Öcalan’ı küçümsemek
Temeli çok daha gerilere gitse de 1980’lerde başlayan ve PKK’nın ana aktör olduğu Kürt sorununda silahların bırakılması kolay iş değil. Bugünkü noktaya da kolay gelinmedi zaten. Eğer örgüt silah bırakacaksa onun eline silah veren ana aktörün karar vermesi ve üstüne bunu bir talimat haline getirmesi gerekiyordu.
Abdullah Öcalan da bunu yaptı. Niye yaptı, nasıl karar verdi, devletle ne konuştu, bu işin sonunda kendisi için ne istiyor ayrı tartışma konusu.
Ancak Öcalan örgütün ilk gününden, örgütün başındayken yaptığı açıklamalardan, örgütün faaliyetlerindeki sorumluluğundan yakalandığı günden bu zamana yaşadıklarıyla çok güçlü, ağır ve değişmesi zor bir bagaja sahip. Bu bagajı herkes farklı yorumlayabilir ama yok saymak imkânsız.
Kürt kitlesinin önemli kesimi için Öcalan bir halk önderi olarak görülebilir. Daha hayattayken hakkında mersiyeler yazılan, türküler derlenen, fotoğrafları taşınan kurtarıcı olabilir. Toplumun diğer kesiminde ise 40 yıldır dökülen kanın temel sorumlusu.
Kürt meselesinin kök nedenleri, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden kimlik problemleri, devletin köy boşaltmalar dahil yaptıklarının içine düşülen çukurdaki rolü, hak aramak için hangi yolun meşru olup olmadığı üzerine bu köşede de onlarca yazı yazıldı. Gök kubbe altında mevzu üzerine söylenmedik çok az cümle kalmıştır.
Bunlar cari siyasette asla göz ardı edilmemesi gereken ancak karşılığı sınırlı olan girdiler. An itibarıyla silah bırakılacaksa mevzunun cemaziyellevvelinden ziyade mevcut algı ve bunun muhtemel siyasi yansımaları üzerinden ilerlemek gerek. Nihayetinde amaca ulaşılıp ulaşılmamasında siyasi irade kadar toplumsal destek daha doğrusu tahammül kapasitesi belirleyici olacak.
Bugüne kadar Öcalan’ın bu ağır bagajı nedeniyle oluşan keskin menfi algıya rağmen kitlesel destek hep yüzde 50’nin üzerinde oldu. Hala da bu destek sürüyor. Ancak desteğin sürmesi PKK ve Öcalan algısının sürecin yumuşak karnı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Öcalan’ı küçümsemek derken de Öcalan’ın önemini ve oynayacağı rolü değil toplumdaki algısını ve rolünü küçümsemeyi anlamak gerek. Bu iki algıdan ikincisi yani rolünü küçümsemek konusunda çok sorun yok. Halk önderi gören de bebek katili diyen de Öcalan’ın gücünün ve etkisinin farkında.
Öcalan algısının neye karşılık geldiği konusunda ise aynısını söylemek zor. Nitekim sürecin banisi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gazeteci Nagehan Alçı’ya, Alçı’nın ifadeleriyle, Öcalan için İmralı’da 250 metrekarelik bahçeli bir konut inşa edildiğini söylemesi bu riskin yeni bir testi oldu.
Parlamentoda geçen yasanın oluşturduğu sınırlı tepki üzerine bu açıklama muhalefet tarafından “Öcalan’a villa” boyutuna taşındı. Çoğu toplumu hiç de ikna etmeyen gerekçelerle içeride tutulan isimlerle karşılaştırıldı. Bahçeli de meselenin villa olmadığını, 250 metrekarelik bir konuttan bahsedilebileceğini açıklama ihtiyacını hissetti.
Ana sorun İmralı’da inşa edilen binanın ne için ve nasıl olduğundan ziyade Öcalan’ın koşullarında yapılacak bir iyileştirmenin toplumda oluşturabileceği tepki. Bu tepkiyi Öcalan ile gerekli ve işe yarar bir diyalog yürüten iktidar da Kürt sorununun çözülmesini önemseyen iktidara muhalif elitler de kimi zaman göz ardı ediyor.
Öcalan’ın PKK’nın silah bırakmasında ve Kürt sorununun makul bir çizgide çözülmesinde rol oynaması ile Öcalan’ın aslında yıllardır beklenen çözüm iradesi ve zemini olduğunu herkesin kabul etmesini beklemek aynı şey değil.
PKK’nın silahlı mücadele stratejisinin Kürtlere ne kazandırdığı su götürür bir tartışma. PKK ile mücadele etmek gerekçesi ile doğrudan Kürtlerle mücadele etmeyi kendisine vazife bilen devlet toplumun bu kesimine büyük bedeller ödetti.
Karşısında ise Cumhuriyetin monolitik kimlik inşa çabasının bizzat kendisi de mağduru olan toplumun diğer kesimi de hak etmediği bir bedel ödedi. “Onlar da bu suçun ortağı” deyip çıkmak işin kolay ve anlamsız tarafı.
Ayrıca memleketin güneydoğusunda her türlü anti-demokratik uygulama rutin haline gelmişken yüzlerce kilometre uzaklıkta bunu umursamamış olmak bugün mevzuya dair söz söyleme imkanını yok etmiyor. İsrail’in Gazze katliamlarını Suriye’de oturduğu yerden sakince izlemiş ve içten içe İsrail’e destek vermiş olmanın, Türkiye karşısında İsrail’i yardıma çağırmanın Şam’da eşit ve güçlü aktör olma hakkını kimsenin elinden almadığı gibi. Çelişki bu topraklarda hemen herkesin asgari müştereği.
Öcalan sürecin en önemli üç aktöründen biri. Onun PKK ve Kürt kitlesi üzerindeki etkisini sistemden çektiğinizde bugün bile süreç yarım kalabilir. Ancak bu etki “Öcalan gerçeği ile yüzleşme, Öcalan’ın sözüne gelme ya da İmralı’nın siyasetin geleceğindeki kaçınılmaz gücü” başlıkları ile mevcut algının üzerine sünger çekilebileceği demek değil. Öcalan’ın süreçteki işlevsel zorunluluğunu kabul etmek ile onun toplumdaki tarihsel yükünün silindiğini varsaymak birbirinden tamamen farklı şeyler.
Mecburi ve kaçınılmaz aktör ile meşru ve makbul aktör arasındaki çizgiyi yok saymak en çok sürece ve meselenin suhuletle çözülmesine zarar.
