Kıyamete 85 saniye kala…
Kıyamet Saati; aralarında Einstein ve Oppenheimer’ın da bulunduğu, Manhattan Projesi’nde çalışmış bilim insanlarının 1945’de yayınlamaya başladığı The Bulletin of the Atomic Scientists tarafından 1947’den itibaren dünyanın öncelikle nükleer, ardından da iklim değişikliği, savaşlar ve diğer nedenlerle kıyamete ne kadar yaklaştığını gösteren sembolik “ibreye” verilen ad.
Her yıl dünyanın gidişatına bakılıp kıyamete kaç dakika ya da saniye kaldığı açıklanmış. 1947’de yedi dakika olan süre bazen düşmüş bazen çıkmış ama hiç bu yıl ilan ettikleri kadar son dakikalara yakın olmamış. İran savaşını içermediği halde tarihinde ilk defa kıyamete kalan süre 85 saniyeye inmiş.
Böyle giderse, yani bir yandan İran’daki, diğer yandan Ukrayna’daki savaş sürerse, Trump Yönetimi Umman’dan Kanada’ya, Danimarka’dan Panama’ya iddialaşmaya devam ederse ve COP31’in de hiçbir sonuç getirmediği anlaşılırsa, olasıdır ki 2027 saati çok daha vahim bir tablo ortaya koyacak; dünya yok oluşa çok daha yaklaşmış, riskler çok daha artmış olacak.
Çoğumuz farkında olmasak da nükleer silahlanma yarışını durduracak hiçbir etkin, hukuki ve/veya ahlaki bağlayıcı hüküm kalmadı. Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında imzalanan tüm sınırlama ve kontrol sözleşmelerinin ya süresi doldu ya da Amerika tarafından sonlandırıldı. NPT, sadece nükleer silah edinmeye kalkabilecek zayıf ülkeleri bağlar mahiyete dönüştü.
Güney Kore, Japonya ya da Almanya nükleer silah sahibi olmaya kalkarsa 1968’de imzalanan NPT’nin bir anlam ifade edip etmeyeceği tartışmalı. 2021’de yürürlüğe giren 2017 tarihli BM Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) da derde deva değil. Çünkü nükleer silaha sahip dokuz ülkenin hiçbiri bu antlaşmayı imzalamadı. 1996 tarihli nükleer denemeleri yasaklayan CTBT de çoğu ülke tarafından onaylanmadı.
Artık ne orta menzilli füzeleri sınırlayan INF ne de stratejik füzeler için SALT ya da START var. ABM Antlaşması çoktan tarih oldu. 2010’da imzalanan Yeni START da süresini doldurdu. En az 600 nükleer başlığı olan Çin denkleme katılmadan Amerika ile Rusya’nın masaya oturması zor. Çin ise oldum olası kısıtlamaya karşı ve kendini zayıf taraf olarak görüyor.
Belli ki yakında nükleer silaha sahip ülke sayısı artacak, kıyamet saatine kalan saniye sayısı azalacak. Tüm bunlara bir de yapay zekanın yarattığı belirsizlikleri, dron teknolojisinin kazandığı ivmeyi ve bölgesel sorunlarla küresel gerilimlerin kesişme noktalarının giderek artmasını eklersek gelecek; sadece saat, saniye hesabı yapanlar açısından değil, insanlık açısından da pek parlak olmayacak.
Doğrusunu isterseniz tarih boyunca hemen hiçbir konuda birleşip bütünleşerek ortak bir bilinç oluşturamamış, kimliğini ve aidiyetini sorgulayamamış insanlığın bu konuda bir tutum takınması; iklim krizinden nükleer silahlara, savaşların temel mantığından adaletsizliğin ontolojik yapısına hayat ve varlık anlayışında epistemik bir sıçrama gerçekleştirmesi imkansız.
Bu nedenle geriye kala kala var olan sınır ve sınırlamalar çerçevesinde mücadele etmek; nükleer silahsızlanma olmuyorsa silahlanmada geride kalmamak; iklim krizi önlenecek, sıcaklık artışları yavaşlayacak diye hayale kapılmadan şimdiden her alanda tedbir almak; orman yangınlarına, sel baskınlarına, iklim göçlerine ve hatta olası bir nükleer savaşa hazırlıklı olmak kalıyor…
