AK Parti’yi Post-Erdoğan döneminde ne bekliyor?

Son günlerde iktidar çevrelerinde dikkat çekici bir tartışma yaşanıyor. Kimileri Cumhurbaşkanı ile devlet mekanizması arasındaki koordinasyonu güçlendirecek yeni aktörlerden söz ediyor, kimileri gelecekte partiyi taşıyabilecek isimler üzerinde duruyor, kimileri ise önümüzdeki seçimlerin takvimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin hukuki zemini tartışıyor. Bu tartışmaların doğal sonucu olarak bazı isimler öne çıkıyor, çeşitli senaryolar konuşuluyor.

Fakat bütün bu tartışmaların içinde eksik kalan önemli bir soru var.

AK Parti’nin gerçekten geleceği mi konuşuluyor, yoksa yalnızca Erdoğan sonrasına ilişkin isim arayışı mı yapılıyor?

Zira bu iki soru aynı kapıya çıkmaz.

Siyasi tarih bize büyük hareketlerin çoğu zaman lider sonrasına hazırlıksız yakalanmalarından dolayı sarsıldığını gösteriyor. Güçlü liderler çevrelerindeki sorunları çözebilir, farklı eğilimleri bir arada tutabilir, krizleri yönetebilir ve kurumların taşıyamadığı yükleri omuzlarına alabilir. Ancak tam da bu nedenle güçlü liderlerin bulunduğu dönemlerde en önemli kurumsallaşma meseleleri ertelenir. Lider varlığının kalıcı bir düzen sağladığı sanılır. Oysa kurumlar yerine liderin çözebildiği her sorun, aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir sorundur.

Recep Tayyip Erdoğan kuşkusuz Türk siyasetinin istisnai figürlerinden biri. Yaklaşık çeyrek asırlık iktidar tecrübesi, seçim başarıları, kriz anlarında geliştirdiği refleksler ve toplumla kurduğu ilişki, onu yalnızca makamının yetkileriyle açıklanamayacak bir siyasi ağırlığa sahip kılıyor. Bu nedenle Erdoğan’ın ardından gelecek herhangi bir kişinin aynı ağırlığı taşıyacağını varsaymak gerçekçi görünmüyor. Bahse konu kişi ister oğlu olsun ister damadı, ister uzun yıllardır siyasetin içinde bulunan başka bir isim olsun; karşı karşıya kalacağı temel mesele değişmeyecektir.

Çünkü sorulması gereken soru Erdoğan’ın bugün şahsında topladığı güvenin hangi dayanaklarla sürdürüleceğidir.

Bu noktada Türkiye’nin yakın siyasi tarihi öğretici örnekler sunuyor.

Geriye dönüp bakıldığında ANAP’ın çözülüşü çoğu zaman Turgut Özal sonrasında yeni bir Özal çıkarılamamasıyla açıklanır. Oysa sorun yalnızca lider eksikliği başlığına indirgenemez. ANAP, merkez sağın farklı damarlarını aynı çatı altında toplayabilen güçlü bir siyasi hareketti. Liberal eğilimleri, muhafazakâr kesimleri, milliyetçileri ve teknokrat kadroları bir arada tutan şey sanıldığı gibi ortak program değildi. Bu farklı unsurlar büyük ölçüde Özal’ın siyasi ağırlığı etrafında dengeleniyordu.

Özal Çankaya’ya çıktığında görünmeyen soru ortaya çıktı. Liderlik mücadeleleri büyüdü, parti içi dengeler bozuldu ve birkaç yıl önce siyasetin merkezinde duran ANAP giderek etkisini kaybetti.

Benzer süreç DYP’de de yaşandı. Süleyman Demirel bir genel başkan olmanın ötesinde merkez sağın farklı eğilimlerini bir arada tutabilen siyasal merkezin ta kendisiydi. Cumhurbaşkanlığına çıkmasının ardından yaşanan sorun, Demirel’in siyasi ağırlığının ardından ortaya çıkan boşluğun nasıl doldurulacağının belirsiz kalmasıydı.

Bugün geçmişe dönüp baktığımızda ANAP’ın da DYP’nin de yalnızca liderlerini kaybetmediğini görüyoruz. Her iki hareket de kendilerini ayakta tutan görünmez merkezi kaybetti. Daha önemlisi, liderlerin varlığı sırasında ertelenebilen sorular, liderler sahneden çekildiğinde bütün ağırlığıyla ortaya çıktı.

Bu nedenle AK Parti açısından tartışılması gereken mesele zannedildiği gibi veliaht meselesi değildir. Şu koşullarda hangi isim öne çıkarsa çıksın aynı sorularla ve aynı sorunlarla karşılaşacaktır.

Vatandaş bir haksızlığa uğradığında neye güvenecek? Yatırımcı geleceği hangi güvencelere bakarak planlayacak? Devlet kadrolarında yükselmek isteyen gençler hangi ölçülerin geçerli olduğuna inanacak? Siyasî rekabet hangi kurallar çerçevesinde yürüyecek? Daha bunun gibi pek çok soru duruyor zihinlerde.

Ve bütün bu soruların cevabı artık bir kişinin karizmasında zinhar aranamaz.

Hukuk alanında ortaya çıkan her sorun, kurumlara duyulan güvenin zayıflaması ve siyasî rekabet etrafında oluşan her tartışma asıl yarının meselesidir. Siyasî sistemlerin iktidara sahip olmaları kadar önemli olan diğer husus rakipleriyle kurdukları ilişkilerdir. Rakibin giderek siyasî bir aktör olmaktan çıkarak hukukî veya idarî meseleye dönüşmeye başladığı yerlerde kısa vadeli kazançlar elde edilebilir. Fakat bunun uzun vadeli sonucu çoğu zaman kuralların yerini “aktörlerin” almasıdır. Böyle bir tablo, Cumhurbaşkanının halefine sağlam bir siyasî zemin bırakmaz; aksine çözümü ertelenmiş meseleler ve ağır sorumluluklar devreder.

Siyasette bazı tercihlerin getirisi hemen ortaya çıkar, maliyeti ise sonraya kalır. Siyasî mücadelenin seçim meydanlarından başka alanlara taşınması ilk bakışta iktidarın elini güçlendirebilir. Ancak yönetim yalnızca başarılarını miras bırakmaz. Alışkanlıklarını, yöntemlerini ve çözülmeden bırakılmış meselelerini de kendilerinden sonrakilere devreder. Bu yüzden bazı tercihlerin bedelini onları inşa edenlerden çok ardından gelenler öder.

Erdoğan sonrası dönemin belirleyici sorusu, yerine gelecek kişinin devralacağı siyasî mirasın niteliği... Kim gelirse gelsin, güven duygusunun zedelendiği, kurumların sürekli tartışma konusu haline geldiği ve siyasî rekabetin niteliği üzerindeki soru işaretlerinin çoğaldığı bir zeminde işi kolay olmayacak ve bu kesin bir bilgi.

AK Parti’nin önündeki sınav da burada duruyor. Erdoğan sonrası dönemde partinin kaderini, toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulan siyasî meşruiyetin ve hukuk düzenine duyulan güvenin yeniden tahkim edilip edilemeyeceği belirleyecek. Zira her gelecek yakındır.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.