25 yılın ardından…

Biliyorsunuz, 11 Eylül 2001’de terörü ve kendi hayatlarıyla birlikte binlerce masum insanın hayatını yok etmeyi siyasi amaçlarına ulaşmak, küresel cihadı başlatıp Amerika’yı, dolayısıyla da Batı’yı yenmek için bir araç olarak gören 19 insan; farklı havalimanlarından kaçırdıkları dört uçakla New York, Virginia ve Washington D.C.’deki hedeflere yönelerek saldırdı.

Üç uçak hedefine vardı, dördüncüsü ise genel kabul gören anlatıya göre içinde yaşanan mücadelenin sonucunda yolda düştü. Amerika gerçekten de sarsıldı, gururu kırıldı, çoğu kendi vatandaşı olan 2.977 insanını kaybetti, on binlercesi yaralandı; ama korsanların ve onları yetiştiren El-Kaide liderliğinin tahmin ettiği gibi yıkılmadı.

Yıkılan sadece birkaç büyük bina oldu. Amerika bu sarsıntıdan güçlenerek çıktı; teröre karşı savaş ilan edip önce Afganistan’a, sonra da muhtelif bahaneler üreterek 20 Mart 2003’te Irak’a saldırdı. İki ülkedeki rejimi de devirdi. Diğer ülkelere de “Ya yanımdasınız ya da düşmanımsınız” diyerek kendi safında yer almalarını büyük ölçüde sağladı.

Diğer yandan da geniş anlamıyla Orta Doğu’daki demokrasi eksikliğinin teröre yol açtığı varsayımından hareketle, öteden beri yanında yer alan Arap ülkelerine reform çağrısında bulundu; 2005 yılından başlayarak kurduğu uluslararası mekanizmalarla onları açılımlar yapmaya, mutlak güçlerinden fedakârlıkta bulunmaya teşvik etti.

Ancak bir yıl sonra Filistin’de yapılan seçimlerde iktidara Hamas gelince, izlediği siyasetin başarısından tereddüt etmeye başladı; zaten çok geçmeden de bölgenin demokratikleşmesi hayalinden vazgeçti. 17 Aralık 2010’da Tunus’ta beklenmedik bir şekilde patlayan Arap Baharı’nı da Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidara gelene kadar kerhen destekledi.

Irak’ı yaklaşık 8 yıl, Afganistan’ı ise 20 yıl resmen işgal altında tuttu. İkisinde de yeni rejimler kurmaya çalıştı. Fakat iki ülkeyi de büyük ölçüde tahrip edip sonunda kendi kaderleriyle baş başa bıraktı. En iyimser tahminlere göre Afganistan’da 170 bin, Irak’ta 306 bin kişi doğrudan savaş nedeniyle öldü. Saddam gitti, El-Kaide liderliği büyük ölçüde çöktü.

Fakat El-Kaide’nin yerini IŞİD aldı. 2014 sonu itibarıyla Suriye’nin yüzde 50’sini ve Irak’ın yüzde 40’ını kontrolü altında tuttu. Dünya, inanılması güç vahşetlere canlı yayında tanıklık etti. IŞİD de —Türkiye’nin de katkısı ve fedakârlığıyla— sonunda yenilgiye uğratıldı ama El-Kaide’nin 11 Eylül saldırıları ertesinde referans verip gerekçe gösterdiği Filistin sorunu çözülmedi.

İsrail’in nasıl olup da haberini alamadığı hâlâ tartışılan 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı sonrasında ise durum iyice kontrolden çıktı. Netanyahu ve iktidar ortakları, soykırıma varan uygulamalarıyla Gazze’yi Gazzelilerden arındırmaya çalıştı. Bugüne kadar sadece Gazze’de, çoğu sivil 74 bine yakın insan öldürüldü.

Sorun Batı Şeria’ya da sıçradı. Hukuk dışı Yahudi yerleşimciler ordu, polis ve bazı siyasilerin desteğiyle orada da etnik temizlik kampanyası başlattı. 200’den fazla yeni yerleşim birimine izin verildi. Oslo Anlaşması’nın geçersiz olduğu söylendi. İki devletli çözüm anlayışı İsrail açısından artık açık ve bariz bir şekilde sona erdi.

Bundan sonra yeni bir 11 Eylül olacağını; El-Kaide benzeri, bizler de dâhil tüm dünyaya bedel ödeten maksimalist terör örgütlerinin kurulabileceğini, kurulsa da etkili olabileceğini hiç zannetmiyorum. Yine de El-Kaide’nin neden ortaya çıktığını, hangi gerekçeyle kendini meşrulaştırmaya çalıştığını 25 yıl sonra da olsa hatırlamakta yarar var.

Bir başka hatırlamamız ve hatırlatmamız gereken husus da Medeniyetler İttifakı projesinin kurucu belgesi sayılabilecek Akil İnsanlar Grubu Raporu’nda yer alan görüşler olmalı. 2006’da BM Genel Sekreterine sunulan belgenin tamamına burada yer vermeye ve eylem alanlarının hepsinin günümüz sorunlarına çare olabileceğini söylemeye imkân olmasa da Filistin’e ilişkin olanlar özellikle unutulmamalı, unutturulmamalı…

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.