Batı’nın Davos sınavı
Donald Trump, Davos’da Gröndland nedeniyle sekiz Avrupa ülkesine gümrük vergisi uygulama tehdidinden vazgeçtiğini açıklayarak gerilimi şimdilik sonlandırdı. Her ne kadar sorun şimdilik diplomatik yollarla çözülmüş gibi görünüyorsa da Davos, ABD ile AB arasında yaşanan güvensizlik ve belirsizliğin kendisini somut olarak hissettirdiği bir zirve olarak hatırlanacak.
Batı İttifakı’nın artık alışıldığı ve kabul edildiği gibi istikrarlı ve kararlı bir ortaklık olmadığı Davos’da kendisini iyice gösterdi. Kanada Başbakanı Mark Carney’in yaptığı konuşma durumu çok net özetler türden: ‘’… açıkça söylemek istiyorum, bir geçiş sürecinde değil, kırılmanın tam ortasındayız’’
Carney’in Vaclav Havel’den yaptığı alıntı ise Batılı liderlerin Trump karşısındaki hissiyatını yansıtıyor: ‘’Komünizmin sürmesinin bir nedeni de normal insanların yanlış olduklarını bildikleri halde ritüellere katılmalarıydı’’. Carney’in hislere tercüman olan bu konuşması Trump’ın yaptığı konuşmalardan farklı olarak ayakta alkışlandı. Konuşma Davos’a katılanlar arasında Whatsapp üzerinden muhtemelen en çok paylaşılan mesaj oldu.
Bir diğer sembolik olay ise Meta tarafından yapılan basın toplantısında yaşandı. Meta temsilcisi Joel Kaplan’ın Facebook’un Avrupa’da dışlanmaya uğradığına yönelik açıklamalarına Avrupalı gazeteciler kritik sorular sorarak tepki gösterdi. Ortamın gerilmesi neticesinde Meta basın toplantısını bitmeden sonlandırdı. Bu sıra dışı durum gözlemciler açısından ABD ve AB arasında yaşanan gerilimin sembolik göstergelerinden birisi oldu.
Davos’a katılan üst düzey şirket yöneticileri arasında yapılan anketler dev şirketler arasında kötümser havanın hakim olduğunu gösteriyor. Ancak gözlemcilerin diğer zirvelerden farklı olarak tespit ettiği diğer bir duygu da; korku. AB’nin üst sınıfı Trump’dan korkuyor ve bu Batı ittifakının bu zamana kadar tanımadığı bir duygu.
Davos’un Batı İttifakı adına belirsiz bir geleceğe yelken açtığının bir başka göstergesi ise Trump’ı açıkladığı Barış Kurulu. Bu kurul BM, AB ve NATO gibi klasik kurumların muadili olabilecek yeni bir oluşum. Ne tür bir gücü ve fonksiyonu olacağını ise şimdilik sadece Trump biliyor.
BBC’ye göre ‘’ dünyanın dört bir yanından birçok gözlemci ve yetkili, Barış Kurulu’nu, Trump’ın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası mimariyi yıkıp yerine kendisinin egemen olduğu yeni kurumlar yaratma arzusunun bir başka kanıtı olarak görüyor.’’
Trump’ın tesis ettiği bu düzene karşı AB tarafından henüz ciddi bir cevap gelmiş değil. AB içinde ortak hareket edecek, siyasi irade henüz yok. Bunun bir nedeni de Trump’ın geçici olacağına dair inanç. Ancak bu gerçekçi bir beklenti değil. Trump’ın hem iç politikada hem de dış politikada kullandığı tehdit, baskı ve yıldırma taktiklerinin ondan sonra da devam etme ihtimali çok yüksek. Yeni ABD düşüncesi, Trump olmadan önce de vardı ve şimdi kitleler tarafından kabul gören bir fikre dönüştü.
Trump’ın gümrük yaptırımlarının mucitlerinden sayılan Oren Cass da icadından memnun değil. Cass’a göre gümrük vergilerinin bir baskı aracı olarak kullanılması, karşı reaksiyonların doğmasını tahrik ediyor. Karşılıklı güvene dayanmayan ilişkilerde ise çatışma kaçınılmaz.
Batı İttifakı içinde oluşan yeni durum hakkındaki en çarpıcı yorum ise IMF’nin eski baş ekonomisti Hindistan kökenli Gita Gopinath’tan geldi:‘’Artık tek bir Batı yok. Eskiden bir Batı’dan söz ediyorduk. ABD ve AB hep birlikteydi. Artık bu durum yok. Böyle de kalacak. Bu gerçek bir ayrılık olduğu anlamına da gelmiyor. Ancak eski duruma bir daha asla dönemeyeceğiz. Bu değişim sabit kalacak’’
Son Davos zirvesi belki de Batı İttifakı’nda yaşanan kırılmanın resmi başlangıç tarihi olarak hafızlarda yer alacak.
