Yeni Parti’nin Zor yolculuğu…
CHP yükünden kurtularak ‘yeni nesil siyaset’ anlayışını hakim kılma iddiasıyla yola çıkan Yeni Parti, AK Parti’nin de yardımıyla toplum nezdinde önemli bir teveccühe mazhar olmuş gibi görünüyor.
Evet AK Parti, yeryüzünde başka bir örneği bulunmayan ama hukukta var olan ‘mutlak butlan’ı keşfederek CHP’yi adeta bir azınlık partisine dönüştürdü ve istemeden de olsa Yeni Parti’yi CHP yükünden kurtardı. Dolayısıyla artık AK Parti’den memnun olmayan ama altı okun altına mühür basmaya da eli bir türlü gitmeyen insanları Yeni Parti adresiyle tanıştırdı.
Türkiye gibi demokrasi kültürünü henüz yeterince içselleştirememiş, ideolojik aidiyetlerin keskin olduğu toplumlarda değişim hiç kolay olmuyor. Bu tür toplumlarda özellikle değişime direnen siyasal iktidarlar, kendi geleceklerini tahkim etmek için çare gibi gördükleri siyaset mühendisliği hamleleri, beklentilerin aksine değişimi tetikleyen bir hamleye dönüşüyor.
Ancak sadece iktidarın yanlışları üzerinden değişimin gerçekleşebileceği beklentisine girmek, çoğu zaman muhalefet için büyük hayal kırıklıklarına da yol açabilir.
İşte tam da bu yüzden Yeni Parti, önüne çıkan bu imkanı iyi değerlendirmek zorundadır. Bunun için de Türkiye’deki toplum sosyolojisini doğru okuması gerekiyor. Bu köşede daha önce de ısrarla altını çizmeye çalıştığımız bir gerçeği yeniden hatırlatmakta yarar var.
Kabaca ifade etmek gerekirse, bu toplumun yüzde 60-65’i muhafazakar-dindar, milliyetçi, liberal bir karaktere sahiptir. Doğal olarak iktidar hedefi güden siyasal partilerin bu sosyolojik gerçeği dikkate alarak siyaset yapmaları gerekmektedir.
“Geleneksel olarak sosyal demokrat bir geçmişten gelen partilerin, illa da böyle bir sosyolojiyi dikkate almaları gerekmiyor” denebilir. Elbette böyle de düşünülebilir, sonuçta bu bir tercih meselesi… Eğer iktidar olmak gibi bir hedefiniz yoksa, rahatlıkla “küçük olsun, bizim olsun” diyebilirsiniz.
Ama unutmamak gerekiyor ki CHP böyle bir anlayışa sadık kaldığı için uzun yıllar iktidardan uzak kaldı.
Ne zaman ki Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekseninde CHP değişimi keşfetti ve sonrasında 2024 yerel seçimlerinde birinci parti haline geldi, yerelde iktidar oldu.
İşte şimdi Yeni Parti’de bu değişimin ete kemiğe bürünmesi gerekiyor. Bunun için ülkede sıkça yaşanan krizler ve moda haline gelen farklı operasyonlar konusunda, toplumsal hafızanın reflekslerini doğru okumak gerekiyor.
Son günlerin sıcak olayı, Süleymancılara yönelik gerçekleşen operasyonlar… Cemaatler, tarikatlar meselesi yani… Yeni Parti bu olaya nasıl bakıyor mesela…
Bu konuda iki seçenek var; birincisi, tarikat ve cemaatlerin bütün dünyada olduğu gibi sivil yapılar olduğu gereceğinden hareketle devletin bu yapıları hukuksal olarak mutlaka denetlemesi gerektiğini söylersiniz.
İkincisi, YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan gibi “Tarikat ve cemaatlerin kökten kapatılması gerektiğini düşünüyorum. Bunlar denetlenebilir şeyler değil” diyerek daha radikal bir tavır alırsınız.
Değişimin ve ‘yeni nesil siyasetin’ en zor kısmı tam da bu noktada başlıyor. Biliyoruz ki CHP uzun yıllar böyle bir siyasi çizgi izledi ve sonuçları ortada. Eğer yeni bir yola çıktıysanız, artık yeni şeyler söylemek zorundasınız.
Esas itibariyle Yeni Parti için zor olan, henüz CHP hafızasını değiştirmekte zorlanan bazı kesimlerin, Özgür Özel’in farklı zamanlarda dillendirdiği ve “milliyetçi demokratlar, muhafazakar demokratlar, Kürt demokratlar” şeklinde özetlediği yeni çizgiyi yeterince içselleştirememeleridir.
Bir kere Yeni Parti’nin, CHP ezberlerini çağrıştıracak söylemler konusunda dikkatli davranmak durumundadır.
Hemen hatırlatalım bugün Türkiye dahil pek çok İslam ülkesinde sayısız cemaat ve tarikat var. Bunların birçoğu yüzyıllardır süren tasavvufi geleneğin bir parçasıdırlar. Her ne kadar bunlar, sivil toplum standartlarının dışında kalmış olsalar da sonuçta sivil toplum çerçevesi içinde anılmaktadırlar.
Ama bir geçek de var ki bu yapıların önemli bir kısmı, maalesef var oluşlarının temelini oluşturan tasavvufi gelenekten uzaklaşarak büyük ölçüde yozlaşmışlardır.
Daha da vahim olanı bu yapıların aşırı politikleşmiş olmaları ve de birer hurafe merkezine dönüşmüş olmalarıdır.
Dolayısıyla bugün esas yapılması gereken, cemaat- tarikat yapılarının kapatılarak yeraltına inmelerini teşvik etmek değil, asli görevlerini yerine getirme noktasında şeffaf olmalarını sağlamaktır. Devlet dediğimiz aygıt da esas itibariyle bunun için vardır. Devletin görevi yozlaşan, hurafe merkezi haline dönüşen, parasal kirlilikle malul duruma düşen bu yapıları denetlemektir, kapatmak değil…
Dolayısıyla yeni bir siyaset anlayışı inşa etmeye çalışan Yeni Parti, Türkiye’nin bir gerçeği olan cemaat ve tarikatlar konusunda da farklı bir siyaset dilini keşfetmek durumundadır.
