Türkiye, soykırım suçlusu ile aynı fotoğrafta olmaya devam eder mi?
Nazilerin, Yahudilere karşı uyguladığı Holocaust’un yarattığı trajediyi her zaman derin bir hüzünle andım. Ama bugün “Siyonist Naziler”in Filistin’deki mezalimini gördükçe, içimden bu İsrailli Führerler’in de bir gün aynısını yaşamasını istemediğimi söylesem yanlış olur.
Kimse kusura bakmasın, zalimlerin, despotların, firavunların, Führerlerin, eşkıyaların arkasından iyi dileklerde bulunamayacağım.
Evet Holocaust, bir insanlık suçuydu ve bütün dünyada da aynı duygularla lanetlendi. Ancak İsrail 1948’de, Nazilerin’in soykırımıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan Filistinlilere karşı, Hitler’in yaptıklarını aratmayacak bir soykırım uygulamaya başladı.
Birkaç gün önce Yusuf Ziya Cömert köşesinde “Nazilerin ruhu siyonistlere ‘hulul’ etti” cümlesiyle başlayan harika bir tespitte bulundu: “Vampir filmlerinde yerleşmiş bir gelenek vardır. Vampir seni ısırıp kanını emince vampir olursun. O filmlerdeki gibi, Hitler siyonistleri ısırdı, kanlarını emdi, siyonistler Nazi oldu.
Toplu katliam, toplu sürgün, toplu hırsızlık, toplu gasp, toplu zulüm.
Filistinlileri binlerce yıldır yaşamakta oldukları ülkelerinden sürdüler.
Filistinlilerin vatanlarını çaldılar.”
Gazze’de Amerikan desteği ile soykırım suçu işleyen ‘Siyonist Naziler’in eşkıyalığı bitmiyor. Trump’ı arkasına alan soykırım çetesi, elini kolunu sallayarak her türlü haydutluğu yapmaya devem ediyor.
Soykırımcı rejim geçtiğimiz Pazar günü bir kez daha uluslararası sularda terör estirdi. 40 ülkeden 426 aktivistin olduğu Küresel Sumud Filosu’nu savaş gemileriyle kuşattı ve ateş etti. Tekneleri basan komandolar aralarında Türklerin de olduğu aktivistleri gözaltına aldı. Uluslararası sulardaki bu haydutluğu Türkiye, Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Endonezya, Ürdün, Libya, Maldivler, Pakistan ve İspanya dışişleri bakanları, ortak bir metne imza atarak İsrail yönetimini sert bir dille uyardılar.
İnsanlığın vicdanı olarak Gazze için yola çıkan Sumud Filosuna uluslararası sularda ateş açan İsrail, Gazze’de sivilleri öldürmeye, Filistinlilerin evlerini, mallarını, paralarını çalmaya devam ediyor.
Bu arada Filistin’de Amerika’nın öncülüğünde bir başka soygun gerçekleşiyor. ABD’nin, İsrail’in Filistin Yönetimi adına topladığı ancak uzun süredir alıkoyduğu milyarlarca dolarlık vergi gelirinin önemli bir kısmı olan 5 milyar dolarını, Trump’ın öncüsü olduğu ve Türkiye’nin de kurucuları arasında olduğu Gazze Barış Kurulu’na aktarmayı planladığı bildirildi. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese plana sert tepki göstererek, “Bu üç kez hukuka aykırıdır. Filistin yağmalanacak bir yer değildir” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Gazze için öngördüğü savaş sonrası yeniden inşa planının maliyetinin yaklaşık 70 milyar dolar olduğu, Filistin’in paralarının Trump’ın inşaat işlerine aktarılacağı belirtiliyor.
Eğer ABD’nin kirli planları hayata geçerse, Filistin halkına ait vergi gelirleri, Filistin Yönetimi’nin doğrudan karar süreçlerine dahil edilmediği bir Gazze planının finansmanında kullanılabilecek.
Söylemesi insana acı verse de artık bir gerçeği çok iyi biliyoruz ki hala ‘İslam ülkesi’ olarak anılan ülkelerin liderleri Trump’a ve tescilli katil Netanyahu’ya karşı en küçük bir itiraz sesi bile yükseltemiyorlar, bundan sonra da yükseltemeyecekler.
Peki Türkiye, Trump’ın ve Netanyahu’nun adeta Filistin’i boğma aparatından başka bir anlam ifade etmeyen bu Barış Kurulu’nda hala kalmaya devam edecek mi?
Gerçi bir açıdan bakılınca, bu soru çok da anlamlı değil. Zira Türkiye’nin, Trump’ı kızdıracak, onu mutsuz edecek bir adım atmaya ne niyeti ne de mecali var. Dolayısıyla, iktidar bugüne kadar dillendirdiği “Filistin hamaseti” ile örtüşmese de o kurulda kalmaya devam edecektir.
Benim esas merak ettiğim, bizim şu Mescid-i Aksa sloganlarıyla yeri göğü inleten Gazze mücahitleri, Trump ve Netanyahu ile aynı fotoğraf karesinde yer alan görüntümüze ne diyecekler…
Eğer birazcık olsun vicdanları varsa, Galata Köprüsü’nde bir miting düzenleyip, “Katille aynı fotoğraf karesinde yer almaya hayır, Türkiye bu kuruldan derhal çıkmalı” sloganlarıyla iktidarı sert bir dille uyararak sivil bir duruş ortaya koyabilirler. Önümüzdeki günlerde ne yapacaklarını, bekleyip hep birlikte göreceğiz.
