Acaba aynı sudan içipbiz de mi delirsek

Son dönemde gerek siyasi, gerekse toplumsal hayatımızda öylesine akla ziyan şeyler oluyor ki, doğrusu insanın acaba biz de mi çıldırsak diyesi geliyor. Malum masalda; bir adam rüyasında, çeşme görür. Bu sudan içen herkes delirir, sadece rüyayı görenin kendisi ve karısı içmedikleri için delirmezler.

Derken, bu deliler toplanırlar ve bir devlet kurarlar, kanunlar icad ederler, sudan içmeyenlere zulmederler ve deli diye onlara hakaret ederler. Rüyayı gören adam sonunda dayanamaz; "Gel hanım! Bu böyle olmayacak. Bizde o sudan içip onlar gibi delirelim" der.

Biraz uç bir örnek oldu ama galiba tam da böyle günlerden geçiyoruz. Makuliyet dilinin kaybolduğu, akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan haller içindeyiz kısacası...

Kelimenin tam anlamıyla bir çıldırmışlık hali yaşanıyor memlekette. Yoksa şu cümleler başka türlü nasıl izah edilebilir ki...

“Erdoğan doktor raporu ile görevden alınsın.”

“Gerekirse saraya yürürüz.”

“Onlar bu ülkeden defolup gidecekler.”

“İstesek seni sinek gibi ezeriz.”

Yukarıdaki cümleler bu ülkenin siyasetçilerine, gazetecilerine ait. Doğrusu çok merak ediyorum, acaba bu insanlar bizim bilmediğimiz bir sudan içtiler de bizim mi haberimiz olmadı.

Neler oluyor Allah aşkına, bu memlekette hiç mi makul insan kalmadı?

Yani muarızımız olan siyasi liderlere küfredelim, parti binalarını taşlayalım, beğenmediğimiz gazetelere saldıralım, hoşlanmadığımız yazarları tehdit edelim... Demokrasiden anladığımız bu mudur? Siyaseten tatmin olabilmek için illa birbirimizin gözlerini oymamız mı gerekiyor?

Hasılı kelam önümüzde çok vahim bir tablo var.

Devlet her gün canımızı yakan, annelerin yüreğine ateş düşüren katil ve aşağılık bir terör örgütüne karşı kapsamlı operasyonlarla ciddi bir mücadele yürütüyor. Ama bazı siyasetçilerimiz en azından söylem düzeyinde teröre karşı bir ittifak fotoğrafı vermek yerine, küçük siyasi hesaplarıyla uğraşıyorlar.

Siyasetçi elbette siyaset yapacak, buna hiçbir itirazım yok. Kaldı ki demokrasilerde cumhurbaşkanları da, başbakanlar da, siyasi parti liderleri de herkes eleştirilebilir. Demokrasiyi bir açık toplum rejimi kılan da bizatihi bu eleştirilerdir.

Ancak eleştiriyi doğrudan kişisel hakarete ve adeta infaza dönüştürmenin nasıl bir demokratik hak olduğunu anlamakta doğrusu güçlük çekiyorum. Acaba diyorum adlarının önünde saygın unvanları bulunan bu siyasetçilerimiz, öfkelerinin bir bölümünü de PKK'ya karşı kullansalar daha iyi olmaz mı?

Özellikle muhalefet partilerinin akıl ve mantık sınırlarını zorlayan çılgın tavırlarını izah etmek gerçekten mümkün değil. Şu anda yaşadığımız acımasız terörün faturasını AK Parti’ye kesmek, tıpkı masalda olduğu gibi o çıldırtan sudan içmekle izah edebilir.

Düşünün ki her zaman PKK konusunda en şahin konumda olan ve şimdi AK Parti’yi HDP’nin önünü açmakla suçlayan MHP, vesayet rejimini bitiren 2010 referandumunda HDP ile aynı çizgide durmakta bir beis görmedi.

Yine CHP 7 Haziran öncesinde HDP ile aynı mevzide neredeyse omuz omuza durarak ve de AK Parti düşmanlığında birleşerek seçim çalışması yürütmüştü.

Muhalefet partileri, bazı gazeteci ve yazarlar AK Parti’yi şeytanlaştırarak kendilerini tatmin edebilirler. Ama bu tavırlarının PKK’nın kanlı eylemlerine aleni ve zımni bir destek anlamına geldiği gerçeğini değiştiremezler.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum