Fenerbahçe nereye koşuyor
Perşembe akşamı saat 22:00’ da teknik direktörü yoktu, Cuma günü tam gün yoktu, Cumartesi sabahı oldu. İsmail Kartal gitti, geldi. Gidip gelme sayısı bayağı fazla hocanın...
Dün akşam maç öncesi açıklamaları bana göre çok iç açıcı değildi:
"Ben bu camianın evladıyım. Roma maçında tribünden kafama su şişesi geldi. Benim buradaki işim sadece bir maça bakar. Taraftarların beni istemediği yerde benim burada durmam zaten hoş olmaz. Maç sonunda biraz duygusal davranmış olabilirim. İstifa ettim. Şu anda görevimin başındayım. Yoluma devam ediyorum.”
Camianın evladıyım bir su şişesi geldi hadi bana eyvallah... Camiadan olmayan Livakovice Trabzon deplasmanında neler geldi, bırakıp gitmedi.
Antep Stadı'na döndüğümüzde, iki takımın da birbirine bir şey yapmadığı, ülke futbolunu tam anlamıyla yaşadığımız bir ilk yarı izledik.
300 milyon avroya yakın bir takım oluşturan Fenerbahçe’nin Asensio-Greenwood dışında yaratıcı oyuncusunun olmaması gerçekten büyük bir handikap.
İki oyuncu olmadığı zaman takım hücum anlamında çok vasat bir duruma dönüyor.
Bu sezon en fazla top kaybı yaptığı ilk yarıyı oynadılar. Özellikle İsmail Yüksek bu anlamda ön sıralarda yer aldı.
Forvet Lukaku istediği topları alamadığı gibi Greenwood ile Kerem de oyuna hakimiyetlerini kuramadılar.
Gerçekten Lukaku transferinin araştırılması gerektiğini düşünenlerdenim.
Duran toplar çok büyük önem arz ediyordu ancak İngiliz oyuncunun frikiği dışında bunu da iyi kullanamadılar.
Kaymakam ve belediye başkanı destekli Gaziantep Futbol Kulübü, ilk yarı istediği oyun planını sahaya yansıtmıştı. İyi bir geçiş takımı görüntüsü verdiler; final paslarını iyi yapabilseler ilk yarıda istedikleri golleri bulabilirlerdi.
İsmail-Kante-Guendouzi üçlüsünün ve arkalarındaki dört savunma oyuncusunun arasında pozisyon bulmak kolay değil; Antep ekibi bunu başarabildi gücü yettiğince.
Yalnız şöyle bir eleştiri yapmak gerekir: Gaziantep büyükşehir; organize sanayii bölgesi, yemek kültürü ve turistik gezileriyle ünlü olan, her anlamda her şeyi bulabildiğiniz bu ilimiz futbolu da çok seviyor ancak sahanın durumu gerçekten içler acısı. Bu sahalarda bu oyuncuları oynatmak büyük sıkıntı.
İkinci yarıya döndüğümüzde İsmail Kartal, sahaya sürdüğü defansif 11'ine 64 dakika dayanabildi; taraftarı ise oyundan ve takımdan çoktan vazgeçmiş görüntüdeydi.
İsmail Kartal; İrfan, Muriqi ve Oğuz Aydın’ı sahaya sürerek hamlelerini yaptı. Yapsa da karşılığını bulamadı.
Gol atmanız gerekiyor; bir forvet çıkıp bir forvet giriyor, bir kanat oyuncusu çıkıp diğer kanat oyuncusu giriyor. Hamle yapılmış mı oluyor?
Gerçekten sarı-lacivertli takımın kurtarıcısı İrfan Can Kahveci ya da Kerem Aktürkoğlu mu? Hakan Safi ile sözleşme yapan Kerem’in her maç oynama maddesi var mı? Talisca, İrfan Can Kahveci kadar çalışkan değil miydi?
Bu kararı kimler aldı, onlara bakmak lazım. Yeni yönetim muhalefetken eski yönetimleri yerden yere vurarak eleştirmek kolaydı. Gelinen noktada takım ilk 5 maçta 2 mağlubiyet, 1 beraberlik alınması ciddi bir kötü başlangıçtır.
Bu tabloyu “sezonun başı” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Takıma yorgun demek ise...
Geçen sezondan çok daha kötü bir kadro mühendisliği yapıldı; takım yaşlı, ağır, hücumda ise herkes Greenwood’un ayağına bakıyor. Onun da gücü bir yere kadar.
Dönelim sonuca şampiyonluk yarışına gireceğin Galatasaray her maç hemen hemen 3 ve üzeri gol beklentisi ile tempolu oyunlar oynuyor, keza Beşiktaş 3.65 lerin üzerinde ön alan boğucu baskısı müthiş, Fenerbahçe ise geriden kaplumbağa misali yavaşça stoper kaleye kaleci sağ beke, sağ bek, sol stopere yavaş yavaş oyun kurmakla meşgul, beklenen gol beklentileri 1 sayısın biraz üstü. Hani bu takım hızlı oynayacaktı.
Lyon deplasmanı, Roma maçının ikinci yarısı dışında bir oyun yok sahada. Bu durum ne kadar ilerler, tekrar istifa - ikna turları başlar mı?
İsmail Kartal maç sonu açıklamasında; Tek kale oynadık, "Galibiyet için yetersiz olan bir şey yok, yeterli olan her şeyi yaptık ama bir gol atamadık.”
Bu sözler ileri zamanda çok eleştiri alır. Şimdiden yazmış olalım.
