Bir sorun da Balkanlar’dan

Türkiye’nin çevresinde bazılarına taraf olduğu, bazılarına da çözümler üretmeye çalıştığı pek çok sorun var. Kuzey’de beşinci yılına giren Ukrayna Savaşı, güneyinde İsrail saldırganlığı ve ardından İran’a sıçrayan, biteceğe de pek benzemeyen bir başka savaş. Ona, türevilerine çözüm olarak ortaya konan Mekke İttifakı ve Türkiye’nin Katar’dan sonra Suudi Arabistan’a da bir şekilde asker konuşlandırmasını beraberinde getireceği anlaşılan gelişmeler.

Her biri, iyi yönetilirse Türkiye için fırsatlar yaratacak nitelikte. Diğer yandan hepsi de kontrolün kaybedileceği ya da kontrol dışı inisiyatifler nedeniyle bizi savaşa sürükleyebilecek mahiyette. Birinin diğerini tetiklemesi, küçük bir kıvılcımın bizi de yakacak bir dünya savaşına yol açması ise hiç imkânsız sayılmaz. Ayrıca Türkiye’nin kendi içinde yaşadığı krizlerin rasyonel kararlar alınmasını engelleyebileceğini de dikkate almak zorundayız.

Bu son noktada literatürde bazıları klasikleşmiş pek çok makale ve kitap mevcut. Ancak benim bugünkü niyetim öğretinin engin denizlerine dalmak, oradan size ispat amaçlı örnekler sunmak değil. Çünkü Kuzey-Güney aksının ötesinde bir sorun bizi bir şekilde içine çekme potansiyeli taşıyor ve ESI (Avrupa İstikrar İnisiyatifi) uzmanlarının yazdığına göre 1995 Dayton Antlaşması ile kurulan Bosna-Hersek Cumhuriyeti sarsılıyor.

Onlara göre sarsıntının nedeni AB’nin kayıtsızlığı ve çekim gücünü büyük ölçüde yitirmesi. Eğer AB liderleri Saraybosna’da ama özellikle Republika Srpska’da, yani Bosna içindeki Sırp nüfusun yoğun olarak yaşadığı özerk bölgede ve tabii ki Sırbistan’da olanları görüp anlarlarsa bir şeyler yapılabilir diye düşünüyorlar. Bu yüzden geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen seçimler öncesinde yaşananlardan ve daha öncesinden örnekler veriyorlar.

Verdikleri örnekler ve mahkeme kayıtlarına dayanan kanıtlar gerçekten de çarpıcı. Srebrenitsa’daki katliamı, daha doğrusu soykırımı anlattıkları kısım da iç burkucu, can acıtıcı. 8 küsur bin kişinin acımasızca nasıl öldürüldüğünü, öldürenlerin nasıl insanlıktan çıktığını ve bu katliamın baş sorumlusu Mladić’e Lahey’deki BM hapishanesindeki ölümü sonrasında getirildiği Sırbistan’da nasıl devlet töreni düzenlendiğini anlatıyorlar.

Söyledikleriyle tarihin tekerrür edebileceğini; Sırp milliyetçiliğinin Avrupa’nın aymazlığı, Amerika ve paradoksal bir şekilde Rusya’nın desteğiyle neler yapabileceğini hatırlatıyorlar. Avrupa onların anlattıklarından ders çıkarır mı pek emin olamadım. Belki olası bir göç dalgası Von der Leyen’i veya başka birini korkutur da milliyetçi retorik üstüne kurulu, tarihin çarpıtılmasına dayanan, ötekileştirmeyi masum eylem gibi gösteren süreci durdurmak için çaba harcarlar.

Ama doğrusunu isterseniz ben umutlu değilim. Hassas dengelere dayalı Bosna barışının aniden çökebileceğinden, “Türk” olmakla suçlanan Boşnaklara yeniden saldırılar düzenlenebileceğinden, 633 yıl önceki Kosova Savaşı analojilerinin bizi istemediğimiz seçimler yapmaya zorlayabileceğinden endişe ediyorum. Bir başka endişem de Balkanlar’da çıkacak bir çatışmanın küresel savaşa doğru evrilmesi. Umarım yanılıyorumdur, olan biteni mesleki reflekslerimle abartıyorumdur...

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.