Güz bulutları…

Bu eski bir hikaye fakat hiç ölmemiş bir duygudur bende. Yazın o iştahlı karmaşası bitip de sonbaharın ayak sesleri işitildiğinde her yöne bir sessizlik yerleşir. Tabiat ebedi dinginliğine hazırlanır. Gün iyiden iyiye döner sabah havası teni ürpertmeye başlar ve çok derinlerde unutulmuş bir sızı güncellenir. Çocuklar henüz mevsimler arasındaki sınırların büyüsünü bilmezler ama içten içe hissederler ondaki maya kabarışlarını. Güz çok uzaktadır bir çocuk bedeni için her bakımdan. Yeter ki bir illet vurup geçmesin. Sonbahar sisi ağırdan çökünce her yana faniliğin şiiri âdeta göç formuna bürünür ruhta tekinsizlik rüzgarı eser. Evet şimdi ne olacaktır?

Düne kadar hemen her şeyi unuturcasına yaşayan beden ilkin zayıflığını fark edip kendisini korumaya alacaktır. Bana sorarsanız güzü insanın dışında ilk duyan ve bulut dalgaları halinde inip kalkarak etrafa saçılan serçelerdir. Bu halde serçelerle çocuklar kardeş sayılır. Fakat onlar, serçeler çoktan şehirlerden kovulduğundan bu gönüllü peygamberlerin müjdeleri hatırlanmaz artık. Çocuklar ise güz fikrinden gittikçe uzaklaştılar. Yine de halâ kovulamayan bir varlık kümesi vardır ki başımızı kaldırıp izlemek bizi felaha götürebilir. Onların menzilinde sırrına bir türlü eremeyeceğimiz sonsuzluk fikri saklanır. Hikayenin eskiliği de tam buradan başlar. Toprağın bile yorulup yere upuzun serildiği bir dönemeçte göklerin ışığı parıldar. Çocuk tekrar söz alır anlaşılmaz cümleciklerle bir şeyler mırıldanır. Bulut, der, bulutlar geçiyor. Gökyüzü çok çok derin.

Güz sabahları onlar, müjde bulutları, sanki toprağı kucaklayıp göğe kaldırmışlar, çarşafını açıp yaymışlar, bakır yapraklar halinde birer umut levhası yapmışlardır. İlkin ürkek yavaş yavaş cesaretli sonra da doygun birer kütle lokumu gibi yükselir güz bulutları. Ve sonra da gün boyu akşamın gelmesini beklerler. Yıllar yılı, fırsat buldukça, Karstan Kırklareline, Artvinden Konyaya, Mersinden Denizliye değin yolum nereye düşerse bu güz bulutlarının meftunu kesildim. Çanakkale göğünde takındıkları edayla Niğde Demirkazık Vadisinde büründükleri elbiseyi giyinmeye çalıştım. Ve İstanbul’da en çok da bu şehirde güz bulutlarının kasideler yazdığını gördüm. Vaktin ölmeden önceki son şiirini dinledim. Leylekler hani yaz sonu küme küme göç ederler, şehirlerin üstünde toplanıp hemen her varlıkla helalleşirler ya sanki onlar gittikleri yerden güz bulutlarını elçi gönderirler. Güz bulutları sanki yazın çok kirlenmiş göğünü bakır taslarla yıkarlar.

Arada bir hızla toplandıklarına hiddetlenip yağmur saçak öteyi beriyi yumruklayışlarına saşırmamalı güz bulutlarının. Evrende, güneşle dünya arasında bir dizi bilinip bilinmeyen alışverişler olur. Güneş, ay ve dünya kendi eksenlerinde dönerken ay ve dünyanın güneşe göre dönüş kanunları da bulunur. Bunlar sebeplerin, oluşların izahı için gerekli bilgiler olabilir fakat varlığımızı asıl saran sonuçlar değil büyüsü hiç çözülemeyen sebeplerdir. Güz bulutları bütün sebeplerin ötesinde bize parçalanmayı fakat mutlak bütünleşmeyi telkin eder. Bu telkinin mantığı değil sadece ölümsüz tabloları gün batımına yakın sergilenir. Gün ve faniliğin ebedi şakıyışı bu saatlere denk gelir.

Eylül’den Kasım ayının ortalarına değil güz bulutlarını izlemeli onların sabahın erkeninden gün batımına değin büründükleri elvanın peşine düşmeli. Lakin, güneş batmadan birkaç saat önce gün boyu provasını yaptıkları oyunu sahnelemenin, müziği icra etmenin, şovu sunmanın vaktidir. Hele açık bir arazide iseniz geniş melek kanatlarını hatırlatan kollarıyla sizi de alıp seviyelerine yükseltirler. Hiç işitilmemiş ilahi flütler, çıplak ve arsız aryalar, ney, kudüm ve nefir sesleri fakat mutlak aşk naraları ortalığı velveleye verir. Eğer doğada bir kendinden geçme, esriyip kabuk değiştirme, dionysos bir şevkle merhale kat etme iştiyakı varsa budur.

Bu eski bir hikaye fakat hiç ölmemiş bir duygudur bende diye düşünmemin sebebi de buradan köklenir. Ömrün her dönemecinde başka duyuş, şuur ve istekle bakarız güz bulutlarına. Çocukken nice korkumuza çadır kurup içine çekerken gençlikte şiir sağarız geçişlerinden. Bir çiftçi toprağa saçtığı tohumun yeşermesi için onlara bakıp yağmur umabilir. Yaşı kemale ermişler için ise bir ömür defterine dönüşmüştür çoktan. Her güz gelişince geçmiş sayfaları okurken saf düşüncenin şafağına yeni ve özgün ağaçlar dikmek, düşüncesinin sahibi olmak da az şey sayılmaz. Fakat bütün bunların kaynağı çocukluğa bağlanmadıkça havada kalır, zaten güz bulutları da havadan akıp giderler.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.