‘Bozmaz’ dedik daha da bozdu

Türkiye hızla başka bir yönetim anlayışına evriliyor. Değişen yalnızca gelgeç pratikler, istisnai olaylar ya da bunlara verilen tepkiler değil; siyasal sistemin, o sistemin aktörlerinin ve daha vahimi vatandaşın normal duygusu, alışkanlıkları ve sınırları değişiyor.

Düne kadar “anormal”, “o kadar da değil”, “bu da yapılmaz” denilen ne varsa normal hale geliyor. Eskiden “iki satır yazı”ya duyulan ihtiyaç da kalmadı gibi. Önce yapılacak yapılıyor. Sonra vakit olursa iki satır yazısı arkadan geliyor. Bazen de gelmiyor. Niye gelmedi diye soracak mecal de kalmadı, soruyu yöneltecek merci de.

Belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklanması öyle sıradan bir hale geldi ki habere girmek için tıklamak bile anlamsızlaştı. Toplam sayının ne olduğunu kim hatırlıyor? Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Rıza Akpolat derken bir yerde koptu liste. Meselenin vahameti bir yere kaybolmadı. Fiilen Anayasa’nın seçme ve seçilme hükmü askıda. Ama ya dert o kadar çok ki ya da her gün o kadar yenileri geliyor ki dün ne olduğunu hatırlayacak hafıza kalmadı. Toplum mühendisliğinde bunu da Türkiye’nin bulduğu metot olarak bir yere yazmak gerek.

Muhalefet belediye başkanları, belediye meclis üyeleri üzerinde baskı kurulması, bunun sonrasında iktidar saflarına katılmaları vaka-i adiyeden. Eğer baskı sonuç vermezse gidilecek yol da belli. Gözaltı, tutuklama, bir ihtimal mahkûmiyet.

Bu arada amacın her alınanı mahkûm etmek olup olmadığı da tartışmalı. Belediye meclisinde seçimler yapılırken içeride olması yeterli meclis üyesinin. İşlem tamam olduktan sonra tahliye edilebilir. Aksi takdirde yer yok. Bir de temelsiz bir dava için yargı mekanizmasını meşgul etmek gereksiz. Sonuçta o kadar iş güç var yapılacak.

Türkiye sosyal medyaya kontrol getirme konusunda da seviye atladı. Birkaç sene öncesine kadar herhangi bir içeriğe müdahale etmek için uluslar üstü şirketlerin temsilcilerine ulaşmaya çalışmak, onları Türkiye’de ofis açmaya zorlamak, buradaki sisteme vergisiyle kaydıyla küreğiyle dahil etmek zor işlerdi. Bu arada bunların hepsinin de yapılması gerekiyordu. Bir tarafta bir hizmet verip, mali ve hukuki sorumluluk doğuracak işler yapıp sonra da hesap/vergi vermeye gelince havaya bakıp ıslık çalmak olacak iş değildi.

Değildi de gelmesi gerek yer de burası değildi. Dün Karar’da okumuş olmanız gerek. İfade Özgürlüğü Derneği’nin tespitlerine göre; 1-30 Eylül 2026 tarihleri arasında, 5651 sayılı Kanun’un 8. ve 8/A maddeleri uyarınca en az 1.270 X (eski adıyla Twitter) hesabı erişime engellendi. Bu hesapların yüzde 90’ı platform tarafından "ülke kısıtlaması" uygulanarak doğrudan Türkiye sınırları içinden görünmez kılındı.

Görünmez kılınmak da önemli tabir. Eskinin “etkisiz hale getirilmesi” gibi. Zaten çoğu haber, hesap, paylaşım da aynı gerekçe ile “milli güvenlik için” görünmez hale getiriliyor. Üstelik bunun büyük çoğunluğu 15 gün içerisinde. Neredeyse her gün yüz hesap demek.

Son örnek T24. Bağımsız haber sitesi olmak kolay değil. Üstüne bunu gelenek haline getirip sadece haber vermenin ötesinde ona içerik katmak, gündemi aktarmayı geçip kendisi gündem belirler hale gelmek çok daha zor. T24 bunu başardı.

Tamam içindeki her yazılan herkesin hoşuna gitmeyebilir. Haber de hoşa gitsin diye yapılmaz ki zaten. Ama siteye erişim engeli getirenler, “görünmez kılanlar” da dahil iktidar mensupları orada okudukları olmadan ne yapacaklar? Dürüst olsunlar. PKK’nın silah bırakması sürecinde kendi mecralarından mı izlediler meselenin gidişatını Cansu Çamlıbel’in röportajlarından mı? Dünyayı anlamak istediklerinde kendi sitelerindeki zırvanın sınırlarında dolanan komplo teorisyenleri mi geliyor akıllarına Evren Balta’nın yazıları mı? Ne söyleyeceğini televizyonun sesini kıssan da bileceğin kerameti kendinden bile menkul değil sözcüleri mi Murat Sabuncu’nun yayınlarını mı izliyorlar? Kime yarıyor bu yaptıkları? Eğer korku toplumsal muhalefeti örgütleyerek iktidara karşı güç merkezi haline gelmekse onu da fazla abartıyorlar.

Olan şu. Ülkenin, yargının, siyasetin, bürokrasinin, özgürlük algısının ve pratiğinin ruhu değişiyor. “Yapabiliyorsak neden yapmayalım ki?” mantığının şehveti koca memleketi savurdukça savuruyor. Sorun tek tek hukuka aykırı veya tartışmalı kararlar değil; kararların tekrarıyla siyasetin ve toplumun “normal” eşiğinin yer değiştirmesi. Bu yeni “normal” bile yarın özlenecek kadar hızla anormalleşiyor.

O meşhur replikteki gibi. Bozmaz dedik. Bozdu bozdu bozdu. Bir yerde durur artık herhalde dedik. Durmadı. Bozdukça bozdu. Daha da bozdu. İşin kötüsü burada bahsettiğimiz dizi değil hayatın kendisi. Biz de içindeyiz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.