Nihayet önemli biri ‘Kral Çıplak’ dedi…
Günümüzde gerçeğin açıkça söylenmesi anlamına gelen “Kral Çıplak” kavramı Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in 1837 yılında yayınlanan “Kralın Yeni Giysisi” masalında gösteriş meraklısı bir kralın akıllı bir terzi tarafından ancak aptalların göremeyeceği bir kumaştan elbise diker gibi yapmasını ve kral dahil çevresindeki herkesin aptal görünmemek için gerçeği söylemeye cesaret edememesini anlatır.
Eski bir İspanyol masalından etkilendiği, benzerinin Hindistan’da da var olduğu bilinen Andersen’in dünyanın hemen her diline çevrilmiş bu anlatısının sonunda bir çocuk çıkar ve kralın çıplak olduğunu, yani algının yanlış olduğunu söyler ve sonunda herkes kralın çıplaklığına gülmeye başlar. Kral küçük düşer ama tahtından olmaz. Masal da zaten düzen değiştirmeyi değil insanların korkularıyla yüzleşmesini hedefler.
Bence en çok da Havel’in 1978’de yazdığı “Güçsüzlerin Gücü” yazısından yola çıkarak özeleştiri yapan Kanada Başbakanı Carney’in birkaç gün önceki Davos konuşmasını özetleyen, açıklayıcı bir kavrama dönüşür. Çünkü Carney, varlığına inandığımız sistemin aslında hiç var olmadığını, hep güçlüyü kayırdığını, ama herkesin buna kendine dokunmadığı sürece rıza gösterildiğini söylemektedir.
Kanada Başbakanı Havel’in yazısındaki mahalle manavının Çekoslovakya’daki rejimin şerrinden korunmak ve konfor alanını kaybetmemek adına dükkanının kapısına “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin” tabelası asması gibi 1945 sonrası Amerika hegemonyası altında kurulan düzenin unsurlarının da benzer tavır takındıklarını fakat artık tabelaları yerinden çıkartmanın zamanın geldiğini, bunun da ilk adımının gerçekle yüzleşmek olduğunu vurgulamıştır.
Ülkesi Kanada’nın dünyaya, özellikle de sınır komşusu Amerika’ya farklı bir açıdan bakmaya başladığını anlatarak, yaklaşık 2 bin 500 yıl önce Atinalı general, sonradan tarihçi Thukydides’in Peloponnesos Savaşlarını anlatırken bize aktardığı bir kurgusal diyalogdaki güçsüzün güçlünün her dediğini yapması gerektiği anlayışını reddedip yeni bir dünya düzeninin kurulmaktan olduğunun altını çizmiştir.
Carney’in konuşması Churchill’in 1946’da Fulton’da yaptığı Demir Perde konuşması gibi tarihe geçip yeni bir dünya düzenin başlangıcına mı işaret eder, yoksa Trump Amerika’sı ile yapılan stratejik pazarlığın taktiksel parçası olarak mı kalır doğrusu şimdiden kestirebilmek zor. Ama önemli, açıklayıcı ve hatta devrimsel nitelikte olduğu kesin. Ayrıca ona destek mahiyetinde pek çok açıklama yapıldığı, Avrupa’nın yatıştırıcılıktan bıkmaya başladığı da öyle.
Fakat çok olasıdır ki, Grönland sorunu Kıbrıs’takine benzer bir egemen üs mantığı üstünden ya da başka bir şekilde çözülürse, gümrük vergileri tehdit olmaktan çıkarsa, Trump Kanada bizim dostumuz, ortağımız derse, Carney aynı şeyleri tekrarlamayacaktır. Gelecek yılki Dünya Ekonomik Forumu’nda Kanada Başbakanı geçmişte işledikleri günahları, illüzyona inandırdıklarını vurgulayan bir konuşma daha sanırım yapmayacaktır.
Yine de kabul edelim ki; Kanada ve Avrupa yeni bir idrakin eşiğinde bulunuyor. Kendini savunmayı ciddiye alıyor. Trump karşısında az da olsa direnç gösteriyor. Finlandiya Cumhurbaşkanı Davos’ta Kanadalı meslektaşına benzeri şeyler söylüyor, Rusya’dan korkup Amerika’ya sığınmayalım diyor. İspanya, Polonya, Fransa giderek daha yüksek sesle konuşuyor, eleştirmekten oldum olası kaçındıkları Amerika’yı hedef tahtasına oturtuyor.
Diğer yandan bu gelişmelerin hiç biri daha adil, daha eşitlikçi, ayrımcılığın olmadığı bir dünyada yaşayacağımız anlamına gelmiyor. Manavlar kapılarındaki tabelaları belki indirecek ama yerine yenilerini takacak. Bu tabelalar da yeni düzenin anlayışına, onun yarattığı konfor alanına, söylemsel hegemonyasına uygun olacak. Kanada, Finlandiya Almanya gibi ülkeler Grönland’a veya Ukrayna’ya duyduğu sempatiyi başka pek çok yerden esirgeyecek, onların acılarını korkarım hissetmeyecek.
Hiç biri Türkiye’ye karşı da ne çok haksızlık etmiştik demeyecek. Olsa olsa dünya, eskisinden kutupların sayısı, ilişkilerin geometrisi anlamında farklılaşacak. Amerika kolay kolay oraya buraya müdahale edemeyecek, Rusya daha hesaplı kitaplı davranacak, Çin gücünü pekiştirmek için yeni dostlar ve ittifaklar arayacak, Avrupa kaçınılmaz olarak Türkiye’nin ağırlığını ve etkisini önemseyecek. Stratejik manevra kabiliyetimiz artacak. Çıkarlarımızı, beklentilerimiz korumak, etkimizi pekiştirmek daha kolay olacak…
