Kıtanın iki ucu Avrupa’yı yukarı taşır mı?
Londra – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 2024’ten sonra ilk kez resmi ziyaret için geldiği Birleşik Krallık’ta Stratejik Ortaklık Çerçeve belgesini imzaladı. Londra’da ve diğer başkentlerdeki çok taraflı diğer görüşmeleri atlamamak gerek ama Fidan’ın iki ziyareti arasında bambaşka iki ayrı uluslararası düzen var.
Önceki ziyaret 7 Ekim saldırılarının ve İsrail’in sınırsız cinayetlerinin başlamasından hemen sonraydı. Bir daha 7 Ekim öncesine dönülemeyeceği kesindi ama işlerin bu kadar kapsamlı bir ABD-İran savaşına kadar varmasını öngörmek zordu. Masanın iki yanında da İsrail’in geldiği son noktadan memnun olmayan aktörler oturuyor. Her iki ülke de ABD ile önemli fakat kırılgan ilişkilere sahipler. İngiltere iç tartışmalara ve Trump’la yaşadığı gerilimlere rağmen ABD’ye sınırlı da olsa askeri destek sağlıyor. Türkiye ise temel olarak İsrail’i hedef alıp Washington’la ilişkilerini bozmamak derdinde.
Her ikisi de NATO’nun daha aktif olmasının yollarını arıyor. Fidan’ın ziyaretinde imzalanan Stratejik Ortaklık Belgesi’nde “ortak savunma ve güvenliğimizin temeli NATO’nun siyasi ve askeri önemi daha da arttı.” cümlesi ABD’ye rağmen NATO’yu ayakta tutma çabasının bir yansıması. Ankara yaklaşık üç ay sonra NATO liderler zirvesine ev sahipliği yapacak ve Türkiye’nin bu toplantıdaki ana hedefi ABD’yi ittifakın önemine ve ABD de dahil tüm üyelerin güvenliğine yaptığı katkıya ikna etmek. Yani mümkünse ABD’ye rağmen değil ABD’yi katarak ittifakı güçlendirmek.
NATO’da, İngiltere’nin de artık bir ölçüde muhatabı olduğu, sorunlardan biri AB üyelerinin ittifak içinde ayrı bir blok olarak hareket etmeleri. AB üyeleri Brüksel’de başka adreste verdikleri kararı NATO karargahında uygulamaya çalışıyorlar. Norveç, Birleşik Krallık, Türkiye ve ABD’siz (üstelik NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum kesimi ile birlikte) oluşturdukları tutumlar işe yaramayınca da problem yaşıyorlar. Hem NATO’nun bütünlüğünü ve Avrupa güvenliğine katkısını arzu edip hem ittifakı içeriden bölen bu tutumlarını Ankara’da ne kadar devam ettirebileceklerine bakmak gerek. İngiltere’nin Almanya ve Fransa ile üçlü istişare mekanizması olsa da Türkiye’yi anlamakta diğerlerinden daha iyi bir noktada.
Bu arada tutarsızlık derken, Fidan’ın Londra’da olduğu saatlerde Kıbrıs’ın dönem başkanlığında AB üyeleri Orta Doğu’yu konuşmak için Lefkoşa’da bir araya geldi. Mısır’dan Körfez ülkelerine, Suriye’ye kadar birçok devlet başkanı oradaydı. Türkiye’nin bulunmadığı bir ortamda Kıbrıs Rum Kesimi’nin ev sahipliğinde bölge politikası konuşmak AB’nin vizyonsuzluğunun yeni bir örneği olarak kayda geçti. Güç projeksiyonunun ve askeri kapasite kullanımının zirve yaptığı ancak siyasi perspektifin ve ortak stratejik çerçevenin kalmadığı öngörülemezlik sürecinde bu yaklaşımlar sorunu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
En son İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in Türkiye ziyaretinde imzalanan Eurofighter Typhoon anlaşması ile yeni bir seviyeye ulaşan karşılıklı savunma sanayii işbirliği vizyonu imzalanan belgede de yer alıyor. Türkiye açısından fazlasıyla maliyetli bu anlaşmanın karşılığında İngiltere’nin Türk sanayiine daha fazla katkıda bulunmasını beklemek normal olur.
Londra’da imzalanan çerçeve nihayetinde olumlu hedefler koyan bir metinden ibaret. Ancak bu tür metinler tek başlarına ilişkileri farklı bir seviyeye taşımasa da iki ülke arasındaki psikolojiyi yansıtır. Başkentlerin birbirlerini nasıl gördüklerini, işbirliğinin ulaşabileceği menzili tarif eder. AB içinde iken Türkiye için önemli bir aktör olan İngiltere’nin AB dışındaki varlığı da farklı imkanlar tanımlıyor. Hem Ankara’nın hem Londra’nın kendi iç siyasi gerilimleri, pozisyon belirlemekteki sorunları iki başkentin ortak hareket alanını sınırlasa da karşılıklı niyetin varlığı olumlu.
Ankara ve Londra Avrupa’nın iki ucunda güvenlik katma değeri üreterek süreçlere liderlik yapma çabasında. Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrasında İngiltere Avrupa içerisinde ortak bir savunma anlayışına öncülük etmeye çalıştı. Türkiye ise hem Ukrayna savaşında Avrupa’ya yakın durdu hem de Orta Doğu’daki krizlerde ve göç konularında bölgede istikrarlı bir çerçeve kurmaya çalıştı. İkisinin nefesi tek başlarına Avrupa’ya yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmeye yetmez ancak Brüksel vizyoner bir yaklaşım geliştirebilirse iki ülkenin ortak güvenliğe yapabilecekleri geniş bir katkı imkanı bulunuyor.
Fidan’ın Londra temaslarında muhataplar özellikle Orta Doğu’da ama genel olarak NATO’nun geleceği ve küresel sistem konusunda özgün çerçeve ve vizyon teklif eden bir aktörü dinleme fırsatı buldular. Türkiye’nin askeri ve ekonomik kapasitesinin bu vizyonu hayata geçirmek açısından ne kadar yeterli olduğu tartışılır. Ancak ulus devlet sınırlarını aşabilecek perspektif kurma potansiyeli bulunan iki devlet olarak İngiltere ve Türkiye’nin ortak tutum geliştirebilmesi Avrupa’nın geleceğine de katkı sunacaktır.
