliği yaptı bu müthiş stat. Aynı zamanda İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile diğer siyasetçilere de… Futbolu da siyaseti de takip edenlerin “İyi ki böyle bir dönemde İçişleri Bakanlığı koltuğunda Mustafa Çiftçi gibi mutedil biri oturuyor. Soylu tipi politikacıların bu makamda olmaması süreç açısından büyük şans!” dedikleri Mustafa Çiftçi’nin tribünde olmasının sembolik bir değeri vardı hiç şüphesiz.
Bu durumun, yani İçişleri Bakanının tribünde olması, sürecin başarısı açısından bir gösterge olarak mutlaka anlam taşıdığı düşünülen bu maçı ve ortamı etkiledi mi peki?
Hem evet hem hayır!
Evet, çünkü, bazı gözlemcilere göre, son maç öncekilere göre centilmence geçti. Bakan Çiftçi de maç sonu paylaşımında “Diyarbakır Stadyumunda, sporun barış ve kardeşlik ruhuna yakışır bir futbol şölenine şahitlik ettik.” ifadelerini kullandı.
Hayır, çünkü, maçın öncesinde Amedspor taraftarı Erzurumspor takımını ve bir avuç taraftarının tezahüratlarıyla adeta boğdu; o taraftarın epey bir kısmı maçın başında İstiklal Marşını ıslıkladı! Maçın başlarında sahaya yabancı maddeler attı… (Bu sebeple daha ilk haftadan PFDK’ya sevk edildi kulüp!) Maçın hemen başında Erzurumspor’un bulduğu golün iptal edilmesinin gerilimi ve muhtemel saha olaylarını önlediği yorumları da yapıldı…
Yani çözüm sürecinin, çerçeve yasanın gündemin ilk sırasına yerleştiği bir ortama denk gelen sezonun en önemli maçı yorumcuların, siyasetçilerin ve gözlemcilerin bakış açısına göre farklılık arz eden bir şekilde başladı, oynandı, bitti ve kutlandı!
TEMENNİ AYRI GERÇEK AYRI
Çözüm sürecinin, terörsüz Türkiye hedefinin başarılı olmasını dilemek, istemek, beklemek ve elden gelen çabayı göstermek gerekiyor; buna kimsenin itirazı yok. Ancak bunun nasıl olacağı, neye mal olacağı, sonucun hedefle uyumlu olup olmayacağı net değil. Ama net olan bir şey var: Temennilerle gerçekler örtüşmüyor.
Bingöl Genç’te bir astsubayın köy karakoluna atanmış olmasını hiç dert etmiyor oluşu, “Geçen de göreve çıktık, bir köye gittik, bizi yemeğe davet edenler, ‘Önce yemeğimizi yiyelim, çayımızı içelim, sonra görevinize başlarsınız!’ dediler, çok mutlu olduk, rahatladık” demesi…
Diyarbakır Lice’de 80’indeki Ali amcanın, “Burada çok şeyler gördük, inşallah onlar bir daha yaşanmaz” diye umuda kapılması…
Ağrı’da genç bir sosyoloğun “Tribünlerin fikri olmaz, onların taşkınlıklarını ya da sloganlarını çok ciddiye almamak lazım, buralarda herkes umutlandı” şeklindeki rahatlığı…
Diyarbakırlı gazetecinin Amedspor’un ilk maçında güzel bir ev sahipliği yaptığını, maçın Ümit Özdağ tipi aşırılıklara iyi bir cevap olduğunu, benzer centilmenliğin Bursa’da, Trabzon’da, Kocaeli’nde de yaşanmasının beklendiğini yazması…
Hepsinden önemlisi Diyarbakır, Siirt, Bitlis gibi bölge illerinde hayatın nihayet doğal akışında seyretmesi…
Bunların hepsi güzel, hepsinin bir değeri ve anlamı var…
HASSASİYET YÜKLÜ BİR BAGAJ
Ama mesela…
“Amed-Erzurum maçı çerçeve yasaya uygun bir maç oldu!” diye Erzurumspor’un golünün iptaliyle Amedspor’a kolaylık gösterildiği ve bundan sonra da Amedspor’un kollanacağı imasında bulunanlar…
Erzurumspor’un maruz kaldığı muameleyle bu sürece kurban edildiğini savunan taraflı tarafsız gözlemciler…
Diyarbakır ve Batman’daki sokak röportajlarında “Erdoğan mı Demirtaş mı?” sorusuna yüzde 80 civarında “Demirtaş!” cevabının verildiğini hatırlatanlar…
Camide, çarşıda, maçta dikkat çeken ve süreçte hep göz önünde olan bir AKP’li politikacı ile ilgili olarak “Bakma sen onun öyle göründüğüne, tabandaki karşılığı çok azdır!” diyen Diyarbakırlı bir gazeteci yazar…
“Biz senelerdir kale arkasında maçı izlemeye mecbur ve mahkûm edilmişken burada bu müthiş statta maç izliyor Amedspor taraftarı ama İstiklal Marşını ıslıklıyor!” diye hayıflanan taraftar…
Ve belki en önemlisi “teröristbaşı Meclis’te konuşma mı yapar” diye başlayıp küfürle devam eden sloganın yükseldiği neredeyse bütün tribünler…
Bunlar da yabana atılmayacak, hafife alınmayacak, görmezden gelinmeyecek yükler…
Yani sorunun öbür tarafında da ciddi bir ‘yük’ ve önemli bir ‘bagaj’ bulunuyor. Bu yükü ve bagajı atmak, sırtlamaktan kaçınmak, hafife almak, ayakları yere basmayan birtakım gazeteci ve siyasetçilerin yaptığı gibi olanı biteni yanlış yorumlamak sürecin nihai hedefine uymaz.
Bu bagajı dikkatli taşımak, birilerini sevindirirken diğerlerini üzmemeye, bir kesimi (mesela bir takımı, bir şehri, bir grup siyasetçiyi, bir lideri) memnun ederken diğerlerini mağdur ve yem etmemeye hassasiyet göstermek lazım.
Bu ülke Türklerin, Kürtlerin ve bu topraklarda yaşayan herkesin ülkesi…
Birinin mağduriyeti diğerinin sevincinin bedeli olmamalı…
Amedspor’un başarısı, Amedspor taraftarının gecelere yayılan mutluluğu Erzurumspor’un, Trabzon, Kocaeli, Bursa gibi takımların mutsuz edilmesiyle sağlanmamalı, tribünleri tahrik edecek, mağdur ve mutsuz edecek şeylerden uzak durulmalıdır. Süreç siyasetin öncülüğünde yürüyor olsa da Futbol Federasyonu da büyük kitlelerin doğrudan muhatabı olduğu için bu süreçte daha hassas davranmalıdır.
Zaten hep söylenir ya, “futbol asla sadece futbol değildir!” İçinde bulunulan süreç dolayısıyla bu söz daha bir anlamlı hale gelmiş görünüyor; futbolu siyasete kurban vermemek, herkes için en doğrusu olacaktır.
Bir maçtan daha fazlasıydı geçen hafta sonu oynanan Amedspor-Erzurumspor maçı ve bu maç da gösterdi ki iyi şeyler olmasını temenni etmekle olan biteni görmezden gelmek aynı şey değil.
*Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.
