Bürokratik Fantezi olarak Önlük Giymek

Cumhuriyet Türkiyesi, Türkçeyi Arapça ve Farsça kelimelerden arındırıp “Öz Türkçecilik” iddiasıyla Türkçe kelimeler türetmiş. Cemil Meriç ve Mehmet Doğan bu kelimelere “uydurukça” kelimler diyor. Uydurukça kelime bulamadıklarıda da Fransızcadan ve Avrupa kökenli dillerden Türkçeye yeni kelimeler eklemişler.

Bürokrat ve fantezi kelimeleri de dilimize yerleşen yabancı kelimeler.

Bürokratik kelimesi, Fransızca olup, "devlet memurlarının gücüne, kural ve işlemlerine dayanan yönetim” anlamına gelir.

Fantezi de Fransızca fantaisie kelimesinden dilimize geçmiş.
Gerçeğe dayanmayan, tamamen zihinde ve hayal gücünde üretilen düş, hayal veya istek anlamına gelir.

MEB’in her öğretmene önlük giydirme dayatması hem fantezi kelimesinin manası hem de kelimenin dilimize girme biçimine uygun.

Öğretmenlere önlük giydirme zorunluluğu, kendi doğallığında gelişen olmazsa olmaz bir ihtiyaç mıdır diye sorsam buna kaç kişi evet diyebilir.

Devlette öğretmenlik yaptığım yıllarda ceket giymek yerine tozun tebeşirin bulaşmasına mani olmak ve daha rahat hareket etmek için bir dönem önlük giydim. Bu benim tercihimdi. Öğretmenlik hayatımda kara tahta ve tebeşir tozuyla çok içli dışlı ders anlatma tarzım vardı.

Sayın eğitim bakanımız ve kurmaylarının birçoğu dindar aile çocukları olup muhafazakar bir çevrede büyümüşler. Sayın Eğitim Bakanımız Rize İmam Hatip Lisesinden mezun. Kendisi ve kurmayları aşağıda verceğim bilgilere benden daha fazla vakıflar.

1925 yılında çıkarılan “Şapka Devrimi”ne
“Gavur Sepuşu”dur diye şapka takmayıp
şapkaya tepki gösteren binlerce kişi idam edilmiştir. Bunlardan en çok bilineni, İskilipli Atıf Hoca’nın hikayesidir.

Akabinde Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın bir bürokratik fantezisi olarak 1929–1946 yılları arası kılık kıyafetinden dolayı köylüleri Tandoğan Meydanı’na almaması yasağı gelir.

Vali, köylülerin kılık kıyafetleriyle “Modern Başkent” imajına zarar verdikleri, Ankara’da bulunan yabancı elçiliklere, diplomatlara ve dış dünyaya karşı tamamen modern, çağdaş, Batılı bir imaja sahip olma gerekçesiyle Tandoğan Meydanı’na polis zabıta ekibi diker ve köylüleri meydana almaz. Bu yasakçı zihniyetten kılık kıyafeti eski ve düzgün olmadığı gerekçesiyle Aşık Veysel de nasibini (!) almıştır.

Birde 12 Eylül 1980 Darbesi var. Darbe sonrası hazırlanan ve 16 Temmuz 1982 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik"te kamu çalışanları için "başın açık" olma zorunluluğu getirilir. Devlet dairelerinde başörtülü kadınların çalışmasının yasaklanmasına ek olarak dönemin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı tarafından yayımlanan kılık kıyafet yönetmeliğiyle başörtülü kızların üniversitelere alınmaması yasağı da gelir.

YÖK ve dönemin askeri erkanı İhsan Doğramacı’ya bu hizmetlerinin mükâfatı olarak Türkiye’de ilk özel üniversite olan “Bilkent Üniversitesini” kurma izni verirler.

Başörtülü kızların üniversitelere alınmama yasağı 1987’de dönemin Başbakanı Özal’ın getirdiği serbestlikle kaldırıldı.

“Yaşasın hürriyet” demeden Türkiye siyasi tarihine "post-modern darbe" olarak geçen 28 Şubat süreci yaşandı.

28 Şubat 1997 tarihinde üniversitelerde başörtüsü yasağı birçoğumuzun zihninde silinmeyen polis ve asker dipçikleriyle sert bir şekilde yeniden yürürlüğe sokuldu. İrtica-laiklik kısır döngüsü, kutuplaşmalar, gözyaşları, yürüyüşler, kavgalar, atılmalar, ikna odaları…

Türkiye'de başörtüsü yasağı üniversitelerde 2008 yılında, kamuda ise “Demokratikleşme Paketi” kapsamında 8 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle Ak Parti hükümeti tarafından kaldırıldı.

Daha sonra 2015'te yargıda, 2016'da emniyette ve 2017'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yapılan resmi düzenlemelerle başörtü yasağı kaldırıldı.

Böylece memleket irtica-laiklik kavgasından kurtuldu. Bu nevi kısır kavgalarla insanların kutuplaşmasına da mani olundu.

Cumhuriyet’in kısa tarihinde kılık kıyafet yasakları, dayatmaları ulusal bir sendroma dönüştü. Okullarda öğretmenlerin kılık kıyafet yönetmenliğine uymamalarına karşı herkese önlük giydirme zorunluluğu mevcut sendromu yeniden tetiklemiş durumda.

Kimileri de önlük giyme zorunluluğunu Ankara bürokratlarının bir fantesizi olarak görüyor.

Serbestliğin, okulda her istenileni giymek, sınıfta ağza her geleni söylemek olmadığını okulun kapısından içeri giren herkes bilir. Dijital dünyayla beraber kılık kıyafet yönetmeliği özgürlük ihlali olarak algılanıp kağıt üzerinde can çekişiyor.

İnsan bedenini besleyen tarım ürünleri yetişmek için zehirsiz ve temiz toprak, su, hava ister. Çocuklar da bedenen, ruhen ve aklen sağlıklı bir aile, okul ve toplum ortamında büyür.

Okullar kamu kurumları. Kamu kurumlarının öğrencilere örneklik teşkil etmeleri için kılık kıyafet yönetmenliği var. Ancak son zamanlarda kılık kıyafet yönetmenliğinin uygulanmadığına sıkça şahit oluyoruz. Bu durum, insan mayaları oluşum safhasında olan çocukları zehirliyor.

Öğretmen, bilgi aktarıcı bir robot değildir. Bilgi küpü de değildir. Bilgisi, görgüsü, kılık kıyafetiyle nevi şahsına münhasır numune-i şahsiyettirler.

Kılık kıyafet yönetmenliğine uyulmamasının bedeli herkese önlük dayatması mı olmalı? Kanunlar açık ve net. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki kılık kıyafet yönetmeliğinin okullarda uygulanması kafi olmaz mı?

Dayatmaların toplum tarafından kabul görmediğine Mustafa Kemal’in hayatından bir örnekle son vereyim.

Mustafa Kemal tarafından “geleneksel Türk müziğinin yerine Batı teknikleriyle icra edilen çok sesli müziğin yerleştirilmesi” amacıyla geleneksel Türk müziğinin Türkiye radyolarında yasaklandığı yıllar.
Mustafa Kemal, radyolarda yasakladığı Türk müziğini Şerif Muhiddin Targan’ı Dolmabahçe’ye çağırarak Targan’dan dinler ve icra ettiği Türk müziğine hayran kalır. Kendisine de övgüler dizer. Bu hayranlığı fırsata bilen Yunus Nadi yasağın kalkması konusunda Mustafa Kemal’e “Alaturka iade edilse” der. Mustafa Kemal “Erken olacak, biraz beklesek” diye reddeder. İtirazından birkaç ay sonra Türk müziğinin radyolarda çalınması yasağı kaldırılır.

2 Kasım 1934 tarihinde başlayan yasak, toplum tarafından karşılık bulamayınca 6 Eylül 1936’da kaldırılmış.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.