Bilimin ahlâk ve maneviyata ihtiyacı

Geçen yılın sonlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın “Dünyayı 150 kez yok edebilecek kadar nükleer silahımız var” diyerek adeta dünyayı tehdit ettiğini hatırlıyorum. Ne yazık ki dünyanın, üzerindeki - Trump dâhil- bütün mahlukatla birlikte yerle yeksan olması, bilgisayarın tuşlarına ulaşmak kadar kolay hale geldi. Lübnan asıllı Fransız vatandaşı ünlü edebiyatçı Emin Me’luf (Amin Maalouf), birkaç yıl önceki Türkiye ziyareti sırasında bu tehlike karşısında duyduğu kaygıyı şöyle ifade etmişti:

“…Bir süredir dünyanın kötü gittiğinden, büyük bir krize sürüklendiğinden kuşkum kalmadı… O kadar kötü gidiyoruz ki bizi sadece bir mucize kurtarabilir

Sıradan insanlar yeterince fark etmiyor olabilir ama bu haliyle bilimin ve onun ürettiği teknolojinin dünyayı yok olma felaketine doğru götürdüğü yönünde entelektüellerde ciddi kaygılar, korkular var. Şu anda bile insanlık âlemi yarını görmeyebilir.

Dünyayı bu küresel korkuya, ‘kutsala saygısı olmayan’ anlamında materyalist bilim getirmiştir. Japonların geçenlerde 81. yılını andığı Hiroşima ve Nagazaki faciaları bir sadece uyarıcıydı.

Bilim, -Duverger’in Batı’nın İki Yüzü (Doğan Yay., s. 221) adlı eserindeki deyimiyle- “nicel başarıları” sayesinde Kilise Hıristiyanlığını yendi ama “hayatın nitel yönünde başarısız” oldu; Kilisenin yanlışları yüzünden manevî ve ahlâkî alanda yıkıcı sonuçlar doğurdu (küresel soygun, lgbti, pedofoli vs. vs…)

Yeni dünya düzeni’ denilen çağdaş küresel sömürü çarkı ve insaniyeti çürüten Batı modernizmi bu bilimin eseridir. Bu bilim, bir yandan -tam yerinde bir deyimle- ‘insanın aklını başından alan’ başarılara koşarken, diğer yandan itibar kaybına doğru da gitmektedir. Daha şimdiden insanlar, ‘Batılı bilim’in, onu şeytanca kullananların kâr ve zevk tedarikçisi haline geldiğini fark etmeye başladılar.

***

Peki, bu korkunç gerçek karşısında Müslüman dünya ne yapıyor? Halihazırda Müslüman kitleler, -bırakın insanlığı küresel bir felaketten korumayı- öz inançları ve değerleri ile fiilî gerçekler arasındaki sıkışmışlık ve çözümsüzlük durumundan bile kurtulamadılar. Zalimleri durdurmanın yolunu ya öfke ve şiddette aradılar veya kendi kabuklarına çekilip, Müslümanlar için sanal dünyalar kurgulayan iç hegemonik-istismarcı oluşumlara; -sözde- dinî gruplara, cemaatlere, evliyalara, hoca efendilere, hazretlere ya da seküler ideolojik akımlara teslim oldular.

Müslüman dünyanın aslında kendi inanç ve ahlâk köklerinden beslenen ve son derece saygın olan insaniyet ve adalet bilinci, onlara dünyada bir şeylerin ters gittiğini hissettiriyor. Fakat Müslüman toplumlar tepkisel duygularının üstüne çıkıp, durumu akıllarıyla okuyamıyorlar; buna yetecek bilgi birikimine sahip olamadılar. Eski bilgileri de şimdiki gerçekleri anlayıp sorunları çözmelerine yetmiyor. Onun için de karanlığa yumruk atmaktan öte bir şey yapamıyorlar.

***

İslam dininin, yukarıda sunulan şekliyle yıkıcı bilimi onaylaması düşünülemez. Onlarca ayet ve hadis gösteriyor ki, insanoğlunun öz yaratılışına (fıtrat) bilgi üretme donanımı, bir kâr ve zevk tedarikçisi üretsin diye “emanet” edilmemiştir. Eğer sağlıklı düşünmeyi ve dinimizi doğru anlamayı başarırsak, İslam’ın akla ve bilgiye yüklediği misyonun pragmatizm ve hedonizm bataklığı olmadığını, İslam’ın akla ve bilime bu tür hayvani eğilimlerin üstünde misyonlar yüklediğini kavrarız.

Bu misyonları başarmanın en başta gelen şartı, Kur’an’ın “yalnız Allah’a kul olma (yani O’nun koyduğu ilkelere göre yaşama) ve yalnız O’ndan yardım isteyip güç alma” şeklinde belirttiği özgürlük bilincine sahip olmaktır. Çünkü insan sonuçta kendisi için hedefler seçer ve bu hedefler -tasavvuftaki deyimiyle- onu ‘mâsiva’ (Allah’ın dışındaki şeyler) karşısında ya efendi yapar ya köle yapar.

Şundan eminim ki, dünyanın ve insanlığın kurtuluş şartlarının en önemlisi, her şeyin küreselleştiği çağımızda iyilik, adalet ve merhamet ufkumuzun da küresel olması, bu yöndeki öğretimizin, kendimizle sınırlı kalmayıp, bütün insanları, hatta canlısıyla cansızıyla varlıklar dünyasını kucaklamasıdır. Zaten İslam da -vaktiyle tarihsel şartlara bağlı istisnai uygulamaların ötesinde- inananlarının ufkuna değişmeyen iyilik, adalet ve merhamet içerikli evrensel hedefler koyuyor.

Kur’ân-ı Kerîm bize, Müslüman olmamızın gereği ve nihai hedefi olarak, bir can kurtarmanın dünyadaki bütün canları kurtarmak kadar değerli olduğunu öğretiyor. Peygamberimiz de muteber kaynaklarda geçen bir hadislerinde bütün yeryüzü sakinlerine merhametli olmamızı buyurmaktadır.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.