Bu enflasyon neden bir türlü düşmüyor acaba!
Komplo teorileriyle ilgilenmeyen ve ne olduğu belirsiz dış güçler hikayesinden bıkan herkes üç aşağı beş yukarı başlıktaki sorunun cevabını tahmin edebilir. Türkiye gibi enflasyon uzmanı ve pahalı hayat mağduru bir toplumun parçası olanlar neyin ne olduğunu bilir. Bilip de söylemeyenler de vardır elbette ama onlar zaten bu mevzunun muhatabı değildir.
Yüksek enflasyonu birçok geçici faktör etkileyebilir veya belirleyebilir ama hiçbirisi sonuca kötü ekonomi yönetimi kadar tesir edemez. İyi bir ekonomi yönetimi varsa geçici faktörler de vız gelir tırıs gider. Mesela, Türkiye pandemiye yüksek enflasyonla girdiğinde ekonomi kötü yönetiliyordu. Bu yüzden şartlar zorlaşınca fiyatlar daha da arttı. Aynı dönemde, o güne kadar enflasyon diye bir kavramı neredeyse unutmuş olan Avrupa dahil, iyi yönetilen ekonomiler de yüzde 3-4 gibi onlar için çok yüksek sayılabilecek bir oranda enflasyon yaşadılar. Pandemi geride kaldı ve birkaç ay içinde enflasyonu yine düşürdüler. Hayat biraz pahalılaştı fiyat artışı yeniden yıllık yüzde 1-3 seviyelerine geriledi. Biz ise pandemiye nasıl yüksek enflasyonla girdiysek, çıktıktan sonra da Heterodoks programda da Ortodoks programda da hasılı her durumda yüksek enflasyonda yaşamaya devam ediyoruz. Bu açıdan kesinlikle “tam bağımsız” sayılırız. Dünya nereye giderse gitsin bizim fiyatları kimse yolundan döndüremiyor.
Bunun sebebi ise gerçekte bir ekonomi programına ve vizyonuna sahip olmamamızdır, İktidar da kendisini gerçek bir ekonomi yönetimine mecbur hissetmiyor çünkü kötü hayat şartlarını son düzlükte popülizmle makyajlayıp seçimi kazanabileceğine inanıyor veya bunu biliyor. İktidarı gerçek bir ekonomi programından uzak tutan asıl sebep ise malum. Ekonomi yönetimi aynı zamanda hukuk, şeffaflık, denetim, rekabet ve öngörülebilirlik gerektirir ki bunlara riayet şöyle dursun artık hepsinin birden dışlandığı bir düzene geçmiş bulunuyoruz. Hangisi önemli? Ekonomiyi ayağa kaldırıp sağlam temeller üzerine oturtmak mı yoksa kestirme yoldan iktidarı korumak mı? Cevap belli. O zaman da gelsin popülizm…
Bugünlerde gıda enflasyonunu sorumlusu olarak kabzımallar hedefte. “Tarlada beş lira, manavda bilmem kaç lira” meselesi hayat pahalılığının çekilmez noktaya geldiği zamanlarda istisnasız gündem olur. Şimdi onlara kabzımal değil, “gıda baronları” denmeye başlandı. Birkaç hafta önce de yumurtacılar hedefteydi. Enflasyonun yine zirvede olduğu birkaç yıl önce de “soğan ve patates lobisi” diye bir şey vardı ve depoları basılmıştı.
Muhtemelen bazılarının fahiş fiyatla mal sattıkları doğrudur. Aldığının, sattığının ve vergisinin hesabını vermesi gerekenler de vardır. Ne var ki mesele onlardan ve onların sevkiyat hattında şişen fiyatlardan ibaret değildir. Enflasyonun yarattığı belirsizlikte üstüne bir de ekonomi yönetimi güven vermiyorsa sadece kabzımalın değil, gıda toptancısından mahalle bakkalına kadar, tekstilciden mağazacıya kadar herkesin kendini korumak için etikete yüklendiği sır değildir, bizim ekonomide hiç değildir.
Neden birdenbire bu noktaya geldiğimize bakalım, iyi ve kötü ekonomi yönetimi arasındaki farkı anlayalım. Bu türden fiyat problemleri enflasyonun tek hane olmasa bile onlu rakamlar seviyesinde seyrettiği dönemlerde konuşulmuyordu. O zaman da aynı üretim ve sevkiyat düzeni vardı. O zaman da iş başında aynı hükümet vardı üstelik.
Türkiye sekiz-on yıldır yüzde 30 enflasyonu başarı olarak görüyor ve çözüm bulamadığı için yirmiden fazla kez enflasyon hedefini revize etmek zorunda kalıyorsa mesele derinden daha derin demektir. Hele de muhalif muvafık her kesimin desteğini alan mevcut ekonomi yönetimi üçüncü yılın sonunda enflasyonu düşüremeyince eski usul bahanelere müracaat etmeye başlamışsa…
