Babalar ve oğulları
Düğün olur iki kişiye, tasası düşer deli komşuya. Ravza Öğüt-Mehmet Davutoğlu çiftinin nikâhı bitti ama dedikodusu bitmedi. Hiçbir gelin ve dâmât, nikâh merâsiminin siyâsete bu şekilde malzeme olmasını istemez. Fakat asıl tâlihsizlik, nikâha günler kala Ahmet Davutoğlu’nun ifâdeye çağrılmasıydı. Üstelik nikâh sonrasına ertelenmesini istediği hâlde reddedilmiş. Hâl böyle olunca ifâdesi, nikâh töreninde Bülent Arınç’ın konuşmasına konu oldu. Eğer bu nikâh Ahmet Davutoğlu Başbakan iken olsaydı, kapıları kırarak nikâha gidecek olanlar, şimdi çekinerek dâvete icâbet etmediler. Hâl böyleyken Arınç’ın vefâ gösterip nikâh şâhidi olması çok mânidardı.
Arınç, doğru şeyler söyledi. Davutoğlu’na destek verdi. Ama insan dinleyince, “Valdo sen niye burada değilsin?” diye sormak istiyor. Nitekim Fâtih Altaylı, Arınç’ın konuşması için, “Bunları aç oğluna söyle!” demiş. Arınç’ın oğlu, AK Parti milletvekili.
İşte meselenin bam teli burası! Eğer çocuklar siyâsetin içinde değilse, anne babalarının oğlu/kızı olarak kalmıyorlarsa anne babalarının eli güçleniyor. Yoksa bir konuşup, bir susuluyor. Bir konuşup, bir geri alınıyor. Kısacası göbek bağıyla bağlanılıyor, istenilmeyen yere ve insanlara.
Şunu not düşeyim, Bülent Arınç’ın bende özel bir yeri var. 12 Eylül mahkemeleri sebebiyle şöhretini duymuştum. O zaman adını bilmiyordum. “Bir avukat var, para almadan ülkücüleri savunuyor.” derlerdi. Doğal olarak ülkücü sanıyordum. Yıllar sonra bu efsânenin kim olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Açıkçası Millî Görüşçülerle köprü kurmama vesîle olan sîmâlardan birisidir. “Cübbemi tekrar giyesim geliyor” dediğinde, bir zamanlar Gülen’e şiir yazan bir hadsizler, “Manisalı Lavrence” diye linç etmeye kalktılar. Tereddüt etmeden üzerime düşeni yaptım. Aynı güruh, Davutoğlu’na da arsızca ithamda bulundular.
Arınç, törendeki konuşmasında Melih Gökçek’in ifâdeye giderken sakız çiğnemesini de eleştirdi. Sakız ne ki? Oğul Gökçek, Meclis’te CHP’lileri hâlletti, artık AK Partili vekilleri yumrukluyor. (Buradan Bülent Arınç’ı uyarayım, aman dikkat!)
Mehmet Davutoğlu hakkında 2016’da bir yazı kaleme almıştım. Başbakanlığı bırakan babasının alnı terleyerek yaptığı vedâ konuşmasını ayakta dinlemişti. Bizim oralarda utanmayı, sıkılmayı bilmeyen adamlar için “Alnı terlemiyor” ifâdesi kullanılır. “Biz niye terlemiyoruz?” diye kara kara düşünmesi gerekenler, Başbakanın alnının terlemesini hafife almışlardı.
Bülbülü Öldürmek filminde Avukat Attikus, mahkemede savunmasını yaparken çok zorlanır. Terler. Kızı da dinleyenler arasındadır. Attikus, dâvâyı kaybeder. Mahkeme salonundan çıkarken bir zenci, kızına seslenir:
“Ayağa kalkın! Babanız geçiyor.”
O zaman babasını ayakta dinleyen Mehmet Davutoğlu’na, “Babanızla gurur duyun Mehmet Davutoğlu! O da sizinle gurur duysun!” demiştim.
İşte 12 Eylül, baba Davutoğlu’nun gurur günüydü. Nikâha, samimi ve nâzik bir dâvete icâbet edip iki gencin güzel gününü görmek için gittim. Herhangi bir paylaşımım yok. (Zâten sosyal medya hesâbım da yok.) Nikâhtaki konuşmalar siyâsete malzeme olmasa bu yazıyı da yazmazdım. Pırıl pırıl iki genç, hayatlarını birleştirdi. Mehmet Davutoğlu’nu ilk gördüğümde, “Maşallah ne kadar mütevâzı, iyi yetişmiş bir genç” diye düşünmüştüm. Dünya küçük derler ya Ravza Öğüt, kızımla bir dönem İTÜ’de sınıf arkadaşıydı. Onun hakkında işittiklerim de aynı cümleyi söyletmişti. İyi bir âilenin özenle yetiştirdiği donanımlı bir genç kız.
Eğitimde bir kural vardır. Çocuklar önce anne babalarının adıyla anılırlar. Ayşe’nin oğlu, Ali’nin kızı gibi. Eğer hayâta atılıp yaş aldıklarında hâlâ böyle ise gelişme yok demektir. Anne babalar için asıl mürüvvet, güzel işler yapan başarılı çocuklarının adıyla anılmaktır. Filancanın annesi, falancanın babası gibi. Terakki budur.
Nikâhta ileri gelen, tanınmış pek çok insan vardı. Ben, Ravza ve Mehmet’in anne babalarını gördüm. Bin kere maşallah! Saadetler diliyorum.
…….
“Afedersiniz CHP’li zannettim”
Pâdişah, İncili Çavuş'a, “Öyle bir şey yap ki özrün kabahatinden büyük olsun!” demiş. İncili Çavuş, merdivenden çıkan pâdişaha arkadan yaklaşıp çimdik atmış. Pâdişah hışımla dönünce, “Affedersiniz hünkârım! Sizi vâlide sultân sandım.” demiş.
Birkaç hafta evvel Odatv’de Hürrem Elmasçı’nın bir kulis yazısı yayınlandı. Elmasçı’nın anlattığına göre Meclis tâtile girmeden kısa bir süre önce (Bir rivâyete göre geçen sene) Ak Parti Milletvekili Osman Gökçek ile bir CHP milletvekili arasında gerginlik çıkmış. Ak Parti Konya Milletvekili Abdullah Ağralı araya girmiş ve tansiyonu düşürmek için CHP milletvekilini alıp AK Parti Grup Başkanvekili Leylâ Şâhin Usta’nın odasına götürmüş. Siniri yatışmayan Osman Gökçek, bir süre sonra Usta’nın odasına girip doğruca Abdullah Ağralı’nın üzerine yürümüş. Bağırış, çağırış, küfür, kıyâmet… Sonrasında yumruklar konuşmuş.
“Osman Gökçek, niye kendi partisinden birini dövmüş?” derseniz, az önce kavga ettiği CHP milletvekilinin yanında gördüğü için Ağralı’yı da CHP’li zannetmiş.
Hâdise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kulağına gitmiş. Erdoğan, kavgadan ziyâde, "Siz aynı partinin milletvekillerisiniz, birbirinizi nasıl tanımazsınız?" diye çok öfkelenmiş.
Şimdi sizleri, 24 Aralık 2025’e götüreceğim. Leylâ Şâhin Usta, sosyal medya hesâbında bir mesaj ve fotoğraf paylaşmış.
“Grup Başkanımız Abdullah Güler, Konya Milletvekilimiz Abdullah Ağralı ve Ankara Milletvekilimiz Osman Gökçek ile birlikte Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’u ziyâret ettik.”
Fotoğrafta Numan Kurtulmuş, Abdullah Güler, Abdullah Ağralı, Osman Gökçek ve Leylâ Şâhin Usta var. Ağralı ve Gökçek, karşılıklı oturuyorlar. Yâni Osman Gökçek, birlikte TBMM Başkanını ziyâret ettiği Ak Parti milletvekilini CHP’li zannedip yumruklamış.
Fıkra gibi değil mi?
