Kürtlerin seçimlere ve siyasete muhtemel etkisi…
Meclisten geçen yasayı resmî adı yerine Kürt yasası olarak tabir etmeyi tercih ediyorum.
Bu yasanın, daha önce de yazdım, iki bakımdan anlamlı olduğunu düşünüyorum.
İlki, Kürt meselesinde silahlı çatışmaya son verip meselenin tartışılması, ele alınması ve çözülmesinin siyasete havale edilmesidir…
İkincisi, (Erdoğan’ın seçime girme imkânları bakımından) seçimler öncesi ve (Erdoğan’ın yeniden seçilmesi hâlinde) seçimler sonrası AK Parti ve Öcalan’ın verdiği ve kabul ettiği istikametle DEM iş birliğinin iç siyasetteki muhtemel etkisidir…
İç siyaset birkaç anlam taşıyor.
Bir yanda parlamenter faaliyet ve parlamenter iş birliği var. Muhtemel bir erken seçim kararı ve seçim öncesi Kürt meselesiyle ilgili çıkacak kimi yasalar, seçim sonrası ise Erdoğan’ın tekrar kazanması hâlinde Kürt sorununda izlenecek yolda DEM ve MHP-AK Parti’nin iki esas muhatap olması hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Bu yolu, tarif etmek gerekirse, sorunun çözümüne yönelik adımlardan çok, yasaya dâhil edilmeyen kadroların entegrasyonu ve siyaset yapma zemininin açılması olarak düşünüyorum.
Diğer yanda seçmen, özellikle Kürt seçmen meselesi var. Başkanlık seçiminin ikinci turunda DEM seçmeni veya Kürt seçmenin nasıl hareket edeceği belirleyici olabilir. Muhalif kesimde bugünlerde bir Yeni Parti rüzgârı esiyor; kamuoyu araştırma şirketleri de bence tartışılır bir şekilde bu partiye yol veriyor. Bu rüzgârın muhalif kesimin ötesine geçtiğini ve bu durumda sınırının yüzde 30’u aşacağını sanmıyorum. İktidar ve başkanlık kapısının açılması için Yeni Parti’nin bir miktar muhafazakâr seçmenin ve önemli miktarda Kürt seçmeninin oyuna ihtiyacı olacak.
Muhafazakâr seçmenin bir kısmının Özel’e yöneleceğini varsayanlar; demokrasi, hukuk, ekonomik denge gibi hususlardaki eksiklerden hareket ediyorlar. Ancak eksilerin yanında bir de kolay ölçülemeyen, ifade edilmeyen artılar vardır. Güç, millî duygu ve şahsa güven bunlar arasında yer alır. İşte bu ölçülemeyen kısımlar muhafazakâr seçmenin tartısında sanıldığından daha ağır tartarlar. Bu sahada ise Yeni Parti ve diğerleri neredeyse yok.
Kürt seçmen neyi dikkate alarak oy kullanacaktır? Veya şöyle soralım: Öcalan ve DEM’in Kürt hareketinin işaret edeceğini sandığımız istikamette Kürt meselesi, çözümü, Öcalan’ın statüsü gibi hususlar mı belirleyici olacaktır? Yoksa Türkiye’de demokratik ve hukuk eksiklikleri, hatta yokluğu mu?
Fayda mı, ilke mi?
İkisi birlikte pek yürümüyor. Örneğin Yeni Parti’nin 54 kişilik yasaya “hayır” oyu, ikisinin birlikte yürümediğini gösterdi.
Şunu kimse ihmal etmemeli:
Kürt oyları son 10 yılda artan oranda gerek toplumsal-siyasal algıda gerek siyasi aktörlerin siyaset üretiminde Kürt meselesinin ciddi bir sonucu, parçası olarak ortaya çıktı ve belirleyici bir rol oynamaya başladı.
Kürt siyasi temsili ülke içi siyasi yarışmalarda ve denklemde yönlendirici, belirleyici bir güç hâline dönüştü. 2013’ten itibaren Kürt hareketi genel anlamda bölge siyasetinden Türkiye siyasetine geçerken, Kürt siyasi aktörleri ve partileri oy oranını kayda değer bir şekilde artırdılar. Kürt siyasi partilerinin oy oranları yüzde 5-6’lık dilimi geçerek yüzde 10-13 arasında bir yere oturdu. 2015 seçimlerinde HDP yüzde 10’luk ülke barajını geçen ilk Kürt partisi oldu. Kürt meselesi ve ona bağlı Kürt seçmen davranışı ittifaklarda, siyasi yarışmalarda belirleyici unsur olmaya başladığı gibi Türkiye genelinde seçmenin gözünde Kürt siyasi aktörlerini siyasi bakımdan görünür kıldı.
Peki bugün sonuç ne olabilir?
Bulmaca ortada…
