İdeolojik devlet yönetiminin ürettiği ‘dindar’ figürü

Öncelikle belirteyim ki, ülkemizde dinini samimiyetle yaşayan çok büyük bir kitle var. Ve her vatandaş gibi onların da hukuk ve adalet ölçüleri dâhilinde çalışıp kazanma, ülke imkânlarından yararlanma hakları, milletimizin kalkınmasına katkıda bulunma sorumlulukları var.

Ancak -gündemdeki fon vurgununda olduğu gibi- şimdilerde bazı -sözde- “İslâmî” kesimler, ‘ötekiler’ karşısında kendi yolsuzluk ve hırsızlıklarının üstünü müslümanlık, dindarlık, İslâm, iman gibi kutsalla ilişkili kavramlarla veya mezhep, cemaat, tarikat gibi sonradan üretilip kutsallaştırılmış yapılarla örtüyor, bu tür kavramları istismar ederek dünyevi fırsatlar sağlıyor, -dinî tabirle- kul hakkı yemenin aracı haline getiriyorlar. Siyasal ortamın sağladığı imkânlardan da yararlanarak daha rahat ve daha çok kul hakkı yemek için şebekeler oluşturuyorlar.

Bütün dinî kaynaklar, bir kimsenin, kendisine ait olmayan bir hakkı gayrimeşru yollarla elde etmesinin veya birini bu yollarla hak kaybına uğratmasının kul hakkına tecavüz olduğunu söylüyor.

İslam’ın birinci kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm, mutlak bir ifadeyle, “Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin” buyurur (Bakara 2/188; Nisâ 4/29). “Ölçüyü-tartıyı tam yapın” (En‘âm 6/152) gibi buyruklar da ölçü-tartı üzerinden adalet ve hakkaniyet prensibine vurgu yapan, dolayısıyla her türlü hak gaspını yasaklayan ilkesel ifadelerdir.

***

Özellikle son yıllarda bazı insanlar sözleri, kılık kıyafetleri, tavır ve davranışlarıyla kendilerine dindar görüntüsü verirken, öte yandan adalet ve hakkaniyet ölçülerine aykırı olarak karanlık işler çeviriyor; yüz binlerce insanın hakkını gasp ediyor, devleti ve milleti zarara sokuyorlar. Çok sayıda ayete, sahih hadislere ve temiz insanlık vicdanına göre bu çelişkili tutum müslümanlık değil, ‘münafıklık’tır.

Çünkü -hepimizin bildiği gibi- İslam kavramı üç unsurdan oluşur: İman, ibadet ve ahlâk…

– İman kalptedir; samimi de sahte de olabilir. Dinî terminolojide sahte inanca nifak (münafıklık) denir. İmanın samimi olup olmadığı ancak davranışlarla görünür olan ahlâk ile belli olur.

– İbadet de gösterişten ibaret, dolayasıyla sahte olabilir. Dinî terminolojide sahte ibadete riya denir. Kişinin ibadetinde samimi olup olmadığı da ahlâk ile anlaşılır.

Buradan şu sonuç çıkar: Müslüman olmanın ölçüsü ahlâktır; ahlâk yoksa Müslümanlık da yoktur. Çünkü Peygamberimizin bütün hadis kitaplarında yer alan ifadesine göre “Müslüman, elinden ve dilinden başka Müslümanların zarar görmediği kimsedir.” Fon krizi soyguncuları yüz binlerce insana zarar vermişlerdir. Şu halde gayrimeşru yollardan kul hakkı yiyenler sözde müslüman, gerçekte ‘münafık’tırlar.

Yine bütün ilgili kaynaklarda geçen başka bir hadisinde Hz. Peygamber, “Hiç kimse kendisi için beğenip istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz” buyurmuştur. [Bu hadisi dilimize çevirenler genellikle “… (hakiki manada) iman etmiş olmaz” şeklinde bir ilave yaparlarsa da bu ilave hadis metninde yoktur.] Bu hadisi dikkate aldığımızda da, siyasal ortamın sağladığı imkânlardan yararlanıp kutsal kavramların arkasına saklanarak fon vurgunu gibi kötülükleri yapanlar, mümin (iman etmiş) sayılmayacağına göre, münafıktırlar.

Fon vurgunu gibi ekonomik skandallar bizde neden sık yaşanıyor?

Kur’ân-ı Kerîm’de, yaptırılacak işin özelliğine göre, beden veya zihin gücü (bilgi ve uzmanlığı) en iyi ve en güvenilir olan kimselerin göreve getirilmesi gerektiğine işaret edilir (Kasas 28/26). Hadislerde de kamu işleri dâhil, bütün görevlerin emanet olduğu, uzmanlık ve ahlâk bakımından ehil olanlara verilmesi gerektiği üzerinde önemle durulmuş; “İşler ehliyetsiz insanlara veriliyorsa kıyameti bekle!” buyurularak ehliyetsiz insanların eline kalan özel ve kamusal işlerde krizler çıkmasının kaçılmaz olduğuna işaret edilmiştir. Bizim gibi ülkelerde bu durum sayısız tecrübelerle sabittir.

Bunun ana sebeplerinden biri şudur: Devlet ideoloji ile yönetildiğinde kamuyu ilgilendiren işlere ve makamlara ehliyet ve liyakat sahibi olanlar değil de, ‘bizden’, yani ‘bizim ideolojimizden, fikrimizden, davamızdan…’ olanlar getrilir ve bugün yaşadığımıza benzer sonuçlar ortaya çıkar; üstü örtülebilenler örtülür, örtülemeyenler göstermelik bir ceza ile geçiştirilir.

Hatırlarsınız: Yakın geçmişte, bir parlamenterin, tayinlerde kayırmacılık yapıldığı yolundaki yaygın iddiayı hatırlatarak, “Utanmıyor musunuz?” diye sorması üzerine, bir bayan yetkili, “Evet utanmıyoruz; yaptığımız işten gurur duyuyoruz. Neden utanalım!...” demişti.

Bu cevabın arkasındaki ideolojik zihniyet ve uygulama, ahlâkı dışlayan “dindar” figürler üretti.

YORUMLAR (7)
7 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.