Kalabalık yalnızlıklar

Yalnızlık zor bir şeydir. Kimseye ihtiyacın olmadığı zamanlarda pek zor gibi görünmez göze hatta böyle zamanlarda yalnızlığa bir konfor gözüyle bakıldığı bile olur ama mesela hastalık zamanına denk gelirse yalnızlık çekilmez olur. Böyle zamanlarda yalnızlığın konforu kalmaz, halini hatrını soracak veya bir bardak su uzatıp ilacının saatini takip edecek tek bir kişi bile büyük ihtiyaç olur. Yalnızlığı çok daha farklı yüzleriyle de anlatabiliriz. Mesela yakın zamanda çekilmiş bir film var, Engin Günaydın ve Haluk Bilginer oynuyor, adı Azizler. Bu filmde hayatının bir döneminde yalnızlığa hasret kalmış biri ile yine hayatının bir döneminde yalnızlıktan intihar edecek dereceye gelmiş başka birinin hikayesi var. İkisinin de gerekçeleri yerli yerinde, kısaca yalnızlık çeşit çeşit. Bu çeşitlerden biri de kalabalık yalnızlıklar, evet evet kalabalık yalnızlıklar da var.

Mesela yaklaşık bir hafta önce bir sanatçıyı kaybettik; Serhat Kılıç. Türkiye’de oynadığı bir karakter vesilesiyle yüzünün ziyaret etmediği ev sayısı muhtemelen pek azdır çünkü başarılı ve sevilen bir oyuncuydu. Arkasından pek çok şey yazıldı çizildi ancak içlerinden bir tanesi beni çok etkiledi. Sözü edilenlerin doğruluk derecesini teyit etme gibi bir imkânım olmadı ama bir sosyal medya paylaşımında şöyle cümleler okudum:

“Dayanılmaz ağrıları nedeniyle eve gittiği için işinden atılıyor, 8 yıllık sevgilisinden “sorumsuzsun” diye azar işitiyor. Adam işten atılınca aramayı bıraktım yalnız kalmak istiyor diye düşündüm diyor..

Yatağa bile geçecek dermanı kalmıyor ve koltukta vefat ediyor. İki gün boyunca arayıp soran olmuyor. Kapısına kimse gitmiyor.

Ne babası, ne kız kardeşi ne sevgilisi.. 2 gün evine gitmiyor.. Kanser hastası, boyun fıtığı var, işinden sağlığı yüzünden olmuş depresyonda olan bir insanı 2 gün boyunca yalnız bırakıyorlar..

İki gün sonra gittiklerinde artık çok geç, salonda tekli koltukta eli kaIbinin üzerinde soğuk bir beden.. Serhat Kılıç, mekânın cennet olsun.”

İşte böyle bir şey kalabalık yalnızlık, insanın çevresinde bir set dolusu iş arkadaşı, bir sevgili, bir aile bile olabiliyor kalabalık yalnızlıklarda ama kişi yine de yalnız oluyor. Mesele sadece Serhat Kılıç’ın meselesi değil ama; bu kalabalık yalnızlık modeli günümüz modern şehir hayatında sınıf farkı olmaksızın giderek yaygınlaşıyor. Bir başka örnek daha zikretsem mesela bir Kur’an kursu öğreticisini zikredebilirim. Senelerce kurslarda kızlara Kur’an öğretiyor, çevresinde o kadar çok genç kız var ki, hep onların dertleriyle hemhal oluyor, bu sırada farkında olmadan yaşıtlarıyla bağları zayıflıyor, iş güç, kendini dine adamak derken yaşı kemale varıyor, artık emeklilik kapısını çalıyor ama ne yapacak, telefon rehberi o kadar kalabalık ama telefonun zili nedense bir o kadar nadir çalıyor, bir yöntem buluyor yalnızlığına pandemi döneminde, uzaktan eğitimle bilgisayar başından Kur’an, tefsir vb dersler veriyor, bilgisayarın ekranına bakınca dersler kalabalık ama iş kapıyı çalıp halini hatrını sormaya gelince yine kimse yok çünkû yalnızlığı kalabalık bir yalnızlık. Yakın zamanda vefaat eden asker emeklisi Cahit amcanın yalnızlığı da muhtemelen kalabalık bir yalnızlıktı. Keskin bir zekâ, zehir gibi bir kafa ama yaşı ilerlemiş, çocuklarıyla geçinemiyor, sosyal çevresi kaliteli insanlardan oluşuyor ama evde bir süre Özbek bir bakıcıyla idare etti, sonra o da olmadı, huzur evi… Zor olduğunu söylüyordu son gördüğüm zamanlardan birinde, Allah rahmet eyleye, kalabalık yalnızlığının içinde bu dünyaya veda etti o da. Örnekleri daha da arttırabilirim ama derdimi anlatmaya yetti sanıyorum, kalabalık yalnızlıklar sınıf dinlemiyor, sanatçı, hoca, asker vb hiç fark etmeden insanı kuşatıveriyor. Bu yüzden kalabalık yalnızlıklara karşı bilinçlenmeli, kalabalık içindeki yalnızları fark etmeyi öğrenmeliyiz belki de; çünkü kalabalık içindeki yalnızlar genelde zeki ve yalnızlığını herkese belli etmeyi tercih etmeyen insanlar arasından çıkıyor ve yaş grafikleri artan bir toplumda onların sayısının artması da kaçınılmaz

Belki de konforlu sitelerde dairelerimizin olduğu katlardaki komşularımızdan birer merhabayı esirgememeliyiz artık. Evde bir kek piştiğinde, bir kutlama yapıldığında onların da kapılarını çalmakta fayda var. Komşularımızla gerçekten komşu olmalıyız. Tuzumuz bittiğinde internetten sipariş vermeden önce bi çimdik tuz istemek için kapısını çalabilecek kadar samimi olmalıyız bir komşumuzla. Çevremizdeki insanların halini hatrını sormayı adet edinmeliyiz ki onlar da bizim halimizi hatrımızı sorar hale gelsinler. Eski tabirle birbirimizle yarenlik etmeyi hatırlamalıyız.

Aile içi ilişkilerde de sınır koyma falan bir yere kadardır. Sınır koyma vb kavramlar yerine sanki olduğu gibi kabul etme ve hoş görme kavramlarını hatırlamanın ve hayatımızda yer açmanın zamanı çünkü eşe sınır koy, anne babaya, kaynanaya vb sınır koy, çocuklar da sana sınır koysunlar falan derken aile içi ilişkiler iyice zayıfladı, evler bile kalabalık yalnızların paylaştığı mekânlar olma riski taşıyor. Bunu değiştirmek gerekiyorsa değiştirecek olanlar yine bizden başkaları değil, bu yüzden aile içi ilişkileri yalnızlaşmayı önleyecek kadar kaliteli tutmak da bizim görevimiz.

Konu konuyu açıyor, hasılı kalabalık yalnızlıklar yaşayanlar için farkındalığımızı artırmamız lazım ve hal hatır sormayı yani selamlaşmayı yaymamız lazım.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.