O sözü Erdoğan söyleseydi
Serkan Bayram. Üç dönemdir Ak Parti milletvekili. İlgilendiği alan engelliler. Türkiye içinde, dünya ülkelerinde bir “Buğday Tanesi”nin hayat bulması için mücadele veriyor. Yaptığı bu iş bence de önemli, hayati değerde.
Fon krizi ile ilgili şunları da söyledi: “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor.”
Ama onu burada NOW TV’nin sabah programında seslendirdiği bir cümle sebebiyle anıyorum. “Adalet önemli, dedi, ülke ekonomisi için de önemli. Çağırsanız gelecek olan bir belediye başkanını şafak vakti evinden almanın alemi var mı?”
Belki “Adalet” üzerine konuşmak için çağırılsaydı “İnsanları tutuksuz yargılamak varken… Masumiyet karinesi varken… Lekelenmeme hakkı varken…” diye de cümleler kurabilirdi.
Onu dinlerken aklımdan “Bu cümleyi sayın Cumhurbaşkanı kursa… diye geçirdim, çağırsanız gelecek insanları şafak vakti evinden almak niye?” gibi bir cümleyi sayın Cumhurbaşkanı kursaydı…
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Amerika’daki temaslarında “öngörülebilir ve güven veren bir adalet sistemi kurmayı amaçladıkları”nı belirttikten sonra “Bizim önceliğimiz iş dünyasının zamanını mahkeme koridorlarında değil, üretim sahalarında harcamasını sağlamaktır” demişti.
Sayın Gürlek de, “Yargı sistemine güvenin diplere indiği gerçeği”ne gelmeden önce, diyelim öngörülebilirliği, yargıya güveni sağlasaydı ve diyelim iş adamlarınn koluna polis girdirilip adliye koridorlarında yürütülmeseydi.
“Cumhurbaşkanı’nın böyle bir şey söylemesine ne gerek var” denildiğini duyar gibi oluyorum. Zaten sistem o hassasiyetle kurulmuştur ve ne herhangi bir savcı öyle bir yola başvurabilir ne de kolluk kuvvetleri şafak vakti kapılara dayanıp insanları – kadın – erkek ayırt etmeksizin der-dest edebilir.
18-19 Mart 2025’te İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı’nı der-dest etmekle başladı operasyonlar. Ekrem İmamoğlu “ilerde Cumhurbaşkanı olabilmek için” örgüt kurmakla suçlanıp, ardından casusluk suçu eklenip tutuklu olarak yargılanıyor. O ise sadece “Üç kere İstanbul’u kazanmasaydım, sonra Cumhurbaşkanı adayı olmasaydım, bunların hiçbiri olmazdı” diyecekti.
Ardından muhalefete yönelik başka belediyeler, başka belediyeler… 31 Mart 2024’te muhalefet belediyeleri nerede ise silip süpürmüştü çünkü.
Sonra transferler… Belediye başkanından başlayıp, Meclis üyelerine kadar uzanan transferlerle muhalefete ait belediyelerin Ak Parti’ye transferi…
Tabii yine örgüt suçlamaları, yine şafak baskınları ve yine tutuklamalar…
Rozetleri Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı olarak sayın Erdoğan taktı.
Böyle geliyor.
Gündemin bir yanında Ak Partili simaların katıldığı fon yolsuzluğu haberleri, diğer yanda o gün muhalefete ait hangi belediye başkanının Ak Parti’ye katılıp rozetleneceği ya da şafak baskınıyla der-dest edilip kodese konacağı var.
Bu şafak baskını sürecinin rezaleti Mersin’de patladı. Polis bir eve baskın yaptı, kapıyı gece kıyafeti ile bir kadın açtı, kameralar vardı, kadın görüntü alınmamasını istedi, polisler “Biz çekiyoruz, kural böyle, endişeniz olmasın” dediler.
Ama sonra, sadece bir – iki saat sonra görüntüler sosyal medyada dönmeye başladı. “Devlete emanet görüntüler” sızmıştı, sızdırılmıştı.
İçişleri Bakanlığı “Bizden değil!” açıklamasını yaptı. O zaman neredendi? Birisi devletin arşivine girip böyle bir cinayeti mi işlemişti?
O kadının hukukunu korumak kime düşerdi?
Ana muhalefet liderine mi?
O kadın, o ev, o aile kime emanetti?
“Ailem güvende” miydi?
Belediye operasyonlarının böyle gitmesinden sayın Cumhurbaşkanının haberi yok muydu?
Gidişata bakıldığında seçimlere varıncaya kadar muhalefette belediye kalmayacak görünüyor. CHP’li, Yeni Partili, Yeniden Refahlı, İyi Partili… artık kim olursa…
İktidar partisi bütün belediyeleri “fethedecek!”
“İstanbul’un fethi” için de şunun şurasında birkaç ilçenin daha düşmesi kaldı! 29 Mayıs’a kalmaz… Üsküdar fethedildi, Sinem Dedetaş alındı, ardından Meclis’te operasyon için Ekrem Baki alındı, Amine Cansu Çelik alındı… “Fetih” bitti, iki kişinin tutukluluğu da bitti, o birkaç gün yetmişti fethin gerçekleşmesi için…
Fon krizi patlayıncaya kadar iktidar ve maliye bürokrasisinden kimsenin haberi olmamıştı! Değil mi olmamıştı!
Bu operasyonlar da kendi kendine yürüyor olmalı. Değil mi?
Onun için çağırınca gelecek insanlar şafak baskınıyla der-dest ediliyor, lekelenmeme hakkı dikkate alınmaksızın suçlamalar yapılıyor, nerede ise sınırsız bir tutukluluğa mahkum (!) oluyor…
Bir garip Ak Parti milletvekili de çıkıp “insanlar şafak baskını ile der-dest edilmese..” diyor.
Sayın milletvekili bunu, meselâ sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşmesinde dile getirse. Aynı şeyi Bülent Bey için de söylüyorum. Belki Şamil Tayyar da böyle yapmalı.
