Demokrasi; sadece çözümün değil her şeyin gıdası
Bir yandan finale çok yakın bir çözüm sürecinin içinde olan ama öte yandan hukuk ve demokrasi derslerinden sınıfta kalmaya devam eden bir ülke… Yaşamakta olduğumuz şeyin kısa özeti budur. Çözüm süreci ki bütün gıdası, malzemesi ve proteini sadece demokrasiden ibaret bir mesaidir. Zaten hukuk ve demokrasi olmadığı için on yıllar içinde büyüyen ve gelişen, içinde şiddet ve kan olan bir tarihi sonlandırırken, atmosferde yine hukuktan ve demokrasiden eser olmaması gariptir.
Türkiye çelişkiler ülkesi evet ama bu kadarı fazla…
PKK silah bırakırken, kendisini lağvederken ve tahminlerin aksine ülkeyi zorlayacak siyasi taleplerde bulunmazken bu fırsatı herkes namına kullanmaktan daha iyi fikir olabilir mi? Bir pazarlığa bağlı olmaksızın herkes için birden demokrasi kapısının aralanması imkanı kaçırılmamalıdır. Türkler için, Kürtler için ve kendisini nasıl tanımlıyorsa herkes için… Bu bir lütuf değil şarttır zira, çözüm sürecini hiçbir şey, hiçbir isteksizlik hatta provokasyon engelleyemez, haksızlıktan, hukuksuzluktan gayrı.
Muhalefete ve muhaliflere yönelik operasyonlar siyasetçilerden cemaatlere varıncaya kadar devam ediyor. “Barış ve kardeşlik”ten muhalefete hala pay düşmüyor. Demirtaş bilmem kaç senedir hapiste ve açık bariz, tartışmasız AİHM kararı ona işlemiyor. Kayyum hala hükümferma; Ahmetler göreve dönemiyor, ortalıkta geziyor. Hapse atılan yahut bir şekilde görevden el çektirilen muhalif belediye başkanlarının koltuklarında rakipleri oturuyor. Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu mahkeme sıralarında bırakın yaşadığı haksızlığı, savunma hakkı için bile didiniyor.
Böyle bir manzara Türkiye gibi güçlü demokrasiye sahip olmayan bir ülke için bile fazladır.
Çözüm sürecinin değeri, ülke için önemi ve en nihayet acıların dinecek olması büyük bir ödül, büyük bir fırsattır. Bu yüzden ağır hukuk mağduriyeti yaşayan İmamoğlu başta olmak üzere birçok siyasetçi, süreci kendi problemlerinin önüne taşımıyor ve sorumlu davranıyor. Çoğu bu kritik aşamada çözümün tarafında olmayı tercih ediyor. “PKK’lılar hayata karışırken biz hapisteyiz” demiyorlar. Kendi mağduriyetlerini ülke için kıymetli olan çözüm sürecini yaralama gerekçesi yapmıyorlar.
Ancak, onların bu olgun tavrı ülkenin ciddi bir demokrasi krizi yaşamakta olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çözüm sürecinin de demokrasiden başka bir yolla ayakta tutulamayacağı tecrübesi hala ortada duruyor. Gelin görün ki bütün ünitelerde ve bütün kesimlerde bu açıdan beslenme bozukluğu yaşanıyor. Sadece muhalefette değil, esasen iktidar tabanında ve kanadında da bunun eksikliği yaşanıyor. Bilhassa da iktidarın sorumlu olduğu ekonomiden dış politikaya bütün alanlarda hukukun ve demokrasinin yetersizliği, içeride ve dışarıda problemleri büyütüyor. Enflasyondan yüksek faize, vize probleminden eğitime kadar her alanda aynı eksikliğin belirtileri görünüyor.
Türkiye’nin iyi olması herkesin kendisini güven içinde hissetmesi, hukuk karşısında eşit olması ve fikirlerini serbestçe söyleyebilmesiyle mümkündür. Bir kesimin kendisini güvende hissetmesi, diğer bütün kesimlerin baskı altında yaşaması toplamda herkesin huzursuz olmasından başka sonuç doğurmaz.
Parmaklarımızın ucuyla dokunmakta olduğumuz çözümü canlı tutmamın yolu da en başta demokrasiyi güçlendirmekten geçiyor. Dindarların, muhafazakarların, laiklerin, milliyetçilerin; Türklerin Kürtlerin, bütün etnik ve dini aidiyete sahip olanların huzuru için de gereken budur. Güçlü demokrasi demek, adil siyasi yarışın, ifade hürriyetinin ve haklara eşit erişimin tartışma konusu olmadığı bir düzen demektir.
Oksijen eşit paylaşılmak ve eşit tüketilmek zorundadır. Bazıları için eksikse veya ayrıcalıkla kullanılıyorsa hiçbir süreç ayakta kalamaz. Kimliği ve etnik kökeni ne olursa olsun herkesin aynı anda ihtiyaç duyduğu şey demokrasi ve hukuktur. Bunun zamanı da gelmiş ve geçmektedir.
