Biraz hızlı mı gittik?
Bugünlerde Zeki Ehiloğlu’nun Yemen’de Türkler’ini okuyorum. (Kitabevi Yayınları.)
Ehiloğlu bir müddet Yemen’de görev yapmış. Hakkında kitapta anlattıklarından başka bilgi yok. Yayınevi eğer mirasçısı çıkarsa telif anlaşması yapacağına dair not bile düşmüş.
Kitabın anlattığı baştan sona perişanlık. Osmanlı’nın zeval zamanları. Yaşlı bir insan düşünün. Kalbi zayıf düşmüş. Vücudun uzak yerlerine kan pompalamıyor.
Tamam, İstanbul’daki ittihatçılar şaşılacak derecede heyecanlı. Yemen de vatan toprağı. İngilizler musallat olmuş. Şu halde gitsin Türk askeri Yemen’e.
Gitmiş.
“Yemen’e gideni gelir mi sandın?”
On binlercesi gelememiş.
Zeki Ehiloğlu gelebilen nadir insanlardan biri.
Kitap boyunca her satırda ‘ne işimiz vardı bizim Yemen’de demeye çalışıyor.
Buna rağmen Yemen’de Zeydi’lerle omuz omuza savaşarak İngilizler’i yendiğimizi daha önce yazmıştım. Fakat 1. Dünya Savaşının başka cephelerinde müttefiklerimizle birlikte mağlup olduk. Yemen’i İngilizler’e bırakıp geldik.
Yemen’deki Husiler’in Zeydi olduğunu, Zeydiliğin İran’daki İmamiliğe nispetle Ehl-i Sünnet’e yakın olduğunu da yazmıştım.
Kime yakın veya kime uzak olduklarını çok önemsediğim yok.
Mezhepler arasındaki görüş farkları makul insanlar için birbiriyle savaşmanın gerekçesi olacak şeyler değil.
Bana kalsa herkes birbirini olduğu gibi kabul etsin.
Birbiriyle dövüşmesin.
Hayat öyle değil. Güç sahipleri, devletler savaşmak için bir gerekçe buluyorlar.
İki taraf da namaz kılıyor.
Namazdan sonra birbirlerini öldürüyorlar.
Yemen’de de Suudilerle Husi’ler birbirleriyle savaşıyor.
Suudi Arabistan Husiler’e karşı Yemen hükümetini destekliyor.
Onlar birbirleriyle savaşırken Pakistan ve biz Suudilerle ittifaka girdik.
Önemli bir ittifaktı.
Bu üç ülke içlerinden birine yapılacak saldırıya karşı birlikte hareket edeceklerdi.
ABD ile İsrail’in İran’a yaptıkları saldırı sırasında ABD müttefiki olmanın körfez ülkelerini füzelerden koruyamadığı anlaşılmıştı.
Müslüman ülkelerin birkaçının kendi aralarında ittifak etmesi ABD’nin hakkını veremediği boşluğun doldurulmasına hizmet edebilirdi.
Yemen’e savaşmaya gider miydik?
Herhalde gitmezdik. Bizim savunma sanayiimiz var, Suudilerin parası, Pakistan’ın da nükleer silahı var. Birbirimizin savunma sanayiine destek veririz, ittifaka girmemiz caydırıcılığımıza kuvvet verir. Bu da faydalı bir şeydir.
İsrail’e karşı bir ittifak kuruyor olabilir miydik?
Müslüman ülkelerin İsrail’e karşı ittifak kurmaya meyli olduğuna dair bir işaret şu ana kadar görülmedi.
Bazıları (bizim siyasetçilerimiz bu bazılarına dahil) İsrail’in vahşetine karşı sert açıklamalar yapabiliyor fakat beyanatların ötesine geçmeye niyeti olan yok.
İttifak İran’a mı karşıydı?
Türkiye bütün kriz dönemlerinde İran’la ilişkilerini makul seviyede tutmayı başardı. Yine başarır.
Türkiye’yi İran’la savaştırmak emperyalizmin kızıl elmasıdır Türkiye bunu fark edecek tecrübeye sahiptir.
ABD başkanı Trump bizi böyle bir ittifaka teşvik etmiş olabilir mi?
İttifaktan sonra bizi takdir etti, bir ihtimal.
Ama bizim hariciyemiz tecrübelidir. Durumu idare etmenin yolunu bulur.
Mamafih Mekke mutabakatı ilan edildikten sonra Medine yakınlarında Husi’lere ait bir SİHA’nın vurulduğu haber verildi.
Türkiye ve Pakistan süratle ve mümkün olduğu kadar sert bir lisanla kınadılar.
Kınamanın kıvamı mutabık ülkelerin ittifakın çatışmaya karışmasına istekli olduğunu düşündürecek yoğunluktaydı.
Müttefikler yoğun çalışıyordu. Art arda toplantılar yapıyorlardı.
Riyad’daki son toplantıda “Kolektif savunma taahhütlerinin uygulamasına ivedilikle geçmeyi, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin Suudi Arabistan’a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almaya” karar verdiler.
Biraz acele mi oldu?
Eğer Trump bizi teşvik ettiyse, Trump’ın çağırdığı yere biraz hızlı mı gittik?
Suudi Arabistan’a asker göndermek başımıza ummadığımız sıkıntılar açar mı?
Belki de bunları sormamız gerekmiyor. Sormadan alkışlamamız gerekiyor.
Neyse, ittifak henüz TBMM’den geçmedi. Resmileşmiş sayılmaz. TBMM’de tartışılırken neyin içine girdiğimizi daha iyi anlarız.
