Bir duruş olarak Türklük
Bir milletin en zor sorusu şudur: “Biz kimiz?”
Bu soru ilk bakışta kolay görünür. İnsan kim olduğunu bildiğini sanır. Biraz durulunca mesele basit değildir.
“Türklük” meselesi de yanlış kavranır. Onu yalnızca bir soy meselesi olarak görmek daraltır ve eksiltir.
Tarih bize başka bir hakikat anlatır. Türklük, tarih içinde yoğrulur.
Türklük, bir kökenden ziyade bir dünya görüşü ve bir ahlâk taşır.
Tarihin birçok döneminde farklı köklerden insanlar bu istikamete yönelmiştir.
O vakit şu gerçek daha açık görünür:
Türklük, bir duruş meselesi.
Adaleti merkeze koymak, gücü Hakk’ın hizmetine vermek, mazlumu korumayı bir vazife bilmek...
Bu bir tercihten öte ahlâkî bir yöneliş.
Eski metinlerde devlet için kullanılan bir ifade vardır: Nizâm-ı âlem.
Bu ifadede hem siyasî bir hedef hem de bir ahlâk tasavvuru saklıdır.
Türk tarihinin büyük kısmı bu fikir etrafında yoğrulur. Bu istikamet, zaferlerle parlar, yenilgilerle sınanır.
Bu duruş kalpten Kâbe’ye uzanan sarsılmaz bir yöneliş.
