Haberci kim açıklıyorum: ‘Tabancalı Hakem’

Geçen hafta Büyüyenay Yayınları’nın üç cilt olarak kitaplaştırdığı ‘İstanbul Konuşuyor’ isimli sokak röportajlarını tanıtırken, röportajları yapan ‘Haberci’ mahlaslı Bâb-ı Âli şöhretinin kim olduğunu sormuştum. Maalesef bir bilen çıkmadı. Hadi, ben söyleyeyim, ‘Haberci’ mahlasıyla ‘37 ve ‘38 yıllarında Haber gazetesi için kitaptaki sokak röportajlarını yapan kişi İzzet Muhittin Apak’tır.

İzzet Muhittin Apak, maalesef Bâb-ı Âli’nin unutulanlarındandır. Son Osmanlı hükûmetinin Harbiye Nezâreti’nde masraf ve muhâsebât müdürlüğü yapmış olan Muhittin Bey’in oğluydu. Annesi Bedriye Hanım, kızkardeşiyse Nesrin Hanım’dı. Nesrin Hanım 14 Temmuz 1935 gecesi Galatasaray’ın ve millî takımımızın efsâne sol beklerinden Burhan ile Park Oteli’nde evlenmiş, bu düğün gazetelere haber olmuştu. İzzet Muhittin, Galatasay Lisesi’ni bitirdikten sonra gazeteciliğe intisâb etmiş, Haber ve Son Telgraf gazetelerindeki spor muhâbirliğiyle ve sokak röportajlarıyla kısa sürede büyük şöhret kazanmıştır. Ayrıca, iri yarı ve şişman biri olmasına rağmen liglerdeki pek çok futbol maçında hakemlik de yapıyordu. ‘80’li yılların başlarında hayatta olan eskiler onu, maçlara şortunun cebine koyduğu tabancası ile çıktığından ‘Tabancalı Hakem’ olarak bizlere anlatıyorlardı. İyi bir okur İzzet Muhittin’in sokak röportajlarının kimselerinkine benzemediğini hemen fark edecektir, çünkü üslûbu iyi bir edebiyatçı da olduğunu bas bas bağırıyordu. Son Telgraf gazetesi için Erzincan’dan getirilen depremzedeler ile röportaj yaparken tifüs mikrobu kaptı, bir ay kadar tifüsle mücâdele ettiyse de, başaramadı. Vefât ettiğinde daha otuzunda bile değildi. Na’şı 29 Ocak 1940 günü Cağaloğlu’ndaki Esnâf Cemiyetleri Hastahânesi’nden alınıp Bâyezîd Camii’ne cenaze namazı için getirildi, oradan da Eyüp’e nakledilerek, aile kabristanına defnedildi.

Gazeteden yakın arkadaşları bile birkaç yıl içinde İzzet Muhittin Apak’ı unuttu, bir iki kuşak sonraysa Bâb-ı Âli’de İzzet Muhittin’i anımsayacak adam kalmamıştı. Büyüyenay Yayınları’na bu nedenle müteşekkirim, İzzet Muhittin’i yeniden İstanbul’un edebiyatına kazandırdı. İnşallah ‘İstanbul Konuşuyor’un ikinci baskısı da İzzet Muhittin Apak ismiyle yapılır.

AHMED RASİM VE SERMET MUHTAR’DAN ÖĞRENECEĞİNİZ ÇOK ŞEY VAR

İstanbul’un yeme içme kültürüyle ilgileniyorsanız, Ahmed Rasim’den, Sermet Muhtar’dan ve Refik Halid’den öğreneceğiniz çok şey var. Sermet Muhtar’ın şehrimizin bu leziz tarihine ilişkin yazılarını Can Yayınları beş sene kadar önce ‘İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme’ ismiyle derleyip basmıştı, harika bir iştir. Refik Halid’in yeme içme yazılarınıysa İnkılâp’ın ‘Mutfak Zevkinin Son Günleri’ ismiyle yayımladığını mutlaka anımsayacaksınızdır. Yakından tanıdığım Salâh Birsel, obur biri olmadığından yeme içmeyle pek ilgilenmedi, ancak Selim İleri bu konuda romancılığını bile sollayacak derecede enfes yazılar kaleme aldı.

ÇOK KÜLTÜRLÜ BİR İSTANBUL AYNASI

Geçenlerde öyle bir kitap çıktı ki, edebiyatımızda bir ilktir. Everest Yayınları’nın raflara yeni koydurttuğu Kutsi Akıllı’nın ‘Türkiye’de Yemekçe Konuşulur’ isimli şaheserinden bahsediyorum. Kutsi Akıllı, yeme içme kültürümüzde şeytânın aklına bile gelmeyecek bir ayrıntıya eğilip, dilimizdeki yeme içmeyle ilgili atasözlerini, deyimleri ve argo ifâdeleri toplamış. Kendisini ve satışı riskli böyle bir eseri basma cesâretini gösteren Everest Yayınları’nı tebrik ediyorum. Hemen çalışma masamın üstündeki lûgatlarımın arasına yerleştirdim, artık kullanmaktan kapakları ve ciltleri paramparça olmuş Hulki Aktunç’un ‘Büyük Argo Sözlüğü’nün ve Filiz Bingölçe’nin ‘Kadın Argosu Sözlüğü’nün yanında duruyor. Bu kitap ikinci baskısını yaparsa acaba atasözleri, deyimler ve argo ifâdeler şimdiki gibi karışık değil de, ayrı kısımlara ayrılarak yeniden düzenlenebir mi diye düşünüyorum. Muhtemelen olabilir. Ayrıca, Kutsi Akıllı’nın argoya yaklaşımını pek beğendiğimi unutmadan belirteyim. Argo asla alt kültürlere indirgenecek bir ‘muhâlefet’ tarzı değildir, kırsaldan argo değil kaba saba küfür doğar, çünkü argo şehirden ve çok kültürlü yaşam tarzlarından yayılır. Ahmed Rasim’deki veya Sermet Muhtar’daki argo şenliği asla bir ‘bitirim ağzı’ değildir, aksine çok kültürlü İstanbul’un aynasıdır. Ben, 1880 ile 1980 arasındaki yüz yıllık İstanbul argosunu az çok bildiğimden, şehrimizin argosunu, Suriçi, Beyoğlu ve Kadıköyü argoları olarak üçe ayırıyorum, çünkü Suriçi’ndeki bir argo ifâdenin çoğu defa Kadıköyü’nde veya Beyoğlu’nda anlam değişikliğine uğradığının tanığıyım. Bunları mukayeseli olarak hazırlayacağım bir lûgatta belirtmek, Ötüken Neşriyât’tan Göktürk Ömer Çakır ile birkaç yıldır konuştuğumuz bir tasarıdır. Neyse, kapitalist edebiyat pazarımızın pek sevdiği tüketicilerden değil de ‘eski tip’ okurlardansanız, Kutsi Akıllı’nın ‘Türkiye’de Yemekçe Konuşulur’unu mutlaka alın ve her zaman elinizin altında bulundurun.

Gelecek hafta size bir başka yeme içme kitabından, Haydar Ergülen’in Sakin Kitap’tan çıkan ‘Kutsal Lezzetler Alfabesi’nden bahsedeceğim. Bu arada Haydar’a kitabındaki kapak ve sayfa tasarımlarına bayıldığımı da buradan haber vereyim...

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.