Hızlı aksiyon almak çok önemli

Merkez Bankası’nın yılın üçüncü enflasyon raporunda 2026 sonu tahminini %26'dan %28'e çıkarması sonrası başlayan, yıl sonu için ulaşılabilecek en iyi ihtimalin ne olduğu hususundaki tartışmalar devam ederken şimdi bir de tahmin artışına rağmen, gecelik borç verme oranı olan %40’lık faizden tekrar haftalık repo faizine, yani hali hazırda geçerli olan fakat savaşın başından beri kullanılmayan politika faizine dönüş konusu gündeme gelmiş durumda.

Önemli bir ekonomi gazetesinin haberiyle ortaya çıkan bu iddia haklı olarak en başta vatandaşın kafası karıştırdı. Bir yandan tahmin artışının tartışmaları bitmemişken diğer yandan örtük bir faiz indirimi anlamına gelecek olan haftalık repo faizine dönüşün konuşulması pek tutarlı bir çerçeve sunmamakla beraber ilgili haberde ayrıca kredi musluklarının göreceli olarak açılabileceği ve uzun zamandır enflasyonun altında kalması için baskılanan döviz tarafında da en azından enflasyona uyumlu bir artış patikasına müsaade edilebileceği öne sürüldü.

Öncelikle meseleye enflasyon raporundaki tahmin artışı penceresinden bakmak lazım diye düşünüyorum. En baştan şunu söyleyelim yıl sonunda %28’lik bir enflasyonu görmek imkansıza yakın bir beklenti. Ağustos ayı için Web TÜFE rakamlarını referans alacak olursak aylık %2,2’lik bir enflasyon (ki bundan daha yüksek çıkacaktır) ile karşılaşırsak geriye kalan aylar için ortalama %1,1’lik enflasyon oranlarına ihtiyacımız var.

Önümüzdeyse Eylül ayı gibi her sene yüksek enflasyonla karşılaştığımız önemli bir engel var. 2023’te %4,75, 2024’te %2,97 ve 2025 yılında ise %3,23 oranında karşımıza çıkan Eylül enflasyonu, malumunuz olduğu üzere özellikle başta eğitim ve eğitimle ilgili kalemler olmak üzere birçok alanda önemli fiyat artışlarının gerçekleştiği bir dönem. Dolayısıyla her ne kadar yılın son iki ayında, geçtiğimiz yılın %1’in altındaki oranlarıyla karşılaşma ihtimalimiz teorik olarak var olsa da söz konusu tahmin sadece olası Eylül enflasyonuyla bile gerçeklikten uzak kalıyor.

Muhtemelen yılın son enflasyon raporunda yapılacak düzeltmeyle tahmin biraz daha yukarı çekilecek ve sonuç tarafında da bir şekilde artık beklentiler tarafında psikolojik bir sınıra dönüşmüş olan %30’un, bindelik rakamlarla da olsa altında bir enflasyonla karşı karşıya kalacağız. Tabi ki bu da bugünün şartlarıyla yapılan ve özellikle İran Savaşı’ndan kaynaklı, ekonomimizin olumsuz etkilenmesi muhtemel başka komplikasyonların oluşmaması durumuna bağlı olarak düşünülen bir beklenti. İşler yeniden şiddetin tırmanmasıyla %30’lu rakamları da aşacak bir patikaya girebilir. Bunu da unutmamak lazım.

Hal böyle olunca ortalama %5’lik bir reel faizle yola devam edileceği düşüncesi hakim olduğundan politika faizinin de %35’lere ineceği hususundaki beklentilerin mümkün olması için ilk olarak Merkez Bankası’nın yazının başında ifade edilen ve savaşın başından bu yana makro ihtiyati tedbirler çerçevesinde örtük bir faiz artışı hüviyetiyle kullandığı gecelik borç verme tarafından vazgeçip haftalık repo ihalelerine yani resmi politika faizine dönmesi lazım.
Söz konusu dönüş, bu defa örtük bir faiz indirimi olacağından enflasyonun yıllık bazda yükselmediği bir zaman aralığa denk gelmesi lazım. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayında %2,04 olan aylık enflasyonun bu sene daha yüksek olacağına kesin bakıldığından da bu dönüşün önümüzdeki 15 günlük süreç içerisinde hayata geçirilmesi, %35’lik politika faizi için indirimlerin de görece düşük olacağını umut ettiğimiz yılın son iki ayında yapılması gerekiyor.

Gelelim döviz kuru tarafına. Özellikle de dolara.

Bu alanda ekonomi yönetimin göreve gelmesinden beri eşi benzeri pek olmayan bir politikayla, belli bir bant aralığında, 45 derecelik açıyla, fakat enflasyonun da altında kalacak şekilde kurda müdahale devam ediyor. Özellikle son haftalarda burada biriken basınçla alakalı ülkenin en önde gelen ekonomistlerinden gelen uyarılar dikkatleri çekmeye başlamış durumda. Sürdürülemezlik konusunda tedirginlik her geçen gün artıyor ve açıkçası kimse bu tip hafif basınç boşaltımlarıyla başarılı olunacağını düşünmüyor. Geçtiğimiz aylarda ortalama %1,2 oranında fiyat artışına izin verilen doların yavaş yavaş %1,7 civarında aylık artış göstermeye başladığını görüyoruz. Bundan sonraki süreçte bu taraftaki artışa ne kadar müsaade edilir orası şüpheli. En nihayetinde program baskılanan döviz ve ucuz enerjiye bağlıydı. Savaşla birlikte ucuz enerji dönemi bitti. Dövizin de önü açılırsa zaten topallayan program hepten çökebilir. Lakin basınç bu şekilde artmaya devam ederse daha büyük sıkıntıların kapıda olduğu da aşikar.

Son mesele de kredi musluklarının açılmasıydı.

Belki selektif olarak çeşitli sektörlere, özellikle de iki yıldır sürekli halde küçülen sanayi tarafına bazı kolaylıklar sağlanabilir ama zaten ticari kredilerin dağılımına baktığımızda en önemli kaynağa erişim performansının bu tarafta olduğu açıkça görülüyor. Yani sanayi tarafının öncelikli derdi makro ihtiyati tedbirlerden ötürü bankalara getirilen kredi tarafındaki büyüme sınırlamalarından kaynaklanmıyor. Daha ziyade yüksek faizden ve döviz kurlarındaki sanallıktan kaynaklanıyor. Bu derde de bu saatte arka arkaya gelecek seri faiz indirimlerinden başkası, yani sadece gecelikten haftalığa geçiş deva olmaz. Çünkü bankalar bu değişimden ötürü faiz oranlarında kıymet arz edecek bir indirim yapmaz; yapamaz. Onların da kendi içlerinde ciddi sıkıntıları var. Özellikle karlılık ve sorunlu krediler tarafında.

Bağımsız bir gözlemci olarak değerlendirecek olursak aslında süreç içerisinde Merkez Bankası yönetiminin eline faiz indirimi tarafında önemli fırsatlar geçtiğini ifade etmek lazım. Kullanmadılar. Daha doğrusu kullanamadılar. Çünkü tek başına para politikasıyla çözülemeyecek kadar büyük bir cenderenin içindeyiz. 38 aylık rekor bir enflasyonla mücadele dönemine rağmen ne yapısal reformlar tarafında ne arzı artırıcı adımlar tarafında ne de hukuk tarafında kayda değer adımlar atılmamışken, üstüne bir de başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyanın ekonomik şartlarını alt üst eden bir savaş devam ederken böyle bir sorumluluğun altına girmek istemediler. Kendi pencerelerinden baktıklarında haklı olduklarını düşünme konusunda da görece haklılar.

Yine de yazımıza konu hususlar içinde en azından haftalık repo tarafına dönüş hususunu gerekli ve kıymetli görüyorum. Oluşturacağı katkının rakamlardan ziyade psikolojik olarak çok yorulmuş durumdaki iş dünyasının morali açısından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Elbette bir de ilerleyen haftalarda sona ermesi umulan savaşın yeniden alevlenmesi ve daha sonra bu hamleyi yapabilecek alanımızın kalmaması ihtimalleri de var. Bu nedenle niyet varsa hızlı aksiyon almak çok önemli…

Süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.