Osmanlı’nın kaybettiği Armageddon savaşı

Bugünlerde, yayıncım The Kitap’ın talebi üzerine ‘Çocuklar İçin Atatürk’ adlı bir kitap çalışması içindeyim; zaten ezbere bildiğimi düşündüğüm Atatürk biyografisini bir kez daha çalışıyorum, o yüzden de içim dışım Atatürk olmuş durumda.

İnsan her şeyi aklında tutamıyor tabii, Atatürk biyografisi çalışırken hatırladım, bizim tarihimizde, 1. Dünya Savaşında yaşadığımız çok acı bir askeri yenilgi var. Bu yenilgi o kadar acı ki, sonunda Osmanlı’ya (Atatürk’ün önerisiyle) düşmanla bir mütareke aramayı zorunlu kıldı. O yenilgi Mondros Mütarekesini zorunlu kıldı, dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun da sonunu getirdi.

O savaşın adı, tarihe “Megiddo Muharebesi” olarak geçti.

Megiddo adı, Amerika ve İsrail’in İran’a karşı savaşını yakından takip edenlere tanıdık gelmiş olabilir.

Megiddo, Amerikalı Evanjeliklerin “iyilerle kötüler arasındaki son savaş” olacağına inandıkları ve savaşı iyilerin kazanması üzerine İsa Mesih’in dünyaya gelip bin yıllık barış dönemini başlatacağını düşündükleri Armageddon adlı savaşın yapılacağına inanılan yer.

Megiddo bugün İsrail sınırları içinde kalıyor. Bir takım protestan hacılar orada sürekli nöbet tutuyor, amaçları Armageddon’dan sonra Hazreti İsa’nın geri dönüşüne tanık olmak. O yüzden ön sıralarda yer tuttuklarını düşünüyor.

Bir dönem bu tuhaf hacılar bir yandan Hazreti İsa’nın dönüşünü beklerken karınlarını da doyursunlar diye burada bir MacDonald’s şubesi bile açılmıştı.

Hangi savaştır nihai savaş bilmiyorum o Evanjeliklerin beklediği savaş veya dini mitolojide yer alan bir şeyi gerçekmiş gibi görmek ne kadar doğru olur ama aslına bakacak olursanız tam da orada bundan 108 yıl önce bizim tarihimiz açısından son derece acı bir savaş yaşanmıştı.

1. Dünya Savaşı’nın sonu geliyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun o savaşta açtığı ve çok ağır maliyet üreten iki cephe var. Bunlardan biri Sarıkamış’tı, diğeri ise Kanal Seferi deyip unutmayı seçtiğimiz Filistin Cephesi.

İşte o Filistin Cephesinde yaşanan ve Osmanlı için “son savaş” anlamına gelen savaşı hatırlayalım.

Bir tarafta İngiliz general Sir Edmund Allenby vardı; diğer tarafta ise Osmanlının 4, 7 ve 8. ordularından oluşan “Yıldırım Ordular Grubu” komutanı olarak bir Alman generali, Liman von Sanders.

İngiliz orduları, daha önce Filistin içlerine girmiş ve 9 Aralık 1917’de Osmanlı Kudüs’ü kaybetmişti.

Bunun üzerine cephe hattı Kudüs’ün kuzeyinde, büyük ölçüde Ürdün nehri üzerinde kurulmuştu ve cephe bugünkü Ürdün’den, yani Amman’dan Akdeniz kıyısındaki Yafa kentine kadar uzanıyor.

Yıldırım Ordular Grubu’nu oluşturan üç ordudan ikisi Ürdün nehrinin Batısında, yani nehirle Akdeniz arasında, biri ise doğusunda cepheyi tutuyordu. Komutan Liman ve Sanders ise karargahıyla Nasıra’daydı.

Başlangıçta bu cephenin Alman komutanı General Falkenheim’dı. O sıralar Tümgeneral rütbesini taşıyan Mustafa Kemal de 1917 yılında bu cephede 7. Orduya komutan olarak atanmıştı. Ama General Falkenheim ile Mustafa Kemal anlaşamadı, Mustafa Kemal ordu komutanlığından istifa etti.

İstanbul’a döndükten sonra o sırada veliaht olan Vahdettin ile Almanya gezisine gitti. Bu gezinin sonunda hastalanıp bir süre Avusturya’da tedavi gördü, sonra acil olarak geri çağrıldı ve yeniden 7. Ordunun başına geçmek üzere Filistin Cephesine geldi. Artık komutan Liman von Sanders’di.

Kudüs’ün düşmesinden 10 ay sonra, 19 Eylül 1918’de İngiliz orduları Filistin cephesinde cephe boyunca saldırıya geçti.

Mustafa Kemal aslında İngiliz ordusunun bu saldırısını önceden görmüştü ama Liman von Sanders’i saldırının geldiğine ikna edemedi. İngilizler saldırınca Ürdün Nehrinin doğusundaki 8. ordunun savunma hatları kısa sürede yarıldı.

İngilizlerin de bizim de “Megiddo Muharebesi” adını verdiğimiz bu savaş çok hızlı gelişti. İngiliz orduları birkaç gün içinde bütün Filistin’i ve Ürdün’ü ele geçirdi. İngilizler geri çekilmekte olan koca Osmanlı ordularını hava saldırılarıyla yok olmanın eşiğine getirdi.

İngiliz saldırısının başlamasından 4 gün sonra Liman von Sanders cepheden ayrıldı, Yıldırım Ordular Grubu komutanlığına Mustafa Kemal atandı. Ama aslında geriye bırakın ordular grubunu bir ordu bile kalmamıştı.

Savunma hattı çökünce her zaman gerçekçi olan Mustafa Kemal, kendi ordusunu Şam’a kadar çekti.

Savaş Suriye’de devam etti. 1 Ekimde Şam da kaybedildi, Mustafa Kemal Halep’e çekildi.

Bu arada 4 ve 8. orduları tamamen lağvetti Mustafa Kemal, hepsini 7. Orduya kattı. Çünkü zaten bu iki ordu sadece kağıt üzerinde mevcuttu. Mustafa Kemal bu ordusuyla bir savunma hattı kurmaya çalıştı ama zaman aleyhine işliyordu.

Bu çöküşü ve İngiliz birliklerinin Halep’i de aşarlarsa Anadolu içlerine gireceğini gören Mustafa Kemal, 11 Ekimde İstanbul’da padişahın başyaveri Albay Naci Beye telgraf çekerek düşmanla mütareke yolunun aranmasını önerdi.

Neyse lafı uzatmamayayım, bu savaş Osmanlı açısından bütün 1. Dünya Savaşı’nın en tayin edici ve en ağır yenilgilerinden biri oldu. Osmanlı, o birkaç hafta içinde bugünkü Filistin’i, Ürdün’ü, Suriye’yi ve

Lübnan’ı kaybetti.

Bu kayıplar Mondros Mütarekesini şart hale getirdi. Yani o “Almanya savaşta yenildiği için biz de mağlup sayıldık” masalları yalandı.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.