Elveda demokrasi!..
Ne talihsiz bir ülkeyiz ki, 70-80 yıllık bir tecrübeye rağmen demokrasimizin başına gelmedik kalmadı. Ne zaman “Galiba bu kez başarıyoruz, makus talihimizi yenerek biz de normal demokratik bir ülke olacağız” diye umutlansak daha sevincimizi bile yaşayamadan tarifi imkansız sıkıntılara maruz kalıyoruz.
Türk siyaseti, çok ağır askeri darbelere maruz kaldı, demokrasiye tuzaklar kuruldu ama sonunda darbeciler bir şekilde evlerine döndüler ve siyaset, yaralarını sarmayı başardı.
Ancak şimdi dünyada bir eşi benzeri daha bulunmayan, üstelik de demokratik yollarla seçilmiş sivil bir iktidar döneminde “butlan” elbisesi giymiş yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Aslında şu saatten sonra hukuktan, adaletten, hakkaniyetten, hatta anayasal demokrasiden söz etmenin çok da fazla bir anlamı yok. Zira biz artık demokratik kuralların geçerli olduğu, ‘hukuk devleti’ anlayışının hakim olduğu, şeffaf ve öngörülebilir bir ülke değiliz.
Bu ülkede siyaset yapan, az da olsa hukuk bilgisine sahip hatta sokaktaki insan bile bilir ki milletvekilinden, belediye başkanına, belediye meclis üyeliklerinden muhtarlara ve partilerin kongrelerine kadar bütün seçilme işlemlerinin tek karar mercii Yüksek Seçim Kurulu’dur. Üstelik de YSK’nın verdiği kararlara itiraz için bir üst mahkeme de yok. Çok net olarak ifade etmek gerekirse İstinaf Mahkemesi’nin, CHP’nin 38. Kurultayı ile ilgili verdiği “mutlak butlan” kararını hukuk mantığı ile izah etmek mümkün değildir. YSK’yı yok sayarak verilen bu karar, Türk demokrasisini de Türk siyasetini de derinden yaralayan bir karardır.
Bu arada, yeni oluşturulan YSK yönetiminin kendi kararlarını inkar eder bir noktaya geldiğini de bir yere not etmekte yarar var.
Şimdi lütfen şu fotoğrafa dikkatle bakar mısınız? 12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan Milli Güvenlik Konseyi, darbe sonrasında tüm siyasi faaliyetleri durdurdu. Sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Adalet Partisi (AP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Milli Selamet Partisi (MSP) dahil olmak üzere tüm siyasi partiler kapatıldı ve mal varlıkları hazineye devredildi.
Yıl 2026, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ‘butlan’ kararı ile kapatıldı. Şimdi birileri çıkıp “Bu parti kapatma değil, sadece mahkemenin verdiği bir butlan kararıdır” diye aklımızla alay etmeye kalkmasın. Bunun anlamı, çok açık bir şekilde Türkiye’nin birinci partisi olan CHP’nin kapısına kilit vurmaktır, demokrasiyi ve anayasayı askıya almaktır.
Kuşkusuz bu sadece CHP açısından değil bütün siyasi partiler için de ciddi tehlike oluşturan bir karardır. Eğer anayasal bir üst kurum olan YSK’nın kararları yok sayılacaksa, yarın bir yerel mahkeme kararıyla herhangi bir muhalefet partisinin kapısına da aynı şekilde rahatlıkla kilit vurulabilir.
Öylesine tehlikeli bir adım atıldı ki; bundan sonra YSK denetiminde yapılan her seçim için hatta bir muhtar seçimi için bile “muhtar para dağıtarak seçmen ayarladı” iddiası üzerinden bir mahkeme kararı çıkartılıp seçim iptal edilebilir.
Bilelim ki dünyadaki hiçbir demokratik hukuk devletinde böylesine hukuka hile karıştıran bir örnek yok. Ama ne mutlu bize ki bir şekilde demokrasiyle tanışmış ülkeler arasında darbeleri biz icat ettik, siyasetin üzerine çöken ‘vesayet’ uygulamalarını biz keşfettik ve sonunda ‘butlan’ı tanıma şerefine de ilk önce biz nail olduk!..
Kabul etmesi zor olsa da demokrasiye yapılan bu hamlenin sonuçlarını toplum olarak hep birlikte ödeyeceğiz. Muhtemelen öylesine ağır bir ekonomik fatura ortaya çıkacak ki çarşıda, pazarda, bakkalda, markette ekmeği, peyniri-zeytini daha pahalıya alacağız. Çocuklarımıza alacağımız kıyafetlerin ateş pahası olduğunu görüp ‘butlan’ kararını alkışlayanları günde beş vakit hayırla(!) anacağız.
Rekabeti, siyasi mücadelenin alanı dışına çıkararak mahkeme kapısına düşürdüğümüz için sadece ülke içinde ekonomik bir enkaz yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda bu ülkede yaşayan her bir bireyin gelecek umutlarını da yok ediyoruz.
Ve en dramatik olanı da hukuksuzluğu sıradanlaştırarak, koşar adım antidemokratik ülkeler ligine giden bir ülkeye haline geldiğimiz için dışarıdan gelecek yabancı yatırımcıya da adeta ‘sakın gelme’ işareti veriyoruz.
Ayrıca unutmayalım, demokrasiye karşı yaptığımız bu anlaşılmaz hamleler yüzünden geçlerimiz karamsar ve umutsuz. MAK Danışmanlık’ın gençler arasında yaptığı son araştırmaya göre; gençlerin yüzde 64’ü başka bir ülke vatandaşlığı teklif edilmesi halinde Türkiye’yi terk etmeyi düşünüyor. Bu duru, hepimizin yüzünü kızartacak bir fotoğraf ne yazık ki…
Maalesef dayanılmaz hale gelen bu çaresizlik atmosferinde yazının da sözün de bir karşılığı yok artık. Bu karamsar tablo karşısında; elveda demokrasi, elveda hukuk demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
