Amerika Irak’tan çıkarken...
Amerika’nın Ortadoğu merakı önce petrolle başlıyor. Sonra da İsrail’le pekişiyor. 1945 yılında Quincy zırhlısında Kral Abdulaziz ile Başkan Roosevelt buluşup etkisi günümüze kadar devam eden petrol karşılığı güvenlik üstünde anlaşıyor. 1948’de de malum İsrail kuruluyor. Ancak Amerika bölgenin güvenliği konusunda uzunca bir süre İngiltere’ye dayanmayı seçiyor.
1957’de yaşanan Süveyş Krizi, yani İngiltere ve Fransa’nın İsrail’le bir olup Mısır üstünde baskı oluşturma, millileştirilen kanal üstündeki çıkarlarını başarısız koruma teşebbüsü Amerika’yı doktrin ilan etmeye, komünist “işgaline” karşı çıkacağına açıklamaya itiyor. 1968’deki bir başka İngiliz kararı da o sıralarda başı Vietnam’da dertte olan Amerika’yı İran ve Suudi Arabistan üstünden bölgeye girmeye zorluyor.
1979 İran devrimi ve neredeyse eş zamanlı gerçekleşen Sovyetler’in Afganistan işgali ise 1980’de Carter Doktrini’nin ilanına, Körfez bölgesine yapılacak herhangi bir saldırının güçle geri püskürtüleceğinin açıklanmasına, üç yıl sonra da bu bölgeyle doğrudan ilgilenecek, gerektiğinde vuracak, gerektiğinde savunacak Merkezi Komutanlığın (CENTCOM) kurulmasına yol açıyor.
Bu arada da Amerika, 1953’te İran Başbakanı Musaddık’ın devrilmesinde baş rollerden birini oynuyor. 1982’de Lübnan’a asker çıkartıyor. Her fırsatta İsrail’e askeri, siyasi ve tabii ki mali yardımda bulunuyor. İran-Irak savaşının son evrelerinde Kuveyt tankerlerine eskortluk dahil çıkarlarını korumak için ne gerekiyorsa yapıyor. Saddam Kuveyt’i işgal edince BM koalisyonun başında yer alıyor.
Sonra zaten bilindiği gibi Irak’ı sudan bahanelerle 2003’te işgal ediyor. İşgal inişler ve çıkışlarla, Irak’ta teşvikleriyle kurdukları muhtelif hükümetlerle yaptıkları pazarlıklar, hepsinden önemlisi de işgallerinin türevi IŞİD’e karşı verdikleri savaşla birkaç gün öncesine kadar resmen, bazılarına göre de gayri resmi olarak sürüyor. Özellikle Kuzey Irak’ta güç bulundurup bölgedeki çıkarlarını ve bir ölçüde bölgenin istikrarını koruyor.
İran’la şubat ayında başlattıkları İsrail teşvikli savaşın güçlerine ve ekipmanlarına verdiği zarar nedeniyle de 28 Ağustos itibarıyla Irak’tan kesin kopuş gerçekleşiyor. Amerika Suriye’den sonra Irak’tan da çekilip güney sınırlarımızda neredeyse 35 yıldır sürdürdüğü varlığını sona erdiriyor. Tam da dedikleri gibi Ortadoğu’dan yavaş yavaş çekiliyor. İsrail ya da petrolden vazgeçmeden kendini asıl büyük hedefine doğru kilitliyor.
Bunda, yani Suriye ve Irak’tan çekilmesinde Türkiye’nin izlediği politikaların katkısının olduğuna bence şüphe yok. Trump yönetimi ile yaşanan bahar havasının, S-400 sorunun aşılması için harcanan çabaların, PKK’nın silahsızlanması amacıyla sürdürülen müzakerelerin ve alınan tedbirlerin, Kuzey Irak’ta Barzani ailesiyle kurulan samimi ilişkilerin, Türkiye’nin kendini İran karşısında konumlandırmaya başlamasının yarattığı siyasi iklimin Amerikalılar tarafından dikkate alınmamış olması imkânsız.
Ancak bu çekilme Türkiye için fırsatlar kadar sorumluluklar da yaratıyor. Merkezi yönetimi kızdırmadan, bazıları silahlı İran yanlısı gruplarla gerilim çıkartmadan, kimseyle silahlı çatışmaya girmeden, İsrail’de kaygı yaratmadan ve zemini ona bırakmadan Amerika’nın çekilmesinin yarattığı jeopolitik boşluğu doldurması gerekiyor. Fakat işi kolay değil, özellikle de fon skandallarıyla sarsıldığı ve hukukun araçsallaştırıldığı böylesi bir dönemde hiç değil. Ama ben yine de umutluyum.
