Ahmet Davutoğlu AK Parti'de elbette kalabilirdi...

Ahmet Davutoğlu, 12 Aralık 2019’da yayımladığı 15 sayfalık sert bir sistem eleştirisi manifestosuyla kurduğu Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerine, altı buçuk yıl sonra yine sert bir sistem eleştirisi içeren “Yarının Türkiye’si İçin” başlıklı dört sayfalık manifestoyla son verdiğini açıkladı.

Elbette önümüzdeki günlerde Gelecek Partisi bir veda kongresi yaparak, resmi olarak kendisini feshedecektir.

AK Parti’nin kurucularından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ahmet Davutoğlu’nun siyasetten çekilme kararını yerinde bulduğunu belirtmiş… Arınç’a göre Davutoğlu zaten başından itibaren AK Parti’ye muhalif bir parti kurmamalıymış, AK Parti’de “liderlerine bağlı bir şekilde” kalmaya, eleştiri ve öneri hakkını sonuna kadar kullanmaya devam etmeliymiş…

Bu sözleri, 2001 yılında, mensubu olduğu Fazilet Partisi’ni ve lideri merhum Necmettin Erbakan’ı “Parti içi demokrasi yok; bütün partilerde Nazi tipi bir anlayış, tek adamlık ve lider sultası hakim. Biz lider partisi yerine ortak aklın öne çıkacağı bir parti olacağız” (Milliyet, 15 Temmuz 2001) sözleriyle eleştirerek AK Parti’nin kuruluşunda yer alan Bülent Arınç değil de başka bir siyasetçi söyleseydi, belki üzerinde durmazdım.

Çünkü Arınç, bir zamanlar lider sultasına karşı parti içi demokrasiyi, ortak aklı ve çoğulculuğu savunan siyasal kopuşun en güçlü birkaç isminden biriydi. Üstelik düşünün, o gün ‘tek adamlık’ eleştirisi yaptığı Necmettin Erbakan iktidarda değildi. Tek adamlığı devletin kurumları üzerinde değil, kendi partisinin sınırları içinde etkiliydi. Yine “demokrasi yok” eleştirisi de parti içi demokrasinin yokluğu ile sınırlıydı. “Demokrasi” ve “tek adam”a yönelik eleştirilerin siyasal ve kurumsal maliyeti partisinin iç işleyişi ile sınırlıydı, Meclis’ten yargıya, bürokrasiden medyaya kadar devletin bütün kurumlarına ve nihayetinde toplumunun tamamına yansıyan maliyeti yoktu.

Erdemliler Hareketi’nin AK Partiyi kurduğu dönemde yeni bir siyasi oluşuma yönelmek elbette riskliydi, ancak yeni bir siyasi parti kurmak ülkede ağır bir siyasal bedel taşımıyordu.

Bugün ülkemizde tablo nasıl?

Doğru; Ahmet Davutoğlu da Ali Babacan da AK Parti içinde kalabilir, siyasi ve özel hayatlarındaki konforu hiç bozmadan yollarına devam edebilirlerdi.

Hatta zaman zaman “liderlerini” gerçek anlamda rahatsız etmeyecek türden, sonucu olmayan, “dostlar alışverişte görsün” kabilinden birkaç eleştiri de yaparlardı. Böylece hem itiraz etmiş görünür hem de iktidarla aralarındaki güvenli mesafeyi korurlardı.

Hatta Davutoğlu “düşük profilli başbakan” olmaya razı olsaydı, Siyasi Etik Yasa’nın çıkması için diretmeseydi, 17 -25 Aralık sürecinde adı rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmış yozlaşmış bakanları istifaya zorlamasaydı, “yüce divanda aklanın gelin” demeseydi Erdoğan’ın kıymetlisi olur, AK Partili siyasetçilerin önünde el pençe saygıyla eğildikleri hocaları olur “Başbakanlık” görevine devam ederdi.

Pelikan darbesiyle görevini bırakmak zorunda kaldıktan sonra da sesini çıkarmasaydı AK Parti içinde kalmaya devam etseydi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi eleştirileri yapmasaydı, yeni bir parti kuracak işaretleri vermeseydi Şehir Üniversitesi kapatılmaz, Şehir Üniversitesi’nin yanına bir Şehir Üniversitesi daha açılırdı, değil mi?

Bütün bunlara kim ne diyebilirdi ki?

Bülent Arınç AK Parti’nin içinde hangi yanlışı düzeltebildi?

Hangi uyarısı karşılık buldu?

Söylenecek çok şey, sorulacak çok soru var elbette.

HHH

Ahmet Davutoğlu da Ali Babacan da konforlu alanlarında kalmayı tercih etmediler. Siyasetin alanının daralmaya, hukukun, demokrasinin zayıflamaya başladığı, iktidara itiraz etmenin giderek zorlaştığı bir dönemde Ahmet Davutoğlu “Bu sistem devam ettiği takdirde demokratik toplum düzenini sürdürmek mümkün olmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile 300 yıllık devlet kurumlarının içi boşaltılıyor. İnsan hakları bakımından, yasaklara karşı net bir tavra, itiraza ihtiyaç var. Bu sistem ülkeyi felakete doğru götürüyor. Ülkede ekonomik kriz yok, sistem krizi var. Yoksullaşmanın nedeni ekonomik kriz değil, yönetim krizidir. Biz vatandaşın sesi olacağız” diyerek Gelecek Partisini kurdu.
Kolay bir yola çıkmadığını yol arkadaşları da kendisi de biliyordu. Çünkü güçlü bir iktidar partisinin içinden ayrılıp yeni bir parti kurmak her zaman için daha da zordur.

Davutoğlu maddi ve manevi olarak bu zorlukların hepsini fazlasıyla yaşadı. Direnebildiği kadar direndi.

Ve birkaç gün önce yine sert bir sistem eleştirisinin yer aldığı manifesto ile Türkiye’de “otoriterleşme eğiliminin hızlandığı” ve “kutuplaşmanın” ülkemize ağır maliyetler yüklediği uyarısında bulunarak partisini kapattığını açıkladı.

Ahmet Davutoğlu ülkesini seven bir vatansever olarak bedelini göğüsleyerek elini, bedenini ateşin altına koydu. Sorumluluktan kaçmadı. Elinden geleninin fazlasını yaptı. Siyaset, hukuk ve demokrasi tarihimizde adı hayırla yad edilecektir.

Elbette köşesine çekilmeyecektir. İstese de gönlü ve sorumluluk bilinci buna müsaade etmeyecektir. Siyasi parti lideri olarak değil ama bu kez hoca kimliği ile yine itirazlarını yapacaktır, tecrübesiyle birikimiyle ülkemize katkıda bulunmaya devam edecektir.

Bugüne kadar yaptıkları için aldığı sorumluluk için ülkemiz adına teşekkürler.

Yolu açık olsun…

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.