‘Nirvana’ya giden bütün yollar mubah
Bir ülkedeki vatandaşların seçim yoluyla ve kavgasız gürültüsüz bir siyasi grubu/partiyi iktidar yapma ya da var olan iktidarı değiştirme yetkisine sahip olması kıymetli bir şeydir.
Böyle bir yetkiye sahip olmayan vatandaşlar eksiktir, yarı-vatandaştır.
Bazı ülkelerde vatandaşların böyle bir yetkisi yok.
Nedense aklıma önce Suudi Arabistan geliyor.
Suudi Arabistan’da siyasi parti var mı?
Yok.
Ne var?
Kraliyet ailesi var.
Aile içinde taht için bir mücadele olabilir mi?
Belki olur. Ama halk böyle şeylerle ilgilenmez.
Biraz cesareti olanlar belki bu mücadelenin dedikodusunu yapar.
Ama ancak çok güvenilir ortamlarda.
Gerçekten ortam mı?
Hayır, ortam bile sayılmaz. Korkarsın. Böyle bir mevzuyu ancak çok yakın sırdaşınla konuşabilirsin.
Seçim de yoktur.
Bu yüzden insanlar toplumun yukarısına bakmaz. Aşağı bakar.
Kendi önüne.
Ürdün de bir krallık. Ama partiler var. Sistem kralın yetkisini gölgeleyecek herhangi bir yapıya müsaade etmez. Orada da iktidarın seçimle değişme ihtimali kimsenin aklına gelmez.
Seçimlerin yapıldığı ama siyasi iktidarı değiştirme fikrinin kimsenin aklının ucundan bile geçmediği ülkeler de var.
İktidardaki parti ya da iktidardaki lider yapılan her seçimi yüzde 90 civarında bir oyla kazanır.
Bazen yüzde 92, bazen yüzde 95.
Kuzey Kore bu ülkelerden biri midir?
Değildir. Orada değiştirilemez bir komünist rejim var.
Yani onlar insanlığın ulaşmak için çabaladığı amaçlara ulaşmışlar, herhangi bir şeyi değiştirmeleri gerekmiyor.
Nirvana gibi bir şey bu!
Sonsuz saadet!
Kuzey Kore’de Din yok ama işi dinlerden, dini yapılardan daha sıkı tutuyorlar.
Geçen mart ayında yapılan seçimlerde katılım yüzde 99,99 oldu. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un tek aday olduğu kendi seçim bölgesinde oyların yüzde 99,93’ünü aldı.
Abi tek aday var niye seçim yapıyorsun?
Yapıyor işte.
İnsanlardan oy aldığını görmek onu mutlu ediyor.
Verdiğim misallerin aşırı olduğunun farkındayım. Bu kadar aşırı olmayan misaller de bulunabilir.
Bizde durum nispeten iyi.
Bir demokrasimiz var. İnsanlar seçimde oy kullanıyor. Bazıları kazanıyor, bazıları kaybediyor.
Mamafih bizdeki iktidar yerel seçimde kaybettiği yerleri seçimsiz geri almanın yöntemini keşfetti.
Bu tür keşifler ‘halk iradesi’ kavramına gölge düşürüyor mu?
Düşürmesine düşürüyor.
Ama yapanın yaptığı yanına kâr kalıyor, bu da bir gerçek.
Yine de hâlâ memleketimizde seçme ve seçilme hakkı dediğimiz şey varlığını sürdürüyor.
Bu bir hak. Anayasada yazıyor.
Bir hakkın anayasada yazılı olması o hakkın her zaman kullanılabilir olduğu anlamına gelmeyebilir.
Fiili durumlar, fiili şartlar bu hakkın kullanımını zorlaştırabilir.
Türkiye’de muhalefet bir rasyonaliteye istinat ederek değil, daha çok zuhurata bağlı olarak varlığını sürdürüyordu. İktidarın yanlışları, ekonomideki başarısızlıkları, yolsuzluğun yaygınlaşması toplumda memnuniyetsizliğin birikmesine sebep oluyordu ve bu memnuniyetsizlikler muhalefete insan kaynağı sağlıyordu.
İnsan kaynağı dediğim, taraftar veya oy.
Bu sayede muhalefet iktidara alternatif olma kapasitesini ayakta tutuyordu.
Fakat iktidar, kendi yanlışlarını ıslah ederek değil muhalefetin hareket alanını şiddetli bir biçimde tahrip ederek kendi ‘beka’sını inşa etmeyi bir yöntem olarak seçti ve uyguladı.
Ana muhalefet partisini tuhaf bir şekilde bölerek, seçilme ihtimali olan adaylarını hapsederek… Ana muhalefetin yerelteki iktidarını tarumar ederek.
“Amaç kendisine giden yolları meşrulaştırır.”
Machiavelli’nin bu ifadesini takipçisi olan siyasetçilerin “Amaca giden her yol mubahtır” şeklinde anlaması çok yadırganacak bir şey değil.
Burada ‘amaç’ ne?
Nirvana.
Bu hengamede iktidar ahlaki üstünlük iddiasını da vurgulamayı bıraktı. Söylüyor ama dilinin ucuyla, inandırmak için değil.
Bunun yerine bütün tarafların ahlaksız olduğu intibaını tesis etmeye yönelik muhtelif operasyonlar yaptı.
Başardı sayılır.
