Ankara NATO Zirvesine hazırlanırken…

Ankara, 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek NATO Zirvesine ev sahipliği yapmak için her anlamda hazırlanıyor. Güvenlik tedbirleri arttırılıyor, hangi güzergahların kapatılacağı belirleniyor, hastanelerde olağanüstü bir durum için tedbirler alınıyor. 32 devlet ya da hükümet başkanının katılacağı böylesine büyük bir organizasyonu düzenlemek hiç kolay değil.

Binlerce insan Ankara’da olacak, aynı anda binlerce sorunla birden uğraşılmak zorunda kalınacak. Sadece Amerikalıların 1400 kişilik bir grupla geleceği, çeşitli düzeylerde temasların ve toplantıların yapılacağı düşünüldüğünde koordinasyonu üslenen Dışişleri ekibinin işinin başından aşkın olduğunu söylemek sanırım kehanet olmaz. Eminim benzeri diğer ilgili bakanlıklar, belediyeler, emniyet, istihbarat ve Genel Kurmay için de geçerlidir.

Ancak Ankara zirvesinin asıl meydan okuması konukların rahat edip huzurla ülkeden ayrılmasından ziyade siyasi anlamda başarılı olmasında. Avrupa ile Amerika arasındaki anlayış açığının biraz olsun kapanmasında, tümünün değilse bile üyelerin çoğunluğunun NATO’ya bundan sonra da güvenebileceğini hissetmesinde ve dışarıdan bakanların ittifakı hala caydırıcı olarak görmesinde.

Unutmayalım ki, bu zirve pek çok açıdan zor bir dönemde gerçekleşiyor. İttifakın en güçlü ortağı müttefiklerini ve onların güvenlik endişelerini bariz bir şekilde ciddiye almıyor. Ukrayna’da taviz vererek Rusya ile uzlaşmak, Avrupa’dan asker çekmek istiyor. Danimarka’dan toprak talebinde bulunuyor, diğerlerini yaptırımlarla tehdit ediyor. İran’a karşı İsrail dışında kimseye sormadan, danışmadan başlattığı savaşta yanında yer almadılar diye müttefiklerine söylemediğini bırakmıyor.

Fransa kızgın, Almanya kırgın, İngiltere ve Kanada hayal kırıklığı içinde. AB gücünü birleştirip NATO’ya paralel bir güvenlik örgütü kurabilir miyiz arayışında. Fransa AB’nin nükleer gücü ve şemsiyesi olma peşinde. Polonya nasıl olur da nükleer silah yaparım veya alırım derdinde. Almanya derseniz bir kez daha silahlanıyor. Üstelik de Avrupa’da aşırı sağ şahlanıyor, merkezkaç kuvvetler güçleniyor. Ayrıca yapay zekadan otonom dronlara kadar gelişen savaş teknolojileri de ittifakın askeri doktrinlerini zorluyor.

Ben Ankara’da pratik sorunlara çareler üretileceğine, zirvenin başarılı geçtiğinin tescili için Trump dahil tüm katılımcıların ellerinden geleni yapacağına, şerpaların sonuç bildirgesini şimdiden hazırladığına eminim. Zirveye Trump’ın katılacak olması dahi başlı başına bir gösterge. O muhtemelen ben bastırdım Avrupa elini cebine attı, kendi güvenliğini kendisi sağlamak için şimdiye kadar yapmadığını yaptı, harcamalarını arttırdı demek için geliyor. Kim bilir belki de normalleşme hedefliyor.

Fakat yapısal sorunlar çok da aşılacağa benzemiyor. En büyük sorunsa ittifakın üyelerini hangi şartlar altında kime karşı koruyacağının belli olmamasından kaynaklanıyor. NATO’nun kurucu belgesi Washington Antlaşması’nın beşinci maddesine bakarsanız diyelim ki bize bir saldırı olması durumunda diğer tüm üyelerin yardımımıza koşması gerekiyor. Bu saldırının Rusya’dan gelmesi halinde yardım daha kolay verileceğe benziyor, hepsi değilse bile bir kısmının Türkiye’ye destek olacağı az çok tahmin ediliyor.

Nükleer silah kullanılması halinde ya da bizim bir Rus uçağını daha düşürmemiz sonrasında çıkabilecek bir çatışmada bu desteğin gelip gelmeyeceği tartışmalı olmakla birlikte müttefiklerin de olası hasımların da varsayımı desteğin genelde verileceği yönünde. İran için de aynı şeyi söylemek mümkün ve zaten verildi de. Ama acaba İsrail’in Türkiye’ye saldırması halinde benzeri güveni hissetmek ve aynı şeyi söylemek mümkün mü? Bana kalırsa değil. Ki bu da ittifakın güvenilirliğini sarsan önemli bir unsur.

Düşünsenize biz Latvia ya da başka herhangi bir üye için Rusya ile çatışmayı, hatta nükleer yok oluşu göze alıyoruz fakat ittifak İsrail’e karşı caydırıcı dahi olamıyor. Bunun da ötesinde ittifak içinde ittifaklar kuruluyor, mesela Fransa ve Yunanistan Türkiye karşısında kendini konumlandırıyor. Evet, var olan koşullar altında, Türkiye’nin askeri kapasitesi düşünüldüğünde NATO’nun bize İsrail’in saldırganlığı karşısında yardıma gelmesinin önemi yok. Ama ittifakın bekası ve caydırıcılığı için var.

Ankara’da değilse bile sonrasında ittifakın görev tanımının tam yapılması, kime karşı ve hangi şartlar altında harekete geçileceğinin belirlenmesi bence şart. Alan dışı müdahale tartışmalarının ve uygulamalarının geride kaldığı, herkesin kendi bekasının derdine düştüğü bir dönemde kimden neyi bekleneceğinin bilinmesi krizlerle boğuşan ve aslında gereğinden fazla genişleyen örgüt için de güvenlik endişeleri ontolojikleşen üyeleri için de iyi olur…

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.