Yarın ne olacak ya da görünen şeyin kılavuzluğu
Kargalar ve martıların pervasızlığı insanın aklını karıştırıyor. Ürkek serçeler o daldan bu dala onların şamatasından paylarına tehlike düşmesin diye sekip duruyorlar. Semiz olduğu kadar temiz fakat bir o kadar da bencil kediler denize paralel uzanmış dev kayaların arasında nasip bekliyorlar. İçlerinden biri Mart’tan olacak çok derinden bir miyavlamayla âdeta vakte isyan ediyor. Uzun siyah bir hortumu tutan adam arkadaşına yardım ediyor. Tanker şöförü sabahın alnında mayışmış bir an önce eve dönüp uyumanın derdinde. Bu pazar sabahı planladığı başka işler var. Tuttuğu takım fena yenilmiş. Lider adayıyla puan farkı açılmış. Ötekisi, hortumun tam ucundan tutan, bütün ciddiyet onda, dün geceden kalan bütün izleri silmeyi kendisine manevi bir vazife edinmişçesine tazyikli suya abanıyor. Büzülmüş sigara paketleri, izmaritler, jelatin parçacıkları, gazı bitmiş çakmak, bir tek çorap, kazı kazan kartları, görünür görünmez nice çerçöp havada uçuşuyor. ‘Abiye yol ver, dikkat et!’ diye uyarıyor hortumu geriden tutan. Bir an bana da mı tutmak istedi o tazyikli suyu ne? Beni de şöyle iki metre otuz santim havaya şöyle. Yok yok. Püsküren suyun dumanı bile gelmesin diye iyice ters tarafa döndü. Orada iri gagalı bir martı bir poşeti didikliyordu. Sıçradı geri kaçtı kuş.
Yarın ne olacak diye sordum kendi kendime tazyikli suyun sert keski yaptığı noktaya bakarak. Az önce sabah ezanı bitmiş dünyada yeni bir gün başlamıştı. Sokak lambalarının altında çiçek açmış birkaç şaşkın erik ağacı seziliyordu. Üşüyüp donmasalar diye iç geçirdim. İçimdeki soru tekrar kabardı. Bu kabarışla beraber güneşin doğacağı tarafta uzun bir kuş sürüsü geçti. Önde kılavuz kuş arkasında adeta bir kuş formunda dizilmiş diğerleri. Her zaman olduğu gibi ‘doğadaki düzen hiçbir şeyde yok’ bu nasıl kılavuzluk ve uyumdur böyle diye onayladı zihnim. Beli neredeyse bükülmeye ramak kalmış o yaşlı kadın belirdi. Kırlaşmış saçları bir tutam gümüş lifi gibi iniyordu alnına doğru. Bir elinde pazar torbası diğer elinde yine gün boyu sattığı kağıt mendil. Bu saatte tutacağı yeri düşünüyor belli. İçe göçmüş yanakları dünya ile başka bir âlem arasında gidip geliyor. Birkaç adım sonra önüne bir karga kondu. Bilgiçti bakışları karganın. Kadın mendil tuttuğu eli kışt! dercesine kaldırdı. Karga oralı olmadı. Yerde bizim görmediğimiz bir şey olmalıydı.
Sağda solda yıkımı tamamlanıp etrafı sacla çevrilmiş arsalar, betonu dökülmüş inşaatların önüne serilmiş demir çubuklar, falanca çok satar yazarın son kitabının duvar afişleri, direnişi yükselt diye bağıran bir duvar yazısı bir olup sanki tek cümle oldular. ‘Yarın ne olacak?’ Hiç düşünmeden mırıldandım kendi kendime ‘ne olacağını bilmiyorum ama iyi bir şeyler olmayacak!’ dedim. Yanımda paytaklanan tombul bir martı alay edercesine benimle ‘peh peh, hem ne olacağını bilmiyor hem de iyi şeyler olmayacak!’diyor gibi geldi. Hiç geri durmadım ‘martı efendi böyle her sabah çöpten geçinmek kolay, tek rakibiniz kargalar da olmasa saltanatınıza diyecek yok. Dışkınızı keyifle yukarıdan saçmadığınız araba yok mahallede. Şimdi de kalkmış bana izân ediyorsun’ deyiverdim. Bu martı cinsi başka kuşa benzemez. Anında romantikleşiverir. ‘Ben topal ve tombul bir şeyim, sen bana ne bakıyorsun, bak ileride bilgin köpekler var onlara soruver’ demez mi?
Tamam dünyanın bütün sabahları ayrı bu pazar sabahının da eşi benzeri yok. Yarın ne olacak sorusu da kimsenin umurunda değil. Öyle ya bazısı ‘O’ varsa dert yok deyip çıkıyor işin içinden. Üstelik o’yu öylesine iyeliksiz bırakıyor ki tam olarak neye denk düştüğü belli değil. Kimse sorumlu olmuyor böylece olup bitenden iş o’na sürülünce. Erguvanlar patlasa artık deyiverdim birden. Şöyle bir kerecik genişçe birinin altına otursam. Yeri mora boyamış çiçeklere bakıp sorsam, yarın ne olacak? Bu haydutların, bu kötülerin, bu kırk tarakta bezi olanların, her iştirake ortak yazılıp duygu ve uyuşukluk dinine mürit girenlerin hükmünü o çiçeklere sorsam! Güneş mi bir an göz kaş etti yoksa kürek çekenlerin şamatası mı ortalığı çınlattı emin olamadım. Denizin üstünden az önceki kuşlara benzeyen bir sürü daha belirdi. İlk banka oturdum. Derin bir nefes aldım. Önce Fenerbahçesi burnu, arkada Adalar’ın titreşimleri. ‘Yarın ne olacak?’ diye mırıldandım. Bir süre hiçbir şey düşünmeden öylece denizin ufkuna daldım.
