Bilişim teknolojileri yoluyla soygun
Hemen hepimizin cebinde bulunan akıllı telefonlar âdeta elimiz kolumuz yerine geçti. Bir yere giderken de bir şeyler alırken de ilk başvurduğumuz alet telefonlar. Gitmek istediğimiz yeri tarif ediyor, almak istediğimiz ürünün piyasa değerini de anında öğrenebiliyoruz ama bunun dışında birçok dezavantajı da var.
İçinde bulunduğumuz dönüşümün boyutunu TÜİK verileri de ortaya koyuyor. TÜİK’in 2025 Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre 16-74 yaş grubunda internet kullanım oranı yüzde 90,9’a ulaşmış durumda. İnternet kullanan bireylerin yüzde 55,7’si de son 12 ay içinde internet üzerinden alışveriş yapmış.
Sosyal ilişkilerin sanala hapsedildiğini uzun zamandır görüyoruz. Çocukları, özellikle Alfa kuşağını, tamamen kaybettik. Bizim gibi eski kuşaklar bile artık akıllı telefonların tutsağı durumunda.
Daha da kötüsü, hangi uygulamayı kullanırsak kullanalım, hangi ayarları yaparsak yapalım, yapay zekâ destekli programlar vasıtasıyla hemen her şeyimize birileri sınır gözetmeksizin karışabiliyor. Rastgele önünüze düşen bir haberi okuduğunuzda ya da bir şeylere göz attığınızda zaman akışlarınıza sürekli benzer şeyler düşmeye başlıyor. Güya kendi tercihlerinizle belirlediğiniz sosyal medya uygulamaları ise çok daha feci. Tanımadığınız, ilgilenmediğiniz, takip etmediğiniz ne varsa gözünüze sokulurken takip etmek istediğiniz şeyler sürekli geri planda kalıyor.
Burada artık yalnızca kişisel bir gözlemden söz etmiyoruz. Akademik çalışmalar, sosyal medya içeriklerinin kullanıcıya ulaşma biçiminin algoritmalar tarafından ciddi ölçüde şekillendirildiğini ortaya koyuyor. Algoritmik olarak öne çıkarılan içerikler daha fazla etkileşim alırken hangi içeriğin önceliklendirileceğini de büyük ölçüde bu sistemler belirliyor. Gençler üzerine yapılan araştırmalar, algoritmik haber seçiminin günlük medya deneyiminin önemli bir parçası hâline geldiğini ve sistemlerin yeterince şeffaf olmadığını gösteriyor.
Bazen herhangi bir platformda “Bu hesabı nereden tanıyorum ki?” diye kendime sorduğumda, aslında o hesabı takip etmediğimi, platformun algoritması sebebiyle önüme düştüğünü görüyorum. Biz çoğu zaman algoritmaların bizi “tanıdığını” düşünüyoruz. Oysa sistemler neyi sevdiğimizden çok, neye baktığımızı, neye tıkladığımızı ve hangi içerikle daha fazla etkileşime girdiğimizi takip ediyor. Bir süre sonra kendi tercihlerimiz sandığımız şeylerin bir bölümünün bize tekrar tekrar gösterilen içeriklerin sonucu olması da mümkün.
Geçenlerde de yazdığım gibi teknolojik gelişmeler hayatımızı kolaylaştırırken maalesef beynimizi de iğdiş etmekle meşgul.
***
Son yıllarda sık sık Tekirdağ-Ankara arasında gidip geldiğim ve çoğu kez kendi aracımı kullandığım için özellikle gündüzleri telefonumdaki navigasyon araçlarını yoğun trafikten kaçabilmek için kullanıyorum.
Navigasyon sistemlerinde ilginç bir durum var. Hangisini kullanırsanız kullanın sizi ısrarla yap-işlet-devret projelerine sürüklüyor. Bu tür uygulamaları niçin kullanıyoruz? Zaman kazanmak ve ekonomik yolculuk için ama gelin görün ki sistem ayarlarını sınırlandırsanız bile daha kısa, daha ucuz ve hemen hemen aynı süre olmasına rağmen diğer seçenekler çoğu kez önünüze düşmüyor. Daha iki gün önce 5 dakika daha erken gitmek adına ücretsiz yolu değil 600 TL ve 45-50 km daha uzun bir rota oluşturdu uygulamalar.
Benim gibi geliri belli insanlar için bu yollardan geçmek çok maliyetli. Birileri için zaman nakit olabilir ama Türkiye’nin orta ve alt sınıfları için böyle bir dünya yok. Verdiğiniz yakıt parası yetmiyormuş gibi bir o kadar da otoban-köprü ücreti vermemiz cabası.
Bir zamanlar Dolar-Euro-TL bandı çok dardı ve o günlerde verilen garanti ücretler maalesef bugün hepimizin boğazını sıkıyor. Bu yetmezmiş gibi ne hikmetse hemen hemen her dönem TEM Otoyolu’nun bazı kısımlarında sürekli çalışma var ve bu çalışmalar nedeniyle saatler süren tıkanıklıklar yaşanıyor.
Kuzey Marmara Otoyolu’nda in cin top oynarken TEM Otoyolu şehir içi trafikten farksız. İnsan bu çalışmaların kasıtlı yapılıp yapılmadığını açıkçası düşünmeden edemiyor. Geçenlerde bir akrabam İstanbul-Ankara arası yanlışlıkla ilk kez Kuzey Marmara Otoyolu’na girmiş. 5-6 şeritli yolda saatlerce neredeyse tek başına seyahat ettiğinden, acaba yanlış bir yola mı girdiği endişesine kapıldığından bahsetti. Kartına yansıyan ücreti gördüğünde ise yaşadığı şok daha da artmış…
Bir başka ilginç konu da GSM şirketleri üzerinden halkı haraca bağlayan uygulamalar. Anlık bir gaflette faturanıza yüklü maliyetler yansıyabiliyor. Siz ancak cep telefonunuza gelen “Üyeliğiniz başlatılmıştır. İsterseniz XXXX’e mesaj atarak üyeliğinizi sonlandırabilirsiniz” mesajı ile uyanıyorsunuz.
Cebinize geçmiş olsun. GSM şirketlerinin hangisi olduğu çok önemli değil; Türk Telekom, Turkcell ya da Vodafone fark etmeksizin bu konu ile ilgilenmiyor. Bu tür uygulamalar için ödeme emrini kapatmanız bile yetmiyor bazen.
İletişim ve teknoloji çağında hayatımızı kolaylaştıran uygulamalar beraberinde görünmez maliyetler yüklüyor sırtımıza. Tüketim alışkanlıklarımızın büyük bölümü artık dijital platformlar üzerinden şekilleniyor. TÜİK’in verileri de internetten alışverişin günlük hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldiğini gösteriyor.
Burada mesele yalnızca alışveriş yapmak da değil. Bize neyin gösterildiği, neyin önerildiği ve hangi ürüne yönlendirildiğimiz de giderek daha fazla algoritmaların kontrolüne giriyor.
Bunlardan kurtulmak kolay olmayacak gibi.
Bilişim alanındaki gelişmeler maalesef daha sofistike hırsızlık yöntemlerinin geliştirilmesine yol açarken bu altyapıyı sağlayan kurumların bunları hiç denetlememesi ya da yetkili mercilerin bu boşlukları kapatacak düzenlemelere gitmemeleri oldukça ilginç. İnsanın aklına bazılarının danışıklı yapıldığı ihtimalini getirmiyor desem yanlış söylemiş olmam.
Ne kadar çok görünmez derdimiz var, değil mi?
