Reis raconu kesti: Herkes yerini bilsin

Hep muhalifler önce ümitlenip sonra hayal kırıklığına uğrayacak değiller ya… Bu sefer de hiç değilse bir kısım Ak Partili önce ümitlendi, sonra hayal kırıklığına uğradı.

Bir bakanın rüşvet alması, bir grup iş insanının siyasi kayırma sebebiyle haksız kazanç elde etmesi dünyanın her yerinde olan şeyler. Bizde de oluyor, oldu.

Dünyanın geri kalanından, en azından Batıdaki demokratik denetim sahibi ülkelerden farkımız, özellikle son 25 yıldır bizde hesap verme mekanizmasının çalışmaması ve giderek hesap sormanın da anlamsızlaşmaya başlaması.

Muhalif kesimler böyle her hesap sorma girişiminde, ortaya çıkan hadisenin de büyüklüğüne bakarak ümide kapıldı, “Yok canım, bundan da kaçamazlar, hesap vermek zorunda kalırlar” diye düşündü.

Ama o hesap verilmedi. Muhalif kesimler de her seferinde hayal kırıklığına uğramaktan yorgun düştü, dediğim gibi artık hesap sorma işleri bile eskisi kadar yüksek sesle yapılmıyor, medyada kendine eskisi kadar yer bulmuyor, bulsa bile okuyucular tarafından artık ciddiye alınmıyor.

Maalesef durum bu.

Son fon soygunun bir farkı oldu. Bu kez hesap sorma hevesine Ak Partililer kapıldı.

Bu hevesin gerekçesi aslında biraz faullüydü ama olsun.

Şu deniyordu:

“Bu soygunla Cumhurbaşkanımızın asla ve kata ilişkisi yoktur ama çok belli ki onun gücünü kötüye kullanan bir kısım iktidar uzantısı, Tayyip erdoğan’a ihanet ederek bu işin içinde rol almışlar, ceplerine para atmışlar. Reis bunları tamamen temizlemezse bu fon soygunu ona seçim kaybettirebilir. Aman Reis seçim kaybetmesin, bunun için de bu hainlerden hesap sorsun.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, bu olaya ilgili yaptığı az sayıda konuşmada edilebilecek en beylik lafları etti, “Herkesten hesap sorulacak, kimsenin haksız kazancı yanına kalmayacak” dedi.

Ama bu beylik laflar Ak Parti kanadından gelip hesap sorulmasını isteyenleri çok sevindirdi, “İşte gördünüz Reis de büyük oyunu gördü ve hesap soracak, sonuna kadar gidecek” diye düşündüler.

Fatma Betül Sayan Kaya için kimsenin onu savunmaya kalkmaması “hesap sorulsun” diyenlerin cesaretini arttırdı, bu genç kadın en ağır eleştirileri muhalif kesimlerden değil Ak Partili bilinen kesimlerden aldı.

Fakat ne zaman ki sıra partinin ağır topu Hayati Yazıcı’nın oğluna geldi; orada bir çizgi çekildi. Ama bu çizgiyi fark etmeyenler oldu.

Mesela Ak Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram.

Ak Parti’de milletvekillerinin öyle canları istediği zaman televizyona çıkması yasak. Partiden izin almak gerekiyor.

O yüzden uzun yıllardır TV’de Ak Parti’den kimseyi herhangi bir konuda tartışmacı olarak göremezsiniz; onlar çıkmadığı için de medyamızda yeni bir sınıf oluştu: Ak Parti adına konuştuğunu öne sürenler.

Bunların bazıları gazeteci sıfatını da taşıyor, bazıları ise araştırmacı veya öylesine kanaat önderi. Bunların Ak Parti’yi ne kadar temsil ettiği hep tartışmalı, bazen keskin bir konu olduğunda parti rahatça “Bizimle ne ilgisi var o kişinin” deyip bu “sözcü”leri iyot gibi ortada bıraktığı da çok oldu.

Ama Serkan Bayram farklıydı. Çünkü halen Ak Parti Meclis Grubundaydı.

Önce muhalif bilinen NowTV’ye çıktı, ardından da bir başka muhalif kanala, HalkTV’ye.

Çok sert konuştu, özellikle Fatma Betül Sayan Kaya hakkında. Ama partisine de ağır eleştiriler yöneltti, bu soygunda “Ak Partililer”in yer aldığını, fayda sağladığını öne sürdü. Her seferinde Reis’i koruyarak, bu işleri ona bulaştırmadan, hatta yolsuzluk yapanların ‘Reis’e ihanet ettiğini’ söyleyerek.

Ama pazar günü onun için de racon kesildi. Sanki Stalin’in Sovyetler Birliği’nde veya Mao’nun Çin’inde yaşıyormuşuz gibi uzun bir “özeleştiri” metniyle özürler diledi, Reis’ten “helallik” istedi.

Şimdiden söyleyeyim, bir sonraki seçimde Serkan Bayram’ı milletvekili listesinde görmeyeceğiz.

Mustafa Yazıcı’nın isminin geceyarısı savcılığın mal varlığına tedbir konacak kişiler listesinden çıkmasıyla mesajı almayanlar herhalde pazar günü Serkan Bayram’a diletilen özürle almışlardı. Onlar da susacaklar.

Kim mi onlar? Önce tabii eski milletvekili Şamil Tayyar. Sonra Metin Külünk. En öne çıkan üç YeniŞafak yazarı ve TV programcısı: Ersin Çelik, Aydın Ünal ve İsmail Kılıçarslan.

Türkiye’de kimsenin bir diğerine ahlaki üstünlük iddia etmesine imkan yok.

Ancak geleneksel olarak Türkiye’de İslamcı siyaset yapan partiler ve onların mensupları hep kendilerine üstü örtük bir ahlaki üstünlük atfederler; bir kısım seçmen de onları öyle görür, Allah korkusunun onlara ahlaki yanlış yaptırmayacağını varsayar.

Ama tabii, iktidar olmak, başkaları üzerinde kullanılan güce sahip olmak ahlaki ilkeler bakımından çok büyük bir sınama.

Son 25 yılda sık sık gördük, bu sınavların her birinde Ak Parti, ahlaki ilkeler yerine iktidarı tercih etti. O iktidarını ahlaki ilkelerinden vazgeçmek pahasına savundu, önceledi.

Şimdi bir kez daha Tayyip Erdoğan kalkanını kaldırdı ve partisinde veya iktidarının çeşitli kademelerinde görev yapanları feda etmeyeceğini, bunların feda edilmesini isteyenlere de izin vermeyeceğini belli etti.

İşin ilginci, bu fedayı isteyenler de aslında iktidarı önceliyordu. “Onları feda etmez ve adam akıllı bir hesap vermezsek seçilme şansımızı kaybederiz” diyorlardı.

Tayyip Erdoğan onlarla aynı fikirde değil, “Esas yol arkadaşlarımızı veya çocuklarını feda edersek seçilme şansımız tehlikeye girer” demeye getirdi.

Reis raconu kesti, bütün parti hizaya girer şimdi.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.