Makamla imtihanı kaybetmeye bayılıyoruz
Hep söylüyorum, iktidar dini bozar. İktidarla din aynı çuvala girdiğinde iktidar dini sokar.
(‘Sokar’ tabiri aklıma nereden geldi? Bir Malatyalı arkadaşım Akçadağlıların nasıl insanlar olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bölgede tedavül eden birkaç misal verdi. Akçadağlıyla yılanı aynı çuvala koymuşlar, yılan çuvalın içinden seslenmiş: Akçadağlı beni sokii. İktidar da öyledir, dini sokar. Hayır benim Akçadağlılarla ya da başka bir memleketin insanlarıyla sorunum yok. Hepsinin işi rast gitsin.)
İktidarın sembollerinden biri ‘makam’ dediğimiz şeydir. İnsanın imtihan edildiği fitnelerden biri.
Tarihte sayısız kötülük işlendi makamın korkunç cazibesi yüzünden.
Peygamberimiz’in ahirete göç etmesinden sonra vaki olan üzücü hadiselerde de iktidara tamahın izleri çok açık bir şekilde görülebiliyor.
Bugün de tanık olduğumuz gibi, iktidarın korkunç cazibesi insanları insanlıktan, Müslümanları Müslümanlıktan çıkarabiliyor.
Peygamberimizin hayatında fedakarlıklarıyla, faziletleriyle insanlığa örnek olan güzel insanlar iktidar uğruna birbirine girebiliyor.
‘Cemel vakası’ da böyle bir vaka.
Prof. Dr. Ahmet Akbulut ‘Sahabe Dönemi İktidar Kavgası’nda buna dair ahvali ele almış. (OTTO.)
“Hz. Ali devlet başkanlığına seçilince Talha ve Zübeyr onu ziyaret ederek “yönetimine ortak olmak” istediklerini bildirmişlerdi. Halifeden Basra ve Kufe valiliklerini istediler. Hz. Ali onların isteklerini kabul etmedi. Bu duruma çok kırılan Talha ve Zübeyr umre yapmak isteklerini belirtip Hz. Ali’den izin de alarak Mekke’ye gittiler. Bu iki zat Mekke’ye vardıklarında Ali’ye karşı demeç verdiler. Ona korkudan biat ettiklerini açıkladılar.”
Hz. Aişe’nin Hz. Ali’ye mesafeli olmak için gerekçesi var. İfk hadisesinde Hz. Ali “Ey Allah’ın elçisi, kadınlar çoktur. Yerine başkasını almaya gücün de yeter” demişti. (İfk: Hz. Aişe’ye atılan iftira.)
Hz. Aişe’nin, Hz. Ali’nin bu tavsiyesine içerlemesi normal. Normal olmayan böyle bir sebeple sahabe arasında savaş çıkarmak.
Hz. Osman’ın Yemen valisi Ya’la ibn Münebbih, ünlü katip Mervan ibn Hakem, Abdullah ibn Amr, Talha, Zübeyr ve Hz. Aişe Mekke’de toplanarak Hz. Ali’ye karşı uygulanacak stratejiyi tartıştılar. Osman’ın kanının istenmesi konusunda istişarede bulundular. Basra’ya gitmek için karar da bu toplantıda alındı. Ya’la, Hz. Aişe, Talha ve Zübeyr emrine altı yüz deve ve altı yüz bin dirhem para verdi. Eski Basra valisi Abdullah ibn Amr da çok miktarda mal verdi.”
Sonra?
Cemel savaşı.
İki taraftan, aralarından Hz. Peygamber’in arkadaşlarının da bulunduğu on bin kişi öldü.
“Manzara gerçekten korkunçtu. Bir tarafta Bedir kahramanları diğer tarafta Uhud kahramanları karşı karşıya gelmiş birbirlerine kılıç çekmiş bulunuyorlardı. Beni Saide’de Müslüman toplumun yönetimini ele geçiren Kureyş hilafet yüzünden birbirine düşmüştü.”
Hz. Osman’ın bir darbe ile öldürülmesi (ya da devrilmesi) gibi Cemel savaşı da İslam tarihinin övünülecek bir sahnesi değildi.
Peygamberimiz’in sağlığında bir erdemli insanlar topluluğu oluşturan sahabe böyle elim bir savaşı önlemenin yolunu bulamadı.
Eğer makam ya da iktidar bir imtihansa ki öyledir, Peygamberimiz’den sonra Müslümanların kaybettiği bir imtihandır. Bizler, makamla imtihanı kaybetmeye bayılan bir milletiz.
Muhakkak o tarihte herkesin kendine göre gerekçesi vardı.
İki taraf da kendisini haklı buluyordu ki savaştılar, birbirlerini öldürdüler.
Bin dört yüz yıldır çalışıldı ve çeşitli gerekçeler tespit edildi.
Bulunan gerekçelerin o güne de bugüne de bir faydası olmadı.
Bu kavgaların içinde bir hikmet aramamız gerekir mi?
Eğer bu kavgada, on bin Müslümanın öldüğü/öldürüldüğü bu kanlı hadisede bir hikmet bulmayı başarırsak bizden korkulur.
Cemel’de savaşında hikmet bulmaya muvaffak olanların, içinde hikmet bulamayacakları bir kötülük yoktur.
(Günümüzde sık sık tanık olduğumuz yanlışlarda, kötülüklerde hikmet bulma kabiliyetimiz belki de bu devirlerde gelişmiştir.)
Hz. Aişe’nin sonradan Cemel Savaşı’nın yanlış bir savaş olduğuna kanaat getirdiğine dair rivayetler var.
“Hz. Aişe Ali’ye karşı bu tutumundan dolayı pişman olmuştu. Hastalığı sırasında ona Hz. Peygamber’in yanına defnedilmesi sorulduğunda Hz. Aişe “Hayır, ben Peygamber’den sonra bazı nahoş işler yaptım. Onun için Baki mezarlığına, kardeşlerimin yanına defnediniz” cevabını verdi.”
Fitne burada son bulmuyor. Sıffin’de daha da büyüyor.
