MHP lideri fon skandalı meselesine neden girmiyor?
Biliyorsunuz, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 1 Ekim’de TBMM’nin açılış resepsiyonunda kendisine fon skandalının simge isimlerinden biri haline gelen Fatma Betül Sayan Kaya üzerinden yöneltilen soruya yalnızca “yorum yok” yanıtını vermişti.
Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı İBB dosyası hakkında defalarca açıklama yapan, değerlendirmelerde bulunan ve sert siyasi mesajlar veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin; 455 bin tekil yatırımcıyı, 2 milyondan fazla kişiyi doğrudan etkilediği, toplamda ise yaklaşık 5 milyon vatandaşın zarar gördüğü 20 milyar dolarlık bir fon skandalı karşısında “yorum yok” demesi çoğunuz gibi bana da tuhaf gelmişti.
MHP lideri Devlet Bahçeli aynı zamanda bir iktisatçı. Bu nedenle, AK Partili Fatma Betül Sayan Kaya’nın 163 milyon liralık yatırımının dört ay gibi kısa bir sürede 2,17 milyar liraya çıkmasının normal bir piyasa getirisi olmadığını bilir. Böylesine olağanüstü bir kazancın nereden ve nasıl kazanıldığının sorgulanması gerektiğini de bilir.
Bir iktisatçı olarak Bahçeli, böyle bir fon skandalının yalnızca birkaç kişinin yaptığı işlemlerle açıklanamayacağını; SPK başta olmak üzere denetim ve gözetim mekanizmalarının neden zamanında işlemediğinin de sorgulanması gerektiğini biliyor. Çünkü fon vurguncularının aylarca işlem yaparken, devletin ilgili kurumlarının ne yaptığı sorusu en az bir koyup bin kazananlarının kimler olduğu kadar önemlidir.
Her gün iktidarın içinden yeni isimlerin açıklandığı fon soygunu öyle görmezden gelinecek, üstü örtülecek ‘yorum yok’ denilecek bir skandal değil.
Ama MHP lideri Bahçeli 1 Ekim akşamı TBMM resepsiyonunda sorulan soruya “yokum yok” yanıtı verdi.
***
Ben bütün iyimserliğimle, Bahçeli’nin ayaküstü bir soruya cevap vermek istemediğini düşündüm. Çünkü liderliğini yaptığı MHP; milletin birliğini, devletin gücünü ve devlet kurumlarının devamlılığını ve vatandaşını önemseyen bir siyasi anlayışın temelleri üzerine kurulu.
Dolayısıyla yüzbinlerce yatırımcının doğrudan etkilendiği, milyonlarca insanın zarar gördüğü böylesine büyük bir fon skandalının MHP tarafından görmezden gelinmeyeceğini düşündüm. Hele ki ortada devletin denetim kurumlarının işleyişine, kamu kurumlarına güveni temellerinden sarsan böylesine ağır bir skandal ortadayken…
Öyle ya, İBB davası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gündeminden hiç düşmedi. Bahçeli, yargılamanın milletin gözü önünde yapılmasını istedi; duruşmaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını savundu. Çıktı “Milletimizin gözü önünde ak koyun kara koyun tefrik edilsin; her şey bilinsin, görülsün, birebir takip edilsin” diyerek çağrıda bulundu, yolsuzluklara, rüşvete geçit verilmemesi gerektiğini söyledi.
Bu yüzden de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin 6 Ekim tarihli grup toplantısında ne konuşacağını özellikle ülkemizin karşı karşıya olduğu, bakanların, bakan yardımcılarının, milletvekillerinin, iktidara sırtını dayamış iş adamlarının, yüksek bürokratların içinde olduğu fon skandalını gündemine alıp almayacağını merak ediyordum.
***
Dün Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında konuştu ama gündeminde gerçek anlamda fon soygunu yoktu. Vardı ama yoktu. Bahçeli, hangi siyasi görüşten,
hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı diye konuştu. İşlemlerin hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Fon skandalının içinde yer alan isimler muhalefet partilerinden olsaydı MHP lideri nasıl bir konuşma yapardı?
Milletin dolandırıldığı bir skandalla ilgili en fazla ‘yorum yapması’ gereken siyasi liderdir Devlet Bahçeli.
Ama muhalefet partileriyle ilgili okkalı söylemlerinin esamesi yoktu.
Türkiye fon skandalıyla çalkalanırken, Bahçeli’nin gündeminde yine ittifak ortağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığı vardı. Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanı adayı olmasının Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacağını söyledi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin faydalarını, Cumhur İttifakı’nın önemini anlattı.
Seçim için adres olarak 2028’i gösterdi ve 2028 seçimlerinden sonra TBMM’de nasıl bir siyasi tablo görmek istediğinin denklemini “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP” diyerek açıkça söyledi. Yani AK Parti Meclis’te azınlığa düşecek, MHP Meclis’te çoğunluğu kazanacaktı. Sebebini ise “MHP güçlü ise Türkiye güvencede olacaktır” diyerek açıkladı.
Cumhur İttifakı’na katıldığı günden bu yana Bahçeli’nin seçim dönemlerinde “yasama bizde olsun”, “MHP’nin milletvekili sayısını artıralım”, “MHP Meclis’te ne kadar güçlü olursa Türkiye o kadar güvencede olur” çizgisinde bu kadar açık bir söylem kullandığını hatırlamıyorum.
Bu nedenle 2028 için kurduğu Meclis denklemi dikkat çekici. Elbette bir siyasi parti liderinin partisinin Meclis’te daha güçlü olmasını istemesi son derece doğal. Ancak Bahçeli’nin bunu Cumhur İttifakı’nın geleceğine ve iktidar denklemine bağlayarak söylemesi, ittifak ortağı AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mesaja nasıl karşılık vereceği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Bunlar, ittifak ortakları olarak kendi aralarında tartışacakları meseleler.
Benim beklentim başka.
Yolsuzluk konusunda hassas olduğunu, kendi partisinde de bu tür iddialara adı karışan isimleri partisinden anında uzaklaştırdığını bildiğimiz Devlet Bahçeli’nin, fon skandalı karşısında da açık bir tavır almasıdır. Konuşması, itiraz etmesi, kabul etmediğini ve tasvip etmediğini net biçimde söylemesidir.
Asıl Bahçeli “nereye, kime kadar giderse gitsin, soruşturulmalı” diye konuşmalıydı.
Çünkü yolsuzluk iddiası muhalefetten geldiğinde MHP nasıl sert bir dil kullanıyor, hesap sorulmasını istiyor, kamuoyunu ayağa kaldırıyorsa; aynı hassasiyeti ittifak ortağının içindeki isimler için de göstermelidir.
Hele mesele, yüz binlerce vatandaşın zarar gördüğü, milyonlarca insanın etkilendiği bir fon skandalıysa…
Yolsuzluk, kimin yaptığına göre değişen bir mesele olmalıdır. Muhalefet yapınca suç, iktidar cephesinden biri yapınca susulacak, tolerans gösterilecek bir konu haline gelmemelidir.
