Yangın yeri
Fransa ve özellikle İtalya maçında alınan ağır mağlubiyetin Milli Takım üzerine karabasan gibi çökmesi…
MHK başkanı ve yöneticilerinin gözaltına alınması…
Ortaya dökülen yazışmalar, meydana çıkan güvensizlik ortamı…
Aralarında kulüp başkanlarının olduğu 448 kulüp yöneticisinin bahis soruşturmasında PFDK’ya sevki…
Futbol Federasyonu‘nun yönetim kurulu ve çeşitli kurullarda 14 ismin istifa kararı…
Yani ortalık yangın yeri.
Tüm bu şartlar altında Milli Takım, yağmurlu havada ortaya çıkan, futbolumuzu ısıtan bir güneş olabilirdi. Beklenti de buydu ama bir de gerçekler vardı.
Milli Takım kadrosunda Kenan, Hakan, Arda üçlüsü ile diğerleri arasında sıklet farkı var. Diğer iki süper yıldız olmayınca tüm yük Arda’ya kaldı ama onun da etkisi bir yere kadardı. Real Madrid’te Mbappe ve Vinicius, Milli Takım’da Barış ve Kerem. Real’de attığı paslar, yaptığı ortalar tabelaya yansırken Milli Takım’da onca pas-orta boşa gidip durdu. Arda bu durumdan bir ara o kadar sıkıldı ki ceza yayı üzerinden kendi şut çekmeyi başladı.
Milli Takım’ın ilk yarı performansının İtalya maçındaki oyunla alakası yoktu. Milliler ilk yarının büyük bölümünde üstün olan, daha çok pozisyon yakalayan taraftı. Ancak net vuruş yapan golcümüzün olmaması yine elimizi kolumuzu başladı.
3-4-3 sistemini oturtmaya çalışan, Bartuğ ile başlayan Montella ikinci yarıya Barış-Yunus değişikliği ile başladı. Yunus’un girişi ile Milli Takım’ın beraberliği bulmak için baskısı da arttı ancak o vuruşu yapacak yoktu. Ardından atamayana atarlar kuralı işledi. De Bruyne’nin ceza alanı dışından şık vuruşu skoru 2–0’a getirdi. Bu golle zaten savaşçı kimliği olmayan, yumuşak takımın gardı iyice düştü.
Montella, İlhan-Deniz ikilisini sahaya sürerek takımı toparlamak istedi ancak Milli Takımın düşük tempolu oyunu hızlandıracak, rakibi bunaltıp hataya zorlayacak gücü yoktu. Belçika ise kulübede oturttuğu santrforu Lukaku’yu sonradan sahaya sürecek lükse sahipti, o da girer girmez golünü attı.
Sonuç olarak üçüncü maçımızdan da gol atamadan puansız ayrıldık. Uluslar Ligi A kategorisi bize bir numara büyük geldi. Ümitsizliğe düşmemek lazım, güçlü bir oyun planı ve savaşçı bir kimlikle buralarda da kalabiliriz. Ama bunu Montella ile yapabilir miyiz, işte orası soru işareti.
