Siyaset itibarsızlaşırsa millet kazanır mı?
AK Parti 2002 yılında ‘siyaseti yeniden milletle buluşturmak’ amacıyla ve de ‘millet iradesi’nin üzerindeki bütün vesayet odaklarına meydan okuyarak yola çıkmıştı.
İktidar odaklı hedeflerini belirlerken de millete şöyle bir taahhütte bulunmuştu: “Ülkemizde, bazı siyasetçilerin kısa hedefle çıkarlara yönelik tutumları yüzünden halkın siyaset kurumuna ve politikacılara güveni sarsılmıştır. Oysa, demokratik bir toplumda, halkın refah ve mutluluğunu sağlamanın meşru yolu olan siyaset, üstün bir değerdir. Partimizin uygulayacağı ilkeli siyasetle hem ülkemizin köklü sorunlarına çözüm üretecek, hem de halkın siyaset kurumuna karşı sarsılan güveni yeniden kazanılacaktır.”
Bu konuda 2013’e kadar önemli mesafeler alınmış, siyaset kurumu millet nezdinde yeniden itibar kazanmaya başlamıştı.
Ama sonrasında aynı AK Parti iktidarı, radikal bir istikamet değişimi yaşadı ve bugün bu sapmanın hâlâ rasyonel izahı yapılabilmiş değil. Daha da talihsiz olanı, özellikle 2018’den sonra milletle ve kendi ilkeleriyle bile bütün bağlarını koparmış bir AK Parti’nin ortaya çıkmış olmasıdır.
Çünkü AK Parti yola çıkarken neleri vadettiyse, bugün onların hepsine adeta savaş açmış bulunuyor.
‘Hukukun üstünlüğü esas olacak’ dedi, bugünkü AK Parti Türkiye’sinde hukukun ve adaletin hali ortada.
Ekonomiyi kalkınmış ülkelerle rekabet edecek seviyeye çıkaracağını, refah standartlarını yükselteceğini, enflasyonu ülkenin gündeminden çıkaracağını vadetti. Ama bugün irrasyonel ekonomik modeller yüzünden derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Enflasyonu düşüremediğimiz için emekliler, asgari ücretliler ve bütün dar gelirliler üzerlerine çöken yoksulluğun en derin halini yaşıyorlar.
Büyük iddialarla ve sükseli ifadelerle başlattığımız “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne rağmen, ilk, orta, liseden üniversiteye kadar bütün bir eğitim sistemimiz her geçen gün kan kaybetmeye devam ediyor. Öyle ki tartışmalı bir PISA başarısıyla bile teselli bulmaya çalışıyoruz. Mesela bu konuda KARAR’a konuşan Milli Eğitim Bakanlığı’nda geçmişte Yönetimi Değerlendirme ve Geliştirme Daire Başkanlığı yapan Dr. Kadir Çetin diyor ki: “2025 sonuçlarında patlama yaşanmasının sebebi tamamen yapılan özel hazırlıktır.” Her ne kadar reklam kokan bir hazırlık olsa da sonuçta bu da bir başarıdır.
En dramatik olanı da siyaseti “üstün bir değer” olarak tanımlayan AK Parti’nin bugün siyaseti itibarsızlaştıran bir faaliyet içinde olmasıdır.
Demokratik toplumlarda siyasi aktörlerin, partilerin muarızlarına karşı keskin söylemleri dillendirmeleri, hatta zaman zaman maksadını aşan ifadeler kullanması bir noktaya kadar tolere edilebilir.
Ancak siyasi mücadele, muarızlarını siyaset dışı yollarla tasfiye etmeye dönüşürse bunun adı ‘millet iradesi’ni askıya almak olur ki, bu durumun demokrasiyle izahı mümkün değildir.
Maalesef İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u üç kez üst üste kazanması sonucunda başlayan ‘siyaset mühendisliği’ süreci, Türk siyasetini itibarsızlaştıran bir noktaya gelmiş bulunuyor. Düşünün ki AK Parti açısından güçlü bir siyasi rakip olarak görülen İmamoğlu’nun önce 30 yıllık diploması elinden alındı, ‘ahmak’ kelimesi yüzünden absürt ötesi bir dava açıldı, yolsuzluk iddiasıyla hapse atıldı, ‘ajanlık’ davası hâlâ sürüyor ve şimdi de Tuzla Belediye Başkanı’na hakaret suçundan 2 yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf ve Yargıtay’da onaylanırsa siyasi yasak alacak.
En son, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından belediye meclisinde belediye başkan vekilliği için yapılan seçim, siyasetin değerini düşüren en talihsiz gelişme oldu. Seçim sürecinde öyle şeyler yaşandı ki; AK Parti sandıkta alamadığı belediye başkanlığını, normal demokratik bir ülkede hiçbir siyasetçinin aklından bile geçmesi mümkün olmayan yöntemlerle Üsküdar’ı almayı sonunda başardı!
Düşünebiliyor musunuz? Bu sandık dışı başarıya en çok sevinen isim, kefen ve terlik pazarlamacısı Cübbeli oldu!
İnanıyorum ki Cübbeli’nin şu sevinç sözleri, en çok AK Parti’ye gönül verenleri üzmüştür herhalde: “Üsküdar’ın Ak Parti’ye geri dönmesi biz millî Müslümanları feraha ğarketti. Allâh-u Teâlâ İstanbul’umuzun iâdesiyle sürûrumuzu itmâm eylesin. İstanbul’un kaybedilmesine sebep olanlara da müstehaklarını i’tâ eylesin. Âmîn!”
Türk siyasetini değersizleştiren böyle bir görüntünün yakın siyasi tarihimizde bir eşi-benzeri daha yok maalesef.
Peki neden bunlara ihtiyaç duyar bir iktidar?
Siyaseti itibarsızlaştırarak içinden geçmekte olduğumuz ağır ekonomik krize çare üretebilir miyiz?
Milletin sandıkta vermediği Üsküdar’ı millet iradesine rağmen muhalefetin elinden aldığımız için eğitimde, sanayide, yargıda, dış politikada yaşadığımız sıkıntılardan kurtulabilir miyiz?
Her alanda yerinde sayan veya gerileyen bir ülke olarak, bir de üstüne üstlük siyaseti itibarsızlaştırdığımız için emeklinin, dar gelirlinin ekmeğini büyütebilir miyiz?
Soruları daha da çoğaltmak mümkün elbette ama bilelim ki bu siyasetsizliğin kazananı asla millet olmayacaktır.
