Üç grafikte eğitimdeki eşitsizliğin fotoğrafı
Önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e bir özür borcum var, onu ödeyeyim: Geçen gün yazdığım PISA sonuçlarıyla ilgili yazıda, Milli Eğitim Bakanı’nın Hürriyet’e “Okulların bu yönde hazırlık yaptığı bir gerçek. Hatta PISA uygulama deneme sınavı yapan okul yöneticiler var” dediğini yazdım. Bu sözler Bakan Tekin’e ait değil, Hürriyet yazarı Nuran Çakmakçı’nın yorumuydu, hata benim.
Ancak Milli Eğitim Bakanı kendi ağzıyla doğruladı veya doğrulamadı çok önemli değil; PISA konusunu bu sınav için seçilen okulların bir “milli gurur” haline getirdiği ve yarışma konusu yaptığı tartışma dışı bir gerçek.
Böyle olup bu okullar PISA’da başarılı sonuçlar elde edince, Türkiye’de bütün 15 yaşındaki çocukların da benzer başarı seviyesinde olduğu anlaşılıyor. İşte maalesef o benzer başarı seviyesi algısı yanlış bir algı.
Maalesef bizim çocuklarımızın arasındaki eğitim başarısı eşitsizliği çok da fazla düzelmeden devam ediyor. Benim bu eğitim yazılarımın da yıllardır amacı bu: Bir yandan bu eşitsizliğe dikkat çekiyorum, bir yandan da eşitsizliği azaltmanın aslında mümkün olduğunu iddia ediyorum.
Türkiye, dünyada pek az ülkenin yaptığı bir şeyi yapıyor; okullarındaki bütün öğrencileri yılda birkaç kez ortak sorularla uygulanan bir sınava sokuyor.
Bu sınav sonunda bakanlığın elde ettiği bilgi muazzam bir büyük hazine değerinde. Bu sayede bakanlık tek tek okulları, tek tek bu okullardaki sınıfları ve tek tek öğrencileri görebiliyor; hangi okulda kim başarılı kim değil takip edebiliyor.
Ama bundan da ötesi var. Bir de her yıl ortaokuldan liseye geçerken uyguladığımız LGS adlı sınavımız var. Bu sınav da, Milli Eğitim Bakanlığı için hazine değerinde bilgi üretiyor; yine tek tek okullarımızı ve öğrencilerimizi değerlendirme imkanına sahip oluyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı 2023 yılı gelene kadar, yani Yusuf Tekin göreve başlayana kadar LGS sınav sonuçlarını tek tek sınav türüne göre doğru cevap ortalamalarıyla kamuoyuna duyururdu; artık duyurmuyor. Elimizdeki son bilgi 2022 yılına ait.
Ancak ben iddia ediyorum, bugünkü tablo ile biraz sonra aktaracağım 2022 yılına ait tablo arasında çok büyük bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Eğer bir değişiklik var ve bu değişiklik eşitlenme yolundaysa, özür dilemeye ve o verileri yayınlamaya hazırım. Veriler bakanlığın elinde.
İstatistikte normal dağılım, verilerin çoğunun ortalama değer etrafında yığıldığı, uçlara (az veya çok olan değerlere) gidildikçe simetrik olarak azaldığı, grafiğe döküldüğünde ise çan eğrisi oluşturan sürekli bir olasılık dağılımıdır. Örneğin insanların boyları, kiloları, IQ skorları gibi pek çok ölçüm bu “normal dağılım” kurallarına uyar. Aslında sınav sonuçları da bu kurallara uymalıdır ama Türkiye’de işte o uymaz.
Peki bizim 2022’de yapılan LGS sınavında matematikte sorulan 20 soruya verilen cevaplar nasıl dağılmış?
Bakın aşağıdaki grafik hiç de normal dağılım eğrisine benzemiyor. Yığılma 0 ile 4 soruya doğru cevap verme arasında gerçekleşmiş. Sınava katılan 1 milyonun üzerinde öğrencinin yüzde 61,19’u (Yani neredeyse 620 bin çocuğumuz) en fazla 4 doğru cevap verebilmiş 20 soruluk sınavda. Sınavda 10 ve üstünde doğru cevap verenler ise sadece yüzde 13,86 olmuş. (15 bin kişiden az)

Oysa normal dağılım olsa, yüzde 61 olmasa da yüzde 40 üzerinde çoğunluğun 8-12 doğru cevap arasında kümelenmesi gerekirdi.
Gelin bir de fen bilimleri sınavına bakalım.Çünkü bu sınavda “normal dağılım”a biraz daha yakınız.
Öğrencilerimizin yüzde 42,36’sı 3 ila 8 doğru cevap arasında yer alıyor. Gördüğünüz gibi grafiğin tepe noktası, matematik sınavına göre daha sağda ama hala tam ortada değil.
Tam ortada, yani 8-12 doğru cevap verenler grubunda öğrencilerin üçte birden azı, yüzde 29,14’ü yer alıyor.

Şunu diyebiliriz: 2022’de ortaokulu bitiren öğrencilerimiz fen bilimleri alanında matematiğe göre daha eşitlikçi bir eğitim almışlar. Öğrencilerin bu sınavdaki başarısı da çok belirgin; yüzde 45,65’i 10 ve daha fazla doğru cevap vermiş 20 soruluk sınavda.
Ben uzun yıllardır Milli Eğitim Bakanlığına şunu öneriyorum: LGS sonuçlarına bakın ve her yıl Türkiye’nin en kötü 500 veya 1000 ortaokulunu seçin; bu okullara özel muamele yapın, en iyi öğretmenleri buralara göndererek o okulları en kötü okul sıralamasında yer almaktan kurtarın.
Benim düşüncem, bakanlığın bu uygulamayı 5 veya 6 yıl sürdürmesi halinde eğitim kalitemizin bugün olduğundan çok daha yukarıya ve eşitlikçiliğe doğru gelişeceği.

Nitekim bakanlığın bu yılki LGS ile ilgili yayımladığı sınırlı bilgi içinde yer alan şu grafik zaten beni doğruluyor. Okul başarı puanı arttıkça öğrencilerin LGS başarısı da artıyor.
Bilmiyorum, derdimi anlatabildim mi? Mesele PISA değil, mesele bizim çocuklarımız arasındaki eğitim başarısı farklarının azaltılması. Eğitim sisteminin başarısı böyle ölçülmeli.
