Mizahı kelepçelerseniz o şarkıları ne yapacaksınız?

Komedyen Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisinde hedefe konan sözlerine baktım. İnançsızlık sayanlar var, saygısız bulanlar var ama dine saldırı, kutsala hakaret yok.

Önce bir mahkeme, milli güvenliği ve kamu düzenini bozmaktan X’teki kesitlerini kaldırma kararı verdi.

Mizahın gücü bilinirdi de, milli güvenliğe tehdit oluşturacak bir güce ulaşacağını kim söylerdi?

X’te engellenen videosu, ‘ne dedi’ merakıyla YouTube’da 10 milyon izlenmeye koşuyor şimdi.

Sonra dini değerleri aşağılamaktan soruşturma açıldı. Sosyal medyadan ihbar, CİMER’den şikayetler yağması üzerineymiş.

Duyup yurt dışından ayağıyla dönen komedyen, ifadesi alınarak bırakılmadı. Ters kelepçe takılmış görüntüleriyle teşhir edildi.

Başka örneklere benzemiyor. Azılı suçlulardan bırakılıp kaçanları, daha ciddi dosyalarda kaçmaz diye bırakılanları getirin gözünüzün önüne.

Netâmeli iki lâf sokuşturan bir komedyene bu ayrıcalıklı muamele niye? Kaçma şüphesinden mi? Yahut ‘saygıda kusur edip cıvıyanları biz işte böyle yaparız’ gösterisi mi?

Daha onu konuşurken dün de tutuklanıverdi. Dini değerleri aşağılama ve Cumhurbaşkanı’na hakaretten.

Gösteriyi 3 yıldır her yerde yaptığını, bugüne kadar kimsenin de tahrik olup tepkiye kalkışmadığını, hakaret ve aşağılama kastı taşımadığını anlatması kâr etmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, İmamoğlu’yla ilgili yergileri muhataplarına rahatsız edici gelse bile hakarete girer miydi?

Erdoğan, iktidarının ilk yıllarında sıklıkla şunu tekrarlardı:

“Fikrine güvenen fikir hürriyetinden, inancına güvenen inanç hürriyetinden korkmaz”.

Herhalde inanç özgürlüğü, inanmak serbest ama benim inandığıma inanmamak yasak demek değil.

Tekke edebiyatında okuduğunuz, ilahiyatçı sohbetlerinde daha kabalarını işitebileceğiniz iman nüktelerini getirin aklınıza...

Sonra şuna cevap verin:

İnançla ilgili esprilerden inananların hoşlanması beklenmez. Fakat suç mu?

Ergenekon’du, 28 Şubat soruşturmasıydı, her sabah yeni bir operasyon dalgasıyla uyandığımız yıllarda ‘dalga dalga operasyonlar huzuru kaçırır, toplumu boğar’ diye uyaran Erdoğan’dı.

15 yıl geçti, o dalgalar kesilmedi. Yargı-polis operasyonlarıyla yatıp kalkmaya devam ediyoruz.

Bunu konu etmeyen mizah, neyi diline dolayıp hicvedecek? Topluma nefes de mi aldırılmasın?

Küfürsüz siyasi taşlamanın, hakaretsiz iğneleme ve dokundurmanın en ağırını, en saygısızcasını dahi suçlaştırmak o yergileri doğrular ve haklı çıkarır, dendi. Yine de aldırılmadı.

Ve korkarım, dinsiz diye mizahı kelepçelerseniz bu işin sonu, imansız diye şarkıları tutuklamaya kadar gider.

GENÇLİĞİN İMANINI O ŞARKILAR MI ÇALDI?

Akit, 2019’da gençliğin imanını şarkılarla çalanları listelemişti. “Şirk dolu şarkılar” diye yaftalıyorlardı.

“Sevdim seni Rabbim kadar”dan Mahsun, “bir Allah’a taptım bir sana taptım”dan Tatlıses ucuz yırtmış.

“Tanrım beni baştan yarat”ı söyleyen Emel Sayın’ın akıbetini düşünemiyorum.

"Mihrabım diyerek sana yüz vurdum"la Avni Anıl, müebbetlik olmaz mı?

Allah’tan Yıldız Tilbe’nin Anadolu irfanı araya girdi. “Sizin imanınız bir şarkıyla kaybolacak kadar zayıf mı, hem ben kimsenin imanını çalmadım, nerede kaybettiyseniz orada arayın” yollu çıkışmıştı.

Necip Fâzıl’ın yerden yere çaldığı ham softa, kaba yobazlar yani Ebussuud Efendi’nin torunları, Mehmet Akif’i de az gammazlamadı. Çanakkale Şehitlerine şiirinde hâşâ Allah’a dil uzatıyor, isyan ediyor, küfre giriyor, dinden imandan çıkıyor diye.

Ellerinden gelse milli şairimiz Akif’i ters kelepçeyle gıyaben tutuklar, Safahat kitabını da toplatıp yakmazlar mı?

Şeyhülislam Ebussuud Efendi, Yunus Emre’yi şeriata aykırılıktan yasaklamış, takipçilerinin de zındıklıktan katline fetvayı basmıştı.

Yunus’a ölümünden çok sonra idam gerekçesi sayılan sözleri biz ilahi diye okuyoruz şimdi: “Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver sen anı, bana seni gerek seni”.

Şekilci, bağnaz, dar kafa ne anlar şathiye şiirinden, tekke edebiyatından.

“Ene’l Hak” sözlerinden Hallâc’ı yine asar, Nesimi’nin derisini de diri diri bir daha yüzerlerdi. Tasavvufun Şeyh-i Ekber’i İbn Arabî’yi de gözlerini kırpmadan onların yanına yollarlardı. Yaşarken ellerinden güç belâ kurtuldu zaten.

HASSASİYET DİNİ Mİ SİYASİ Mİ?

Diyanet, dünkü cuma hutbesinde “kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması, çocuklarımızı değerlerimizden uzaklaştırıyor” buyuruyordu.

Asıl, siyasi hassasiyete din hassasiyeti süsü vermek gençlerimizi soğutuyor, uzaklaştırıyor olmasın?

Bir açmaz da şurada: Olur olmaz kutsala saldırmakla suçlananlar mı halkı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor, yoksa onları din düşmanlığıyla suçlayarak hedef gösterenler mi?

Netflix’te, usta tiyatrocu Genco Erkal’ın yaşam belgeseli Genco’da izlemiştim.

Madencilerin hak mücadelesini işleyen “Alpagut Olayı”, Erzurum’da oynanacakmış. Cami hocasının “komünistler geldi, Stalin’in doğum gününü kutlayacak” diye dolduruşa getirdiği cemaat, cuma çıkışı halkevine yürümüş. Jandarma, 30 yaralıyla zor almış ellerinden.

İmamoğlu İBB’sinin de başına gelmişti. Ecdât mirasına sahip çıkıp tarihi Feshane’yi yenilemiş, bir sergiyle açmışlardı.

Kopardıkları yaygaraya bakarsanız İmamoğlu, işi gücü bırakıp milleti dinden, imandan, ahlâktan çıkarmaya uğraşıyordu. Zoru neydiyse.

Keçi boynuzları, satanizm propagandası ve şeytanın sembolü yapıldı. Son Halife Abdülmecid’i kendi nü tablosuyla resmetmek, sapkınlığa özendirme ve ecdâda saygısızlık delili oldu. Çarpık modernleşmemizi, kültürel karmaşamızı ironiye vuran mahyâlı bir tablo ise meğer kutsalla alay ediyordu.

Sırattan geçiren terlik, yanmaz kefen ticaretinden rahatsız olmayanlar, bundan çok rahatsız olmuş gibi köpürdüler.

Dolduruşlarla güya galeyâna gelenler sergiyi bastı. Fiziki saldırı ve taşkınlıktı.

Karşıdaki camide cuma vaazı veren hoca dahi Lût Kavmi sapkınlığından girip sözü Feshane’deki sergiye getirmişti.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrikten soruşturma ise İBB’ye açıldı.

Yine... Bir şarkısında “selam söyleyin o câhil Havva ile Âdem’e” dediğini 5 yıl sonra fark edenler, Sezen Aksu’ya neler etmişti.

Sezen, kutsala uzanan dilini koparmakla tehdit edildiğinde de sormuştum:

Neyin duyarlılık gösterisiydi bu; siyasi mi, dini mi?

Diyanet’in İslam Ansiklopedisi’ne göre Kur’an’da Havva adının hiç geçmediğinden, Âdem’in de doğrudan peygamber olarak anılmadığından habersiz tipler, din müdafaası adına cihada çıkmış, Sezen’in kapısına dayanmışlardı.

Dini değerleri aşağılamaktan savcılığa ihbar edilense onlar değil, Sezen’di.

Dini, imanı korumak içinse amaca hizmet ediyor mu?

YORUMLAR (17)
17 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.