Belirsizlikler Evreni’nde piyasalar için hava kararmaya devam ediyor!

Hem içeride hem de dışarıda, ekonomiye kısa, orta ve uzun vadeli etkileri açısından son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftaya başladık.

Hafta sonu Husiler’in, Suudilerin enerji tesislerine saldırılarıyla tırmanan küresel gerginlik Rusya’nın pazar günü, Almanya Başbakanı Merz’in Ukrayna’nın başkentinde bulunduğu esnada gerçekleştirdiği insansız hava aracı saldırısıyla zirveye ulaştı. Batı liderlerinden ardı ardına ve açıkça Rusya’ya meydan okuyan açıklamaların gelmesi kimsenin “yangına su dökmeye niyetinin olmadığını” bir defa daha ortaya koydu.

Arada bir de Japonya başbakanı Takaiçi’nin, Rusya ile olan sınır anlaşmazlığı üzerine yaptığı açıklamalar da vardı elbette, ama o cephede, özelikle Japonya’nın Ukrayna’ya olan finansal ve askeri desteklerinden kaynaklanan sorunların henüz “eski defterlerin açılması” safhasına yeni girmesinden ötürü şimdilik büyük bir tehdit basıncı oluşturmadığını; buna rağmen “gerginlik çorbasına” bir tutam da olsa tuz kattığını seyrettik.

İçinde bulunduğumuz haftaya işte bu önden yüklemeli gerginliklerle başladığımızdan ötürü piyasalar her zamanki belirsizlik dozunun bir kademe daha yükseleceğini erkenden hissetti. Özellikle güneyde Yemen’e karşı bir kara harekatı gerçekleştirilmesi zorunluluğunun ortaya çıkmasının yanında kuzeyde Rusya ile Avrupa’nın birbirine girmesine sayılı adım kalmasından ötürü büyük bir tedirginlik var.

Yemen’e karşı kara harekatı beklentisinin zorunluluk haline geldiğinin düşünüldüğü bir esnada Mekke Anlaşması’nın paydaşlarının bir araya gelmesi ve toplantı sonrası yapılan açıklamalar tüm dünya gündeminde yer aldı. Sayın Fidan’ın görece itidalli açıklamalarına rağmen ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson’un Mekke Anlaşması’nı “Ortadoğu’nun NATO’su” ilan etmesiyle işlerin rengi değişti. Ortaya çıkan bu yeni denklemde Türkiye Husilerle karşı karşıya gelirse, içeride vatandaşa bunu anlatmak pek kolay olmayacağı gibi özellikle ciddi ekonomik komplikasyonlara sebebiyet verebileceği de ortada.

Dışarıdan bizi etkileme potansiyeli olan iki önemli mesele daha var. Onları da biraz aktarmak isterim. Birincisi Avrupa, Fransa’nın bütçe problemlerinden kaynaklanan ve ABD’ninkine benzer olsa da Fransızların başta göçmenlerle başının belada oluşundan farklılaşan, bir tahvil problemi ile karşı karşıya. Şimdiden Yunanistan ve İtalya’yı etkilemeye başlayan bu meseleyi ilerleyen günlerde daha detaylı yazmayı planlıyorum. Şu an için Euro üzerinde oluşturduğu baskı sayesinde içeride bizim döviz sepetimizdeki artışı sınırladığından işimize geldiğini, fakat süreç daha da belalı hale gelirse başta Avrupa’nın önemli ticari ortaklarından olan bizimle beraber bölgedeki tüm ülkeleri derinden olumsuz etkileyebileceğini ifade edip diğer tahvilzedeye, yani ABD’ye dönelim.

Bessent’ın onca şovuna ve gerektiğinde Japonya Yeni’ne müdahalesine rağmen 40 trilyonluk borcuyla ortada tam anlamıyla bir atom bombası gibi dolaşan ABD hükümeti, “borçlarını çevirmek üzere borçlanmak” için tahvil faizlerini 24 yılın zirvesine taşısa dahi Goldman Sachs’ın da haberleştirdiği üzere tahvillerin alıcısı kalmadı.

Bir gün gelip de ABD’nin ülkemizdeki yaklaşık 30 milyon insan gibi kredi kartını takla attırıp borçlarını ödemeye çalışırken limitlerinin dolmasıyla kara kara düşünür duruma geleceğini kim tahmin edebilirdi ki…

2 trilyon dolarlık bütçe açıklarıyla, tahvillerin alıcısının olmadığı gibi aksine herkesin belirli bir vadeye yaygın şekilde satıcı tarafta olduğu bir denklemle nereye kadar gidilebilir? Dünyanın imparatoru rekor faiz teklifiyle borç bulamıyor. Üstelik bulabildiği her borç da bir başka atom bombasına dönüşen borsasına akması gereken kaynakları eksiltiyor.

Hatırlanacağı üzere yakın zamanda bir anda kendi ekmeklerine kan doğrayacak şekilde ortalığa atılan yapay zeka şirketlerinin patronları işin “çok tehlikeli” boyuta geldiğini ilan ettiler. Haliyle herkes garipsedi. Her birini dünyanın en zenginleri listesine sokan yapay zeka için böyle bir uyarıyı bu konseptte yapmaları anlaşılır bir durum değildi. Fakat bu açıklamalardan sonra asıl niyetleri ortaya çıktı ve önde gelenlerinden bazıları bu işin bir güvenlik sorununa dönüşmemesi için açık açık “belirli oranlarda millileştirme” talep etti. Yani aylarıdır süren ralli ile zirveye ulaşan hisse fiyatlarından şirketlerin kısmen/gerekirse tamamen devlete satışını… Gerçekten patronlar açısından mükemmel bir plan!

Ortalama yılda %50 ile %100 artması planlanan sermaye yatırımlarını bugüne kadar, daha önce Bloomberg’in ortaya çıkardığı büyük oyuncuların kendi içlerindeki yatırım döngüsü (Micheal Burry gibi uzmanlara göreyse üzerine milyarlarca dolarlık short poziyon açtıracak ponzi döngüsü) sayesinde günümüze kadar toparlamalarına rağmen, hem belirsizlik ortamı hem kredi faizlerinin yüksekliği hem de kaynakların uzun zamandır tahvillerdeki yüksek faizden ötürü o tarafa kaymasından mütevellit artık eskisi kadar kolay bulamayacaklarından eminler. Halka arzlar da zaten belirli oranda bu nedenle ertelendi. Dolayısıyla en mantıklısını, yani tepeden devlete satıp yeni kaynak üretmeyi planlıyorlar. Başarırlarsa ne ala; başaramazlarsa bir de ABD borsalarının “yakıt tükenmesinden” kaynaklı küresel krizini yaşayacağız.

Evet, tüm bunlar olurken açıklanmasını beklediğimiz Eylül enflasyonu da önceki seneye oranla son derece düşük geldi. %1,84 olarak açıklanan orana şaşırmadım. Beklentilerin en düşüğü olan %1,9’un bile altında çıkıp ortalama beklentiden ciddi derecede sapan oran sayesinde 2021 Aralık ayından bu yana %30’un altını görmeyen yıllık enflasyon %29,73’ geriledi.

Önceki yazılarımda ifade ettiğim üzere %30 ekonomi yönetimi tarafından psikolojik sınır olarak kabul edilmiş durumda. Fon Krizi’nin Eylül ayındaki yavaşlatıcı etkisinin Ekim ayına sarkmasının yanında bir de yukarıda ifade ettiğim döviz sepetinde Euro’nun gerilemesinin desteği ile devam edilir ve Dolar tarafındaki soluksuz baskıda en ufak bir boşluk verilmezse; %30’un binde birlik oranlarla dahi olsa altında bir enflasyonla seneyi kapamak mümkün olabilir.

Tabii ki, dünyanın hiçbir yerinde 39 aydır devam eden enflasyonla mücadele faaliyetlerinin sonunda ulaşılmasının takdiri mümkün olmayan %30’un altı için bile böylesine mikroskobik işlerle uğraşırken güneyde bir savaşa dahil olmazsak ya da “kuzeydeki bela” Avrupa’ya sıçramazsa…İkisinden birinin varlığı halinde işler inanılmaz aleyhimize gelişir.

Hasılı, güneydeki savaş, kuzeydeki savaş ve en az onlar kadar etkili olma potansiyeline sahip bir sürü problem… Belirsizlikler Evreni’nde piyasalar için hava hızla kararmaya devam ediyor. Çok dikkatli olmamız lazım!

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.