Ders programıyla öğretmenlere mobbing yapılır mı?
Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan 1 milyon 50 bin civarında öğretmen; 3 milyon 582 bine ulaşan toplam memur sayısının yaklaşık %30’unu oluşturuyor.
Böylesine devasa boyutlardaki bir personel kitlesi, haliyle; maaş ve özlük hakları, görev tanımları, çalışma şartları ve mesai sürelerine ilişkin sorunlar üzerinden sürekli gündeme gelmekten ve medyada tartışma konusu olmaktan bir türlü kurtulamıyor.
Okulda zorunlu asgari ders verme yükümlülüğü sınıf öğretmenleri için 18, branş öğretmenleri için ise 15 saat. Haftanın 5 gününde, mesai saatleri toplamının 40 saat olduğu düşünülürse; ek ders alma ihtiyacı duymayan öğretmenler için haftada 20-22 saat gibi ders dışı bir zaman kalıyor. Boşa çıkan bu sürede; kurul ve komisyon toplantıları, rehberlik, sosyal etkinlikler, nöbetler ve resmi törenlerin gerektirdiği kısa süreli sorumluluklar dışında öğretmenin fiilen okulda kalmasını gerektiren bir zorunluluk bulunmuyor.
Öğretmenlik mesleğinin Türkiye pratiğinde fiilen oluşan bu çalışma düzeni ile kamu personel rejiminin genel çerçevesi arasındaki farklılık ve uyuşmazlıkları göz ardı etmek mümkün değil. İşte eğitim personelinin çalışma şartları ve görev yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili serzenişler ve tartışmalar da burada başlıyor.
Öğretmenlerin zorunlu ders yükünün hafta içinde ders saatlerine dağıtılması ve nöbet saatlerinin belirlenmesi, temel bir hoşnutsuzluk kaynağı olarak sürekli sosyal medya postlarında karşımıza çıkan konular. Okul idareleri tarafından bu çerçevede yapılacak program, okulda bulunulacak toplam süreyi etkilediği için; yalnızca pedagojik ve idari bir planlama konusu olmaktan çıkıyor ve “haftalık çalışma sürelerine ilişkin beklentilerin bir türlü tatmin edilememesi” sorununa dönüşüyor.
Bazı eğitim sendikaları, özellikle son günlerde, sosyal medyada okul idarelerinin ders saatleri dağılımını ve nöbet saatlerini belirleyen programları öğretmenler üzerinde “mobbing amaçlı” kullandıklarına dair eleştiri ve tepkilerini içeren bildirileri yaygın biçimde sosyal medyada paylaşmaya ve eylem çağrılarında bulunmaya başladılar.
Anlaşılıyor ki ilk ve ortaöğretimde zorunlu ders yükünün okul idaresi tarafından haftanın olabildiğince 2-3 gününe sıkıştırılarak dağıtılması ve boşa çıkartılan günlerde öğretmenin okula gelmek zorunda kalmaması, önemli bir beklentiye ve fiilen bir standarda dönüşmüş durumda. Buna karşılık derslerin haftanın beş gününe daha dengeli biçimde dağıtılması, çalışma şartlarını kasten ağırlaştıran bir tasarruf, yani doğrudan mobbing olarak algılanıyor.
Bir sendikanın bu konuda yaptığı basın açıklamasının içeriği şöyle:
…. Ortaokulu’nda ders programı ve nöbet dağılımlarıyla öğretmenlere uygulanan mobbing ve baskıya asla geçit vermeyeceğiz! Okul yönetimini adalete davet ediyor, ilgili milli eğitim müdürlüğünü derhal müdahaleye çağırıyoruz. Mağdur edilen öğretmenlerimizin hakkını korumak için hukuki ve sendikal tüm süreçleri başlatıyoruz.
Bu, oldukça tuhaf ve anlaşılması zor bir durum.
Okul müdürü, yetkisine dayanarak öğretmenin vermekle yükümlü olduğu 15-18 saat dersi ve kendisine düşen nöbet görevini haftanın mesai günlerine dengeli olarak dağıtmış.
Bunun adı “mobbing” olmuş.
Bir kurumda veya şirketteki yetkili amirin, çalışanlarından yükümlü oldukları görevleri mesai saatleri içinde yerine getirmelerini istemesi, nasıl “mobbing” olarak nitelendirilebilir ve bu konuda yetkisini kullanan amirler nasıl “personele baskı yapmakla” suçlanabilirler?
Mobbing, süreklilik ve sistematiklik taşıyan psikolojik taciz davranışlarını ifade eden çok daha farklı bir kavramdır.
Öğretmen memur değil mi?
Okul müdürü, öğretmenin amiri değil mi?
Öğretmenler, haftalık mesai saatleri içinde görev yapmakla yükümlü değiller mi?
Açıkça müdüre yönelik, günün mesai saatleri dışında ders koymuş veya Cumartesi günü öğretmenlerin okula gelmelerini istemişçesine ithamda bulunuluyor.
Bir sosyal medya paylaşımında, konuya ilişkin şu ifadeler geçiyor:
Ders dağılımı üzerinden haksızlık etmeyelim. Öğretmenin dersleri en kısa sürede bitsin, öğleden sonraya kalmasın. Bir an önce evine gitsin ve okulda boş boş beklemesin.
İşte sorun, öğretmenlerin ders verdikleri saatlerin dışında okulda geçirdikleri vaktin “boşa geçirilen bir vakit” olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyor. Tartışma da bu değerlendirme çerçevesinde şekilleniyor.
Ders verilen saatlerin dışında öğretmen neden boş boş beklesin?
Elbette boş beklememeli. Ama boş bekliyor olmanın yegane alternatifi, okuldan ayrılmak değildir. Asıl mesele, bu zamanı öğretmen ve öğrenci açısından değer üreten bir çalışma süresine dönüştürebilmektir.
Diyelim ki 20 saat ders verdi. Tüm çalışma süresi ders verilen saatlerden mi ibaret?
Resmi haftalık mesai saatleri toplamı 40 saat. Geriye 20 saat zaman kalıyor. Bu 20 saatlik süre içinde, eğitime değer katacak o kadar değerli faaliyetler yapılır ki…:
-Şüphesiz, öğretmenlerimizin kendilerini en iyi şekilde geliştirmeleri ve yetkinliklerini arttırmaları çok önemlidir. Ders dışı mesai saatlerinde, idarenin de sağladığı imkânlarla, öğretmen kendini yetiştirir ve yetkinliğini arttırır.
Bu bağlamda, hizmet içi eğitimlere katılma, alanıyla ilgili güncel gelişmeleri, yeni öğretim yöntemlerini ve eğitim teknolojilerini takip etme fırsatı bulur.
-Dersi sınıfta öğrenemeyen çocuklarla, belli bir program kapsamında bire bir ilgilenir. Anlamadıkları konularda eksikliklerini giderir ve onları özel ders alma tezgahına düşmekten kurtarır. Nasıl olsa öğrencileri en iyi şekilde ve bir eksiklik bırakmayacak şekilde yetiştirmek okulların ve öğretmenlerin temel görevi değil mi?
-Öğrencilerin hayata hazırlanmasında ve meslek seçimlerinde kendilerine mentörlük yapar.
Dolayısıyla tartışılması gereken, öğretmenin ders dışında okulda neden bulunduğu değil; bulunduğu bu zamanın nasıl verimli, planlı ve ölçülebilir bir eğitim faaliyetine dönüştürüleceğidir.
Gelişmiş eğitim sistemlerinde öğretmenlik yalnızca sınıfta ders anlatılan saatlerden oluşan bir meslek olarak görülmüyor.
Nitekim, TALIS 2024 verileri, OECD ülkelerinde orta öğretimdeki tam zamanlı öğretmenlerin haftalık toplam çalışma süresinin ortalama 41 saat olduğunu gösteriyor. Bunun ders vermeye ayrılan ortalama 22 saatin dışındaki bölümü, fiilen okulda kalınarak yukarıda saydığımız alternatif eğitim faaliyetleriyle geçiriliyor.
Japonya’da ve Singapur’da öğretmenlerin okuldaki çalışma saatleri ne kadar, biliyor musunuz?
47 ve 55 saat.
Cumartesi günleri bile okula gelmek zorundalar.
Hiç bir kamu personeline, memuriyete girerken; aktif olarak işle ilgilendiği saatlerin dışında “kurumdan ayrılabileceği” yönünde bir ayrıcalık tanınmaz. Bu bağlamda herkes, kamu görevi yürüttüğü sürece günlük mesai saatlerine uymak zorundadır.
Böylelikle boşa geçirilen bir zaman kalmadığı ve herkes mesai süresinin bitimine kadar okulda bu türden faaliyetler yürüttüğü takdirde; öğretmenler arasında ders ve nöbet saatlerinin müdürler tarafından mobbing amaçlı olarak düzenlendiği algısı ve kendilerine yöneltilen suçlamalar ortadan kalkar. Çünkü, derslerin haftanın hangi gün ve saatlerinde olacağı, öğretmenin okulda bulunacağı toplam süreyi belirleyen temel unsur olmaktan çıkar. Hatta öğretmenin dinlenme ve yemek hakkı mutlaka korunmak kaydıyla, öğlen saatinde nöbette geçirdiği süre kadar akşam mesai saatinden önce erken ayrılmasına izin verilebilir.
Türkiye’nin tartışması gereken esas konu; öğretmenin ders yükünün hafta içinde nasıl dağıtılacağı değil, ders dışındaki çalışma süresinin eğitim açısından nasıl anlamlı hale getirileceğidir. En değerli varlığımız olan öğrencilerimizin yetiştirilmesi için her dakika altın değerindedir. Bu sebeple doğru ve uygun programlarla değerlendirildiğinde, belki de öğrencinin eğitimi açısından en kritik değer taşıyan zaman, ders saatleri dışındaki zamandır.
