En zor seçim
2028 seçimleri, tarihimizdeki en zor seçimlerden biri olacak…Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi yönünden en zayıf döneminde. Eski reformcu, yenilikçi renkleri çoktan soldu. Seçimlerde elbette yine popülizm yapacak ama geleceğe dair bir umut yaratamadığı için popülizm yetersiz kalabilir.
Muhalefet bakımından da en zor seçim, çünkü “mutlak butlan” operasyonu ana muhalefeti böldü. Transferler ciddi hasarlar verdi.
Özgür Özel sergilediği dinamik liderlikle büyük ilgi görüyor ama oyların küçük bir kısmı ile Hazine yardımının tamamı CHP’de kalacak.
Muhalefetin bir dezavantajı da DEM’in, tabii Öcalan’ın talimatıyla, iktidara yakın duracak olmasıdır. Öcalan DEM’i dağıtıp yeni bir parti kuracak; kendisine daha sadık ve itaatkar bir parti tabii!
PARTİLİ CUMHURBAŞKANI
1946’dan itibaren çok partili hayata geçerken model, parlamenter sistemdi, dolayısıyla “partisiz cumhurbaşkanı.”
Muhalefetteki DP bunu istiyor, partili cumhurbaşkanı İnönü de bu yönde adımlar atıyordu.
46 Seçimlerindeki sahtekarlıkların da tepkisiyle, iktidar-muhalefet kavgası kızıştığında, Milli Şef İnönü, CHP’li Başbakan Recep Peker’le ana muhalefet lideri Celal Bayar’ı Çankaya’ya çağırdı, dinledi, meşhur “12 Temmuz Beyannamesi”ni yayınladı. O zaman gündemdeki özgürlükler konusunda muhalefete güvence verdi.
DP sözcüsü Fuat Köprülü, İnönü’yü öven bir makale yazdı.
Milliyet’in 4 Mayıs 1950 tarihli şu manşetine bakın:

Seçim Kanunu’nu ana muhalefetle birlikte hazırlayan partili Cumhurbaşkanı İnönü, seçimleri kaybederse muhalefete geçeceğini söyleyerek “iktidar değişikliği”nin devlet gücüyle engellenmeyeceğine teminat vermiş, bu mesajla Türkiye’ye NATO ve Avrupa yolunu da açmıştı.
ERDOĞAN BIRAKIR MI?
Bugünkü Türkiye’de insanlar “Erdoğan bırakır mı?” diye soruyor. Hatta “seçim yapar mı?” diye soranlar bile var. İki sebepten:
. Başkanlık sistemi, dünyanın her tarafında otokrasiye yatkındır. Bunu daha 1990’da Juan Linz yazmıştı. CB sistemi daha yatkın. Cumhurbaşkanı’na hem milletvekili adaylarını belirleyerek yasama organı üstünde, hem denetimsiz atamalarla yargı üzerinde “güçlü bir siyasi etki” gücü veriyor. (Venedik Komisyonu, 9 Aralık 2024)
. Bu sistem, Erdoğan’ın, benzer liderlerde de görülen, “yetki” ve “yönetme” tutkusuna denk düşüyor. Sistemde bir başbakan bulunmasını istemediği gibi, Cumhurbaşkanı yardımcısının halk tarafından seçilmesini de istemedi.
Çeyrek asırdır ülkeyi yönetiyor, hiç “kaybedersem muhalefete geçerim” gibi bir söz duydunuz mu? Çeyrek asrın üstüne bir beş yıl daha yönetmek istiyor:
“Bu can bu tende olduğu müddetçe Cenab-ı Allah’ın izniyle durmadan, duraksamadan, yorulmadan sizin için koşturmaya devam edeceğiz.”
EN ZAYIF ZAMAN
Siyaset biliminin kurucusu Alexis de Tocqueville yazmıştı: İktidarlar, baskı ihtiyacını zayıf zamanlarında daha çok hissederler.
Erdoğan kendini güçlü hissetseydi İmamoğlu’ndan başlayarak muhalif belediyelere demokrasi dünyasının da tepkiyle karşıladığı operasyonlar yapar mıydı?
MHP’ye bile meydan okuduğu yıllarda niye böyle şeyler yapmadı, değil mi?
Bütün anketlerde zayıf gözüküyordu; ekonomide Şimşek’in deyişiyle milyarlarca dolarlık “iç şoklar” yaşanmasını bile göze alarak, defalarca hakim değişikleri yaşanarak benzeri görülmemiş bir “silkeleme” operasyonları yapıldı.
Toplumda “sıra kimde?” diye sorulurken, Üsküdar Belediyesi, akıl almaz bir planlamayla ‘fethedildi.’ Dört transfer, iki tutuklama, arkasından seçim…
Oysa Erdoğan, transferler için “eğer dürüstse parlamentodan da istifa eder” demişti. (17 Aralık 2013)
Şimdi, insanları milletvekili, belediye başkanı, Belediye Meclisi üyesi sıfatlarıyla partisine transfer ediyor.
Bütün bunlar Erdoğan’ın seçim kazanmasına yeter mi? Ekonomi Erdoğan’a pek ümit vermiyor; onun ümidi muhalefetin parçalanmışlığı…
Seçimler mutlaka yapılacaktır. Kimse evhama kapılmasın.
