Netanyahu’nun İsrail’i mi, Rabin’in İsrail’i mi?

27 Ekim’de İsrail’de seçim var. Bu seçim hem İsrail hem Türkiye hem de Orta-Doğu açısından çok önemli.

Öncelikle hemen söylememiz gereken şu: O gün İsrailliler yalnızca yeni bir hükümet seçmeyecek, İsrail’in nasıl bir ülke olacağına da karar verecek.

Demokratik kurumlarını koruyan, Filistin sorununa siyasi çözüm arayan ve askerî gücün sınırlarını kabul eden bir İsrail mi?

Yoksa güvenliği giderek daha fazla askerî güçle özdeşleştiren, Filistin sorununu kalıcı bir çatışma haline dönüştüren, kıyımlara devam eden ve içeride demokratik denge mekanizmalarını daha da zorlayan bir İsrail mi?

Bu iki çok farklı yolun sembollerini arıyorsak iki isme bakmak yeterli:

Yitzhak Rabin ve yeniden Binyamin Netanyahu.

Aslında Rabin de bir barışsever olarak başlamadı. O da bir askerdi. 1967’deki Altı Gün Savaşı sırasında İsrail Genelkurmay Başkanı’ydı. Savunma Bakanlığı döneminde Birinci İntifada’ya karşı çok sert politikalar uyguladı.

Rabin’in hikâyesini önemli yapan da zaten bu.

İsrail’in Filistinliler karşısındaki askerî üstünlüğü tartışılmazdı. Fakat Rabin zamanla bir gerçeği gördü: Siyasi bir sorun sonsuza kadar askerî yöntemlerle çözülemezdi. İsrail’in geleceği yalnızca askerî üstünlükle güvence altına alınamazdı.

Bu düşünce onu sonunda İsrail’in yıllarca terör örgütü kabul ettiği FKÖ’yü muhatap almaya, Arafat’la el sıkışmaya ve Oslo sürecine götürdü.

Rabin, 4 Kasım 1995’te Oslo görüşmelerini neden gösteren aşırı sağcı bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Ve bir yıl sonra Netanyahu başbakan oldu.

Bu yalnızca bir iktidar değişikliği değildi. İsrail’in kimyası, niteliği, yönü de değişmeye başladı.

Rabin, Filistin sorununu sonunda çözülmesi gereken siyasi bir mesele olarak görüyordu. Netanyahu ise giderek bu sorunun çözülmeden de yönetilebileceği fikrinin saplantılı temsilcisi oldu.

İsrail güçlü kalacak, Hamas kontrol altında tutulacak, Filistin meselesi düşük yoğunluklu savaşla yönetilecek, bu sırada Arap ülkeleriyle normalleşme sürdürülecekti.

Sonra 7 Ekim 2023 geldi.

İsrail tarihinin en büyük güvenlik felaketlerinden biri, garip ve şaibeli bir şekilde kendisini ülkenin güvenliğinin garantörü olarak sunan Netanyahu’nun iktidarında yaşandı. Üstelik Netanyahu’nun daha önceden bu saldırı konusunda uyarıldığı da ortaya çıktı.

Ardından İsrail soykırım boyutlarında çok büyük bir askerî güç kullandı. Gazze’de insanlık tarihinin kanlı utanç sayfaları yazıldı.

Eğer gelecek ay yeniden seçilirse, sağ ve aşırı sağın devlet üzerindeki etkisinin devam etmesi, yargının yetkilerini sınırlandırma ve İsrail’in bağımsız başsavcısını etkisiz bırakma girişimleri tamamlanacak.

Filistinlilerin etnik temizliğine devam çıldırması hep gündemde olacak. Batı Şeria ve Gazze’nin ilhakı hep masanın üzerinde duracak.

Dermansızlaştırılmak istenen İsrail demokrasi biraz daha güç kaybedecek.

Netanyahu’nun bir dönem daha iktidarda kalması, İsrail toplumu için de derin travmaları koyulaştıracak. Bunu New York Times baş yazarı Thomas L. Friedman da çok vurucu bir şekilde resmediyor:

“Bu gerçekleştiğinde… İsrailli akademisyenler ve şarkıcılar, dünya çapındaki etkinliklerde yer almaktan giderek daha fazla men edilecek. İsrail’in en iyi ve en parlak bilim insanları, matematikçileri, yapay zekâ yazılım tasarımcıları, mühendisleri, savaş pilotları, nükleer fizikçileri – en iyileri ve en parlakları – yavaş yavaş göç edecek. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, son üç yılda 1.370 doktorun en az 12 ay süreyle İsrail’i terk ettiğini ortaya koydu; bu sayı, İsrail’in birçok büyük hastanesindeki doktor sayısını aşıyor.

27 Ekim seçimleri bu yüzden yalnızca sadece “Netanyahu gidecek mi, kalacak mı?” seçimi değil, çok daha ötesi. Örneğin “İsrail nasıl bir demokrasi olacak” sorusunun da seçimi.

İsrail toplumu yol ayrımında kaldığında hangi yaklaşımı tercih edecek? Rabin’in yaklaşımını mı yoksa Netanyahu’nun yaklaşımını mı?

Yanlış bir tercihin bedelini yalnızca yıllardır zulme uğrayan Filistinliler ödemeyecek. İsrail halkı da ödeyecek. Ortadoğu da ödeyecek.

Sandık başındaki oy pusulalarına vurulacak her damga, başta oy atanların kaderi olmak üzere bölgeyi derinden etkileyecek.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.